12 Eylül’den günümüze süren ‘o kavga’

12 Eylül’den günümüze süren ‘o kavga’

Selim Açan’ın her iki kitabı da 1960’lardan günümüze Türkiye sosyalist hareketinin önemli bir kesitinin ilk elden tanıklığına dayanan içten bir çalışma olarak öne çıkıyor

Sadık Güleç

Selim Açan ‘Bitmedi Daha…’ adını taşıyan ilk anı kitabında 1968’den 1980’e kadar olan yaşamını anlatıyordu. İkinci kitabı ise ‘Sürüyor O Kavga’ adını taşıyor. İkinci kitabında ise 12 Eylül darbesinden ölüm oruçlarının yaşandığı 2000’li yılların sonuna kadar olan dönemi aktarıyor.

Türkiye sosyalist hareketinin tarihi 1900’lerin başlarından itibaren başlatılsa da onun kitlesel etkisi 1968’lerden başlar. Her iki kitabı da anlatılanın yalnızca Selim Açan’ın kişisel hikâyesi değil, Türkiye sosyalist hareketinin ve onun içinde yer alan büyük bedeller ödemiş bir kuşağın ve dönemin aktarımı olarak görmek gerekiyor. Anlatılan yalnızca bir kişisel anılar topluluğu değil; aynı zamanda Türkiye sosyalist hareketinin zaafları, hataları, fedakârlıkları ile bir döneminin muhasebesinin yapılmasıdır.

Üç dönem

Selim Açan’ın anılarında özellikle üç dönem öne çıkıyor. Bu üç dönemi; 12 Eylül darbesi ve sonrası, yeniden örgütlenmenin başladığı 1990’ların başı, ölüm oruçlarının yaşandığı 2000’lerin sonrası olarak ayırmak gerekiyor. Açan, bu üç dönemde yaşananların Türkiye solunun yaşadığı krizlerin temelini oluşturduğunu söylüyor.

Açan’ın bu ikinci kitabında da onun hem kendi kişisel tarihi hem de içinde bulunduğu hareketin hataları ile ciddi bir hesaplaşmanın olduğunu görüyoruz. Bu durum, Türkiye sosyalist hareketinde öne çıkan kişilerin yazdıkları biyografilerde çok görülmeyen bir özelliktir.

Selim Açan’ın içinde bulunduğu TİKB’nin (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği) diğer sosyalist hareketlerden örgütlenme tarzı olarak belirgin bir farkı var. TİKB 12 Eylül dönemi geldiğinde kadroları ve militanları ile illegal bir örgütlenme yaratmıştı. Diğer sol hareketlerin lider kadroları yasal faaliyet yürütmeselerde ilişkide oldukları kitle örgütleri, yayın organları ile olan ilişkileri ve çalışma tarzları ile yarı legal bir konumdaydılar. Belki bu nedenle darbe öncesi binlerce insanı harekete geçiren bu hareketlerin liderleri darbeden kısa süre sonra yakalandılar.

Fakat bütün bir ülkeyi saran sürek avı, yapılan hatalar ve içlerinden çıkan bir itirafçı sayesinde yapılan operasyonlar nedeniyle yakalandılar. Selim Açan’ın bu döneme ilişkin anlatılarında yeraltı yaşamının kuralları, polisin takip yöntemleri, bunlara karşı alınan önlemler bir dönemin devrimci kuşağının nasıl bir yaşam sürdüğüne ilişkin önemli ayrıntılar yer alıyor.

1984 yılına gelindiğinde Selim Açan İstanbul’da bir örgüt randevusunda yakalandı. Yalnızca o değil içinde bulunduğu örgütün tepe yöneticilerinden önemli militanlarına kadar bütün üyeleri poliste yapılan işkenceli sorgularda direndiler ve konuşmadılar. Yalnızca çözülmemekle kalmadılar aynı zamanda poliste ifade vermeyi de reddettiler. Gerçek kimlikleri bilinmesine rağmen üzerlerinde yakalanan sahte kimliklerde ısrar ettiler. Selim Açan aylar süren işkenceden sonra savcılığa sevk edilirken tutanağa gerçek isminin yazılmasını kabul etmeyince artık pes eden polis memuru “Gıyasettin geldin, Gıyasettin olarak gidiyorsun ya , helal olsun sana” der.

Adressiz Sorgular

Poliste işkencede müthiş bir direniş sergileyen bu kadroların yaşadıkları 1990’larda ‘Adressiz Sorgular’ adlı bir kitapta aktarıldı. ‘Adressiz Sorgular’ o yıllarda sosyalizme ilgi duyan bütün gençlerin okuduğu bir kitap oldu. Açan bu kitap etrafında oluşan efsanenin içinde bulunduğu örgüte büyük bir ilgi uyandırdığını aktarırken olumsuz yansıması ile ilgili gerçekçi bir tespitte bulunuyor: “O direniş örneklerinin sahibi komünistleri gözlerinde fetişleştirdiler. ‘Ben onlar gibi olamam’ duygusu, daha doğrusu kaygı ve korkusu gelişti. Zamanın yönetici kadrolarının işkencede direnişi adeta ‘her şey’ haline getiren yaklaşım ve propagandaları da bu ürküntüyü körükledi. Sonuçta ‘Adressiz Sorgular’ın yarattığı sempati, bir taraftan bizi bir çekim merkezi haline getirirken diğer taraftan genç taraftarlar ve kadro adaylarının örgütle ve mücadeleyle daha fazla bütünleşmelerini frenleyip engelleyen bir etken haline geldi.”

Selim Açan’ın anı biyografisinde 1980’lerden 2000’lerin ortalarına kadar cezaevlerinden, içinde bulunduğu hareketin örgütsel sorunlarına, iç hesaplaşmalara kadar pek çok anı var. Türkiye sosyalist hareketinde 1960’ların ortalarından bugüne mücadele içinde yaşamını geçirmiş pek çok kişi benzer anlatılar yazdı. Fakat o yalnızca bir sosyalist olarak bu mücadelenin teorik ya da pratik sorunlarıyla hesaplaşmamış; aynı zamanda yine bu anlatılarda çok görülmeyen bir şekilde, kendisi başta olmak üzere erkek liderlerin mücadelede içindeki kadınlara ilişkin baskılayıcı tavırları üzerine içten tespitler yapıyor.

Selim Açan’ın her iki kitabı da 1960’lardan günümüze Türkiye sosyalist hareketinin önemli bir kesitinin ilk elden tanıklığına dayanan içten bir çalışma olarak öne çıkıyor.

Agos Kitap (Kasım sayısı)


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar