’13 yıl sonra cinayetin karar vericileri hâlâ karanlıkta’

’13 yıl sonra cinayetin karar vericileri hâlâ karanlıkta’

Dink ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu: Eğer yeni iddianameler düzenlenirse Dink cinayeti bütün yönleri ile aydınlatılmamış, cinayette sorumluluğu olan bir dizi önemli kişi hakkında hüküm kurulmamış ve en önemlisi bu cinayetin karar alıcıları açığa çıkarılmamış, yargılanmamış ve hakkında mahkumiyet kararı verilmemiş olacaktır

Sadık Güleç

Bugün Hrant Dink’in öldürülmesinin 13. yılı. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink bundan 13 yıl önce Trabzon’dan gelen 17 yaşındaki Ogün Samast tarafından öldürüldüğünde cenazesine on binlerce insan katıldı. Hrant Dink 1915 yılında bu topraklarda Ermenilerin yok edilmesinden sonra bu sorunu toplumun tüm kesimlerine anlatmayı başarmıştı. Hakan Bakırcıoğlu, Hrant Dink cinayetinin ardından açılan bütün davalarda Dink ailesinin avukatı olarak hukuksal sürece tanıklık etti. Hakan Bakırcıoğlu ile davaların geldiği aşamaları ve hukuksal süreci konuştuk.

Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Onun katledilmesine yol açan olaylar zincirini istersen senden dinleyelim. Neydi onu hem devletin hemde ırkçı milliyetçi kesimlerin hedefi haline getiren?

Hrant Dink, Ermeni meselesini farklı bir üslupla tartışmaya açtı. Ermeni meselesini toplumlar arasında ilişkinin yeniden kurulmasına dönük, oldukça özenli ve etkili bir dil ve üslup ile anlattı. Hrant Dink 6 Şubat 2004 tarihinde Sabiha Gökçen’in Ermeni bir yetim olduğunu iddia etmiş ve bu iddiasını Agos gazetesinde haberleştirmişti. Hürriyet gazetesi 21 şubat 2004 tarihinde Agos gazetesindeki haberi yeniden haberleştirdi. 22 Şubat’ta Genelkurmay Başkanlığı bu iddia ve haber nedeni ile resmi internet sitesinden Hrant Dink’e yönelik ağır ifadeler içeren bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamanın bir gün sonrası, 23 Şubat’ta Hrant Dink İstanbul Valililiğine çağrılmış ve 24 Şubat 2004 tarihinde sonradan MİT görevlisi olduğu ortaya çıkan iki kişi ve vali yardımcısı Ergün Güngor ile görüşme gerçekleştirilmişti. İstanbul Valiliği’nde Hrant Dink ile görüşen kişiler, MİT İstanbul Terör Daire Başkanı Özer Yılmaz, MİT görevlisi Handan Selçuk ve Vali yardımcısı Ergun Güngor olmuştu.  25 Şubat 2004 tarihinde Hrant Dink hakkında Türklüğü aşağılamaktan suç duyurusunda bulunulmuş ve 26 Şubat 2004 tarihinde de Levent Temiz önderliğinde bir grup Agos gazetesi önünde eylem yapmış ve “Hrant Dink bütün öfkemizin hedefidir” ifadesi ile sonlanan bir basın açıklaması yapılmıştı. Hrant Dink’e yönelik başlayan bu saldırı, süreç içerisinde ağırlaşarak devam etmiş ve linç sürecine dönüşmüştü. Şubat 2004 tarihinden itibaren Hrant Dink’e dönük ağırlaşarak süren saldırı 19 Ocak 2007 tarihinde öldürülmesi ile nihayete ermişti.

Burada şunu eklemek gerekiyor. ‘Hrant Dink farklı bir dil kullanmıştı’ dedin. Sanırım Sağcı milliyetçi kesimlerde bunun iki farklı yansıması oldu. Daha sağcı militarist kesimlerde Dink’e yönelik bir kampanya başlatılırken muhafazakar milliyetçi kişilerde ise onu dinleme eğilimi doğdu. Katılır mısınız buna ?

Elbette katılırım söylediklerinize.  Hrant Dink, Ermeni meselesini topluma dokunarak anlatabilmekte ve etkili bir üslup kullanmakta idi. Hrant Dink Ermeni meselesini ve ötesinde de toplumsal meseleleri karşıtlık kurmadan, toplumlar ve kişiler arasında karşıtlık yaratmadan kişilere ve topluma dokunarak bir dil oluşturabildiği için riskli görüldü. Tam da bu sebepledir ki Hrant Dink saldırıların odağı haline geldi ve nihayetinde de öldürüldü. Fakat yine Hrant Dink kişilere ve  topluma dokunabildiği için cinayetten sonra çok büyük bir toplumsal tepki oluştu. Cinayetin işlenmesinin üzerinden 13 yıl geçtiği halde hala bu toplumsal duyarlılık devam ediyor. Kanaatimce cinayeti organize eden ve işleyenlerin öngöremediği ise tam da bu toplumsal tepki oldu.

Hrant Dink katledildikten sonra Türkiye’de işlenen diğer aydın cinayetlerinden farklı olarak fail hemen yakalandı. Tetikçi Ogün Samast yakalandı.Ama cinayetin planlayıcısı Yasin Hayal’di. Ardından öğrendiğimiz bir gerçek daha oldu. Devletin güvenlik ile ilgili bütün birimleri bu cinayetten haberdardı. Aynı gruptan Erhan Tuncel’in polis muhbiri olduğu ve cinayeti Trabzon Emniyeti’ne bildirdiği ortaya çıktı. Yine Yasin Hayal’in eniştesi Coşkun İğci’nin jandarma muhbiri olduğu onun da olayı Trabzon jandarmasına cinayetten aylar önce bildirdiğini dava sürecinde öğrendik. Peki devletin bütün birimlerinin haberdar olduğu bu cinayetin davasında kamu görevlileri açısından durum nedir? Kimler tutuklandı? Bu konuda nasıl bir aşama kaydedildi?

Devlet görevlileri yönünden Hrant Dink cinayetinin iki yönü var. Birincisi Şubat 2004 tarihinde başlayan ve süreç içerisinde gittikçe ağırlaşan bir saldırı vardı. Devlet görevlileri Hrant Dink’e yönelik tehdidin bilgisine sahiplerdi. Dönemin İstanbul Valisi Muammer Güler TBMM’nin soruşturma komisyonuna yönelik beyanında Hrant Dink’e yönelik tehditlerin bilindiğini söylemişti. Yine dönemin emniyet müdürlerinden Ali Fuat Yılmazer, İstanbul Başsavcılığı’na verdiği ifadede Hrant Dink’e yönelik bir tehdit atmosferinin bulunduğunu ve tehdit atmosferinin devlet görevlileri tarafından bilindiğini; dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah İstanbul Başsavcılığı ifadesinde Ermeni toplumuna ve Hrant Dink’e yönelik tehditlerin aylık yapılan güvenlik toplantılarında konuşulduğunu beyan etmişti. Dolayısıyla Hrant Dink’e yönelik tehdidin varlığı ortadaydı. Bu herkesin bilgisi dahilindeydi.

Bunun yanı sıra 17 Şubat 2007 tarihinde Trabzon il Emniyet Müdürlüğü, Yasin Hayal tarafından Hrant Dink’e dönük eylem yapılacağı ve Yasin Hayal’in bu eylemi yapabilecek kapasiteye sahip olduğuna dair bilgiyi hem İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne hem de Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na iletmişti. Dolayısıyla 17 Şubat 2007 tarihi itibarı ile İstanbul ve Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri ile  Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri Hrant Dink’e eylem yapılacağı bilgisine sahiplerdi.

Yine Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlileri, haber kaynağı olarak yararlandıkları Coşkun İğci üzerinden, Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldürmeyi tasarladığını, İstanbul’a geldiğini, ev ve Agos gazetesi etrafında keşifler yaptığını, krokiler hazırladığını silah temin etmeye çalıştığını ve nihayetinde de  silah temin ettiği bilgisine 2006 yılı Temmuz ayı itibari ile sahiplerdi. MİT Trabzon Bölge Başkanlığı görevlilerinin de cinayet tasarısı ile ilgili bilgi sahibi olmaması olası değil. Dolayısıyla cinayetten aylar önce devlet görevlileri Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisine sahiplerdi. Buna rağmen cinayeti gerçekleştiren yapıya-örgüte yönelik bir operasyon düzenlenmedi ve Hrant Dink’e koruma sağlanmadı. Devlet görevlilerinin bir kısmı bu cinayet organizasyonuna katıldı ve bir kısmı da örgüte yönelik operasyon düzenlemeyerek ve Hrant Dink’e yönelik koruma tedbiri almayarak Hrant Dink’in öldürülmesini olanaklı hale getirdi.

Bu bilgilerin önemli bir kısmı esasında 2007 yılında Hrant Dink cinayetine dair başlatılan soruşturmanın ilk aşamasında elde edilmişti. Ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı o tarih itibari ile soruşturmayı derinleştirebilir, cinayete giden süreçte yaşananları, Hrant Dink’e yönelik linç sürecini örgütleyenleri etkin şekilde soruşturabilir, cinayete ilişkin bilgi sahibi olan, cinayetin önüne geçmeyen devlet görevlilerini sorgulayabilir ve iddianameler düzenleyebilirdi. Fakat 2007 yılında bu gerçekleşmedi.

İlk olarak Erhan Tuncel’in polis muhbiri olduğu ortaya çıktı. Sonra jandarmanın İğci vasıtası ile haberinin olduğu… Fakat Ergenekon operasyonlarının olduğu bir dönemdi. Biraz mesele Ergenekon operasyonları çerçevesinde tartışıldı. Bu dava bir yönüyle biraz da devlet içindeki çatışmaların yansıdığı bir alan oldu.

Şöyle izah edeyim. Erhan Tuncel’in polis muhbiri, Coşkun İğci’nin jandarma muhbiri olduğu bilgisi soruşturmanın ilk aşamasında ortaya çıkmış bilgilerdi. Erhan Tuncel’in İstanbul İl Emniyet Müdürlüğündeki sorgusunda 4 gün süresince beyan ettiği hususlar, 25 Ocak 2007 tarihinde, sorguyu gerçekleştiren emniyet görevlileri tarafından Erhan Tuncel’in imzasını içermeyen bir tutanağa bağlandı. Coşkun İğci 31 Ocak 2007 tarihli İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ifadelerinde Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlileri ile ilişkisinin olduğunu (ki Coşkun İğci bu görevlileri ‘JİTEM’ görevlileri olarak adlandırmıştı ifadelerinde) ve cinayet tasarısına dair Trabzon il Jandarma Komutanlığı görevlileri ile birçok görüşme yaptığını ve çok ayrıntılı bilgiler aktardığını beyan etmişti.  Bu hususlar, soruşturmanın ilk anından Dink cinayeti soruşturmasını yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bilgisi dahilinde idi. Fakat, bu bilgilere rağmen 2007 yılında Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında iddianame düzenlenmedi ve Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlilerinden ise yalnızca iki alt düzey görevli hakkında ve yalnızca ‘görevi ihmal’ suçlaması ile iddianame düzenlendi. Sonuç olarak 2007 yılında, bir ‘çatışma’ olduğu kabulü üzerinden değerlendirme yapılacak olursa bu ‘çatışma’ yalnızca iki alt düzey jandarma görevlisi hakkında ve yalnızca ‘görevi ihmal’ suçlaması ile iddianame düzenlenmesini beraberinde getirdi.

Jandarma görevlileri hakkında salt görevi ihmalden düzenlendi o halde iddianame.

Evet. Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in içinde olduğu 18 kişi hakkında 20 Nisan 2007 tarihinde bir iddianame düzenlenmişti. Trabzon İl Jandarma’nın iki görevlisi hakkında ‘görevi ihmal’ suçlaması ile 2007 aralık ayında bir iddianame düzenlenmişti.  Bu iki görevli 20 Mart 2008 tarihinde Trabzon Sulh Ceza Hakimliği Mahkemesindeki ifadelerinde Coşkun iğci’den elde edilen bu bilginin Albay Ali Öz başkanlığında yapılan günlük istihbarat toplantısında aktarıldığını ve Trabzon İl Jandarma istihbaratın bütün görevlilerinin bu cinayet ile ilgili  bilgi sahibi olduklarını beyan edince,  Trabzon jandarma görevlileri hakkında yeniden soruşturma yapılması zorunlu hale geldi ve bu kez 8 jandarma görevlisi hakkında fakat yeninden ‘görevi ihmal’ suçlaması ile iddianame düzenlendi, düzenlenmek zorunda kalındı.

Ama başlangıçta İl Jandarma Alay komutanı Ali Öz’ün bu bilgiye sahip olduğu gizlenmişti değil mi?

Evet, Trabzon Jandarma Komutanlığı’nın cinayet öncesi cinayet ile ilgili bilgi sahibi olan tüm görevlileri gerçeğe aykırı beyanda  bulunmuş, cinayet tasarısı ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmişlerdi ve yanı sıra gerçeğe aykırı belge düzenlemişlerdi.

Fakat son dört yıldır davanın seyri tekrar yön değiştirdi. Bugün bir çok üst düzey emniyet yetkilisi yargılanıyor değil mi?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2007 yılında iddianame düzenlediğinde Dink cinayetini soruşturmak üzere bir soruşturmayı açık tuttu.  2013 yılında çeşitli ifadeler alındı. 2014 yılında ilk olarak 8 Mayıs 2014 tarihinde EGM İstihbarat Daire eski başkanı Sabri Uzun’un ifadesi alındı ve ilerleyen tarihlerde de İstihbarat Daire Başkanlığı, İstanbul ve Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin de içerisinde olduğu devlet görevlilerinin ifadeleri alındı. Devlet görevlilerinin 27’si hakkında Aralık 2015 tarihinde iddianame düzenlendi.  İddianame düzenlenenler arasında istihbarat daire başkanlığı görevlerini yapmış olan Sabri Uzun ve Ramazan Akyürek, Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, İstanbul il Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, Trabzon il Emniyet Müdürü Reşat Altay, istihbarat şube müdürleri Faruk Sarı, Engin Dinç de bulunmakta idi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 8 Mayıs 2017 tarihinde de aralarında İstanbul ve Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlilerinin de olduğu 50 kişi hakkında iddianeme düzenledi.

Bunlardan tutuklu olanlar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek…

Evet. Bunların yanı sıra Ercan Gün ve İstanbul İl jandarma istihbaratından Muharrem Demirkale.

Dava yıllarca sürdü ama enteresan bir şekilde her aşamasında farklı bilgiler ortaya çıktı. Erhan Tuncel’in polis muhbiri olduğunun ortaya çıkmasından sonra başka bilgileri de öğrendik. Son duruşmalarda cinayetin olduğu gün olay mahallinin etrafında İstanbul il Jandarmasından görevlilerin olduğuna ilişkin iddia ortaya atıldı. Bu bilgi ne derece doğru? Kesinleşmiş mi bu bilgi?

Ogün Samast’ın cinayet mahalinde yalnız olmadığını, olamayacağını soruşturmanın ilk aşamasında müdahil taraf olarak beyan etmişik. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği iddianamede  İstanbul İl Jandarma Komutanlığı görevlilerinin bir kısmının cinayet mahallinde ve bir kısmının da Bakırköy’de Hrant Dink’in ikamet ve işyeri yakınlarında olduğunu iddia etti. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde süren yargılamanın konularından birini de bu iddia oluşturmakta. Müdahil taraf olarak biz bütün deliller toplandıktan bu konu ile ilgili beyanda bulunabileceğiz.

Dava 13 yıldır sürüyor. Siz bu süreci başından itibaren takip eden avukatlardan birisiniz. Şu anda davanın hangi aşamasındayız. Bu davada araştırılmayan neler var? Davaya dahil edilmeyen ama yargılanması gerektiğini düşündüğünüz kimler var?  Bu dava daha ne kadar sürebilir?

Müdahil taraf olarak 2007 yılından bu yana Hrant Dink cinayetine giden süreçte yaşananları, ona karşı linç kampanyasını örgütleyenlerin bağlantılarının açığa çıkartılması ve iddianame düzenlenmesi gerektiğini söylemekteyiz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu süreci etkin bir şekilde soruşturmadı. Ve bu süreçte yer alan bir yığın şüpheli hakkında da kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Valiliği görevlileri, Trabzon ve İstanbul MİT Bölge Başkanlığı görevlileri hakkında ve İstanbul il emniyet müdürlüğü, istihbarat daire başkanlığı ve Trabzon Jandarma Komutanlığı’nın bu cinayette açık sorumlu olan bir kısım görevlisi hakkında da iddianame düzenlemedi. Dolayısıyla da bunlar bu davanın çok önemli eksik yanlarını oluşturmakta. Müdahil taraf olarak biz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu konularda kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarına itirazlarda bulunmuştuk. İtirazlarımız sulh ceza hakimliği tarafından ret edildi. Bunu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdık. Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda ihlal kararını vermesini talep ettik. Fakat Anayasa Mahkemesi, bu konuda ihlal kararı oluşturmadı. Dolayısıyla biz müdahil taraf olarak bugün sürmekte olan yargılamanın, Hrant Dink cinayetindeki sorumluluğu tüm yönleri ile tartışmaya açmayan bir yargılama olduğunu ve bu yargılamanın bütünsellik taşımadığını eksik bir yargılama olduğunu ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu süreler soruşturulmaz, yeni iddianame hazırlanmazsa İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde çıkacak olan kararın da eksik karar olacağını söylemekteyiz. En önemlisi cinayetin bildiklerimizden ve öngördüklerimizden öte kimler tarafından hangi tarihte ve nasıl karara bağlandığı hususu açığa çıkarılamadı.  İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların sorgusunu tamamladı. Bir kısmı yurt dışında firari. Ama firari olmayan tüm sanıkların savunması alındı. Tanıkların çok önemli bir kısmı dinlendi. Eğer yeni iddianameler düzenlenmez, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi yargılamalar sırasında çıkan bilgiler üzerinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmazsa bu durumda yargılama çok uzamayacaktır. Elbette bu haliyle eksik bir karar çıkacaktır. Dink cinayeti bütün yönleri ile aydınlatılmamış Dink cinayetinde sorumluluğu olan bir dizi önemli kişi hakkında da hüküm kurulmamış ve en önemlisi bu cinayetin karar alıcıları açığa çıkarılmamış, yargılanmamış ve hakkında mahkumiyet kararı verilmemiş olacaktır. (Gazete Duvar)

 


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar