“Burada farklılıklara tahammül yok” -I

“Burada farklılıklara tahammül yok” -I

Bana “Git kendini Boğaziçi Köprüsü’nden at” dediler. Yıllardır akrabam olan, yüz yüze baktığımız insanlar

Adım D.G.S. 1994 yılında doğdum. Çocukluğum Kasımpaşa’da geçti. Gençlik yıllarımda Beyoğlu ile tanıştım, onun dışında ben klasik Kasımpaşalı bir kızdım. Erkek bedeninde dünyaya geldim ben.

 

İlk kadınlığımı dışarıda da yaşamak istediğim zaman bundan 4 yıl önceydi. Bu arada benim yaşadığım duruma transseksüellik deniyor. Bu, bir cinsin bedeninde dünyaya gelip kendini karşı cins olarak hissetmek anlamına geliyor.

 

“Trans kelimesi politik bir kelime”

İşin çok teorisine girmeyeceğim ama bana göre trans kelimesi politik bir kelime. Tamamen toplumla, toplumsal cinsiyetle alakalı.

 

Ben üç yaşımdan beri farkındaydım kız olduğumun ama o zaman cinsiyetleri bile bilmiyordum. Hani kız nedir, erkek nedir, cinsiyet ne demektir… Yavaş yavaş anlamaya başlıyordum. Mesela bana koydukları isim o zaman “kızlar” olarak adlandırmadığım ama içten içe bildiğim o insanların ismi gibi değildi. Gitgide ait olmadığım bir duruma doğru çekildiğimi hissediyordum yani.

 

Çözemediğim çok şey vardı. Mesela 6 yaşında kadın cinsel organını ilk kez gördüğümde çok şaşırmıştım. Şaşırmam o organı garipsediğimden değildi, “Bende neden bundan var?” diye şaşırmıştım. Çünkü o olması gereken gibiydi, tıpkı benim gibiydi. Ama onda başka bir organ vardı, benimkinden farklıydı.

 

İlkokulda, ortaokulda cinsiyet rolleri belirlenmeye başladığında benim de sıkıntılarım başladı. Kızlarla Molped şarkıları söylediğim için annem tarafından az azarlanmadım.

 

Lise zamanımda ise ergenlikle beraber cinsel yönelim de işin içine girdi. Liseye geçince herkes birbiriyle sevgili olur. Gerçek hayattaki eş bulma arayışının önden bir pratiği, bir tiyatrosu gibidir. Ve ben tabii ki ortada kaldım.

 

O dönemde disfori yaşıyordum, trans bireylerin çokça yaşadığı bir durum bu. İşin içinden çıkamayınca bir karar vermiştim: Ya ben kadın olacaktım ya da sihirli bir değnek değecek, tam bir erkek olacaktım. Kızlardan hoşlanacağım, erkeğim ben diye etrafta dolaşacağım filan. Böyle düşündükçe çok daha zorlaşmaya başladı durumum. Vücudumda yüzümde tüylenmeler başladı. Yüzüm öbür kızların yüzü gibi değil. Saçlarım kısacık kestiriliyor. Giymek istediğim kıyafetleri giyince ailem tarafından azarlanıyorum, gerektiği yerde zor kullanılıyorlar. Ben aile içi fiziksel şiddet çok görmedim ama psikolojik şiddete çok maruz kaldım.

 

Zaten 13 yaşındayken aileme açılmıştım. Ben erkeklerden hoşlanıyorum, kendimi erkek gibi hissetmiyorum dedim. Tam olarak kadın olduğumu da söyleyemiyordum, çünkü o zaman böyle bir şeyin var olduğunu dahi bilmiyordum. Benim için diğer kızlar normal kızlardı, bir gün evleneceklerdi. Onlar prensesti, ben çirkin ördek yavrusuydum. Çok garip bir kıskançlığım da vardı.

 

Üniversiteye geldiğimde bir yıl erkek yurdunda kaldım, ikinci yıl iki erkek arkadaşımla eve çıktık.

 

Ben hep yüzümde çıkan tüyleri alırdım, gizli gizli rimel sürerdim. Çok olmasa da ablamın kıyafetlerini denerdim. O kıyafet meselesi de öyle bildiğiniz gibi değil, hani kadın kıyafeti giyince “Evet işte bu benim, çok güzel oldu” demez kimse. Aksine ablamın hiçbir kıyafeti bana yakışmazdı. Ablam kısaydı benden zaten.

 

O dönem intihara yakın düşüncelerim vardı, tam olarak intihar etmek istemiyordum ama sık sık ölümü düşünüyordum. Terapiste gittim. “Neden sütyen takıyorsunuz?”, “Neden makyaj yapıyorsunuz?” diye sorardı. Ben de derdim ki “Bu benim politik tavrım” Hoşuma gittiğini de söylüyordum.

 

“Kadın olmak istemiyorum, ben zaten kadınım”

Sonra bir konuşma esnasında anne olmak istediğimi söyledim. “Biliyorsunuz kadınlar anne olabilir. Siz bir kadın mısınız?” diye sordu bana. Ben de “Kadın olmak istemiyorum, zaten ben kadınım” dedim. Orada yapboz birleşti bende… “Oha ben bir kadınmışım” dedim kendi kendime.

 

O süreç çok garip bir süreçti. Bir yandan bu kadar basitmiş ve ben şimdiye kadar fark etmemişim diye kendime kızıyordum, bir yandan da sonunda cevabı bulduğum için çok mutluydum.

 

Ondan sonra bu durumu aileme söyledim. Tabii ki yine çok sert tepki verdiler. Beni terapist, medyum, cinci, muskacı, neci ararsan hepsine götürdüler. Onların tabiriyle beni düzeltmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

 

Beni zorla götürdükleri bir psikiyatr anksiyetem olmadığı halde antidepresan verdi bana mesela. Bir dönem de o ilaçların sıkıntısını çektim.

 

Ondan sonraki dönemde klasik şeyler oldu. Ailem para yollamayı kesti, iş bulmaya çalıştım. Ben D.’ydim, sutyen takıyordum, makyaj yapıyordum, androjen bir yüzüm vardı. Tabii iş başvurularını çok etkiliyordu bu durum. Beni işe almamak için herkesin bir nedeni vardı ama ekmek parası vermek için kimsenin bir nedeni yoktu. İş bulamadım.

 

Ailemin yanına geri döndüm. Erkeksileşmeye başladım. Boğaziçi’ne geçiş yapmıştım, o dönem çok alkol kullanmaya başladım. İstanbul Üniversitesi’ne geçiş yaptım. 2016’nın Aralık ayında östrojen hormonuna başladım.

 

Kullandığım iki hormon var: birisi östrojen biri anti androjen. İkisi de benim psikolojime, hayatıma, neresinden bakarsanız bakın iyi etkide bulundu.

 

 

“Seks işçiliği yapmak yerine kitap tezgahı açtım”

Ailem hormona başladığımı ve lazere gittiğimi öğrendiğinde beni evden attı. Seks işçiliği yapmak istemedim, kitap tezgahı açtım. Bir erkek arkadaşım vardı, o dönem beraber göçebe olarak yaşıyorduk. İleri derecede uyuşturucu bağımlısıydı. Ondan çok fazla fiziksel şiddet gördüm, ölüm tehdidi aldım. Öldürülmenin kıyısına da geldim.

 

Hayatım boyunca korktuğum, ondan dolayı kendimi açamadığım erkek şiddetini bir anda “İşte sen bundan korktun, kadın olmak istiyordun, al sana kadınlık” der gibi yaşadım. Bir kadın olmak böyle de bir şeymiş dedim. Kadın olmanın ne kadar travmatik koşullar getirdiğini anladım.

 

O erkek arkadaşımdan olaylı bir şekilde ayrıldım, polis çağırdım, zaten hapishane firarisiydi. Birkaç kez sosyal medyada tehdit etti, ondan sonra savcılığa verdim, şimdi hiçbir şey yok.

 

Şiddet olayından sonra karakoldayken babamı aradım. Aile evine döndüm, bir buçuk ay orada kaldım. O arada ailem benim trans olduğumu, kadın kimliğimi akrabalarımla paylaştı. Hakaretler, tehditler, “evden atarız”lar… Bir erkek şiddeti daha gördüm. İki dayım bizim eve geldiler, “Seni öldüreceğiz”ler havada uçuşuyor.

 

Bana “Git kendini Boğaziçi Köprüsü’nden at” dediler. Yıllardır akrabam olan, yüz yüze baktığımız insanlar. Ben çok büyük şoka uğradım. Sonra orada yaşayamayacağımı anladım, kendimi güvende hissetmiyordum. Ayrıldım evden.

 

Ayşe Abla diye bir kadınla tanıştım. O kendi tabiriyle eski bir “Genelevi kölesi”. Bana samimiyetten dolayı bazen “N’aber orospu?” diyordu, ben de kızıyordum “Ben orospu değilim” diye çıkışıyordum. Oradan bir muhabbet gelişti. Kendi hikayesini anlattı bana, işin çok daha karanlık kısımlarını. Ayşe Abla’nın hikayesi çok daha karanlık.

 

Ben evden ayrılınca duymuş bunu. “Hayata Sarıl” diye bir projesi vardı, evsizleri bir lokantada toplayıp gün sonunda yemek vermek, kalacak yer ayarlamak gibi. “D. de gelsin dahil olsun” demiş.

 

O zamanlar ben hala kitap tezgahı açıyordum. Üç ay kadar bu projeyi bekledim. Proje başladı, önce mutfak eğitimi aldım, şu an servis eğitimi alıyorum. Bazen mutfakta, bazen servisteyim.

 

Lokanta açılmadan birkaç gün önce ailem beni çağırdı, çok özlediklerini, beni kabul ettiklerini ve beraber yaşamak istediklerini söylediler. Gittim ama yine aynı şeyler oldu, adımı da yasal olarak değiştireceğimi öğrendiklerinde tekrar evden ayrıldım.

 

15 gün sonra yasal ismim D. G. olacak, 4 ay sonra da ameliyat oluyorum Adana’da. Bunu biliyorlar artık, korktukları şey oluyor artık yasal olarak da.

 

İlk açıldığımdan beri, trans kimliğimi öğrenen herkesten tam olarak aynı olmasa da aynı noktada birleşen çok fazla tepki aldım. Birleştikleri nokta ya hep seks işçiliği, ya da hani o kadınlığın gizemli ve pis bir doğası vardır, erkeğin ilgisini çekmeye çalışır, ahlaksızdır, namussuzdur meselesi. Ben de hep o kefedeydim.

 

“Ben onların olmamı istedikleri gibi değilim, ben kendimim”

Oramı buramı açardım hep, makyaj yapardım, süslenirdim. Hani tahmin edebilirsiniz toplumun kadınlık algısını, ben de o algıya oturtulmaya çalışıldım. Kendi kendime hep şunu söyledim: “Ben onların dedikleri gibi değilim, ben kendimim” Benim bütün mücadelem bu. Ben D.’yim. Bunu anlatmaya çalışıyorum.

 

Asıl derdim kadınlık da değil. Benim zaten kazanacağım kaybedeceğim bir şey yok. Ben ameliyat olduğumda “Yaşasın vajinam var, artık kadınım” demeyeceğim, sadece senelerdir sıkıntısını çektiğim fiziksel bir sorundan kurtulacağım. Ya da ben makyaj yaptığımda “Oha evet bu benim, benim böyle olmam lazım” demiyorum. Bir erkek arkadaşım olduğunda “İşte bakın, böyle kadın olunur” yapmıyorum. Bunlar zaten benim yaşamam gereken şeyler, herkesin hayatında olması gerektiği gibi.

 

Ama ben ayrımcılık görüyorsam, ben sıkıntı çekiyorsam bu benim için insanlığa işaret ettiren bir şey. Ben buradan dönüp kadınlığımı sorgulamıyorum, kendi kadınlığımda bir yanlışlık aramıyorum. Çünkü çok doğal bir şey oradaki ve bu çok doğal şeyden dolayı birileri beni dövmek, öldürmek istiyor.

 

“Tacizci aslında senin kadın kimliğine saldırıyor”

Sivil polisler gelip beni sıkıştırıyor, benden kimlik istiyorlar, “D. Hanım” deyip gülüyor, el hareketi çekiyor, “Nonoş, ibne, dönme” diyorlar.

 

Sokakta yürürken, metroya binerken, otobüsteyken tacize maruz kalıyorum. Hayır bence benim nasıl bir kadın olduğumu bilseler beni taciz etmezler. Çünkü mesela tantunicide çalışan bir erkek bana “Et var et” diye bağırsa, ben dönüp baksam, beğensem onu, “Evet et var, hadi ne istiyorsan yaşayalım” deyip yanına gitsem “Et yok et yok” diye bağırarak kaçacak. Çünkü o taciz ettikten sonrasını düşünmüyor, istemiyor bile. O sadece seni taciz etmek, senin kadın kimliğine saldırmak istiyor.

 

Hayat garip yani. Sistem garip. 5 yaşındayken bana “İbne, sen kızsın” diyen çocuklara 20 yaşında “Evet, ben kızım” dediğimde “Hayır, sen bir erkeksin” diyorlar bu sefer de.

 

“Kız olarak doğmak ister miydin?” diye soranlar oluyor. Hayır, ben zaten kızım. Ben kız olarak doğdum, erkek bedeninde bir kız olarak. Mutluyum kendimle.

 

Çok fazla seks işçiliği teklifi aldım. Ve bu teklifler o kadar normal gerçekleşiyor ki, hani böyle anlatıldığı gibi değil. Bildiğiniz, böyle oturup sohbet ettiğiniz arkadaşınız espri anlamında birden bire “Ee D., ne zaman beldeliğe başlıyorsun?” diye soruyor. O espride bile bir gönderme var. Neden? Çünkü belli, ben bir iş bulamayacağım. Niye bulamayacağım? Çünkü mavi kimliğim var ve pembe görüntüdeyim. Hayır, bulacağım. Çünkü ben buyum, D.’yim ben ve D. olmam iş bulamam için bir sebep değil.

 

Kitap tezgahı açmadan önce Galata’da ipek kumaşlar satan bir butikte çalıştım mesela, İngilizcem çok iyi olduğu için. İpek kıyafetler giydim ve muhteşem güzel oldular. Çünkü gerçekten öyle bir kadındım, hala da öyleyim.

 

[Sürecek]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar