2 Temmuz öncesinde birleşik mücadele çağrısı

2 Temmuz öncesinde birleşik mücadele çağrısı

2 Temmuz 1993 tarihinde gerçekleşen Sivas Katliamı’nın 26. yıldönümü anma etkinlikleri için Ankara Mülkiyeliler Birliği binasında basın toplantısı düzenlendi.

Alevi kurumları, 2 Temmuz’da yakınları katledilen aileler, çok sayıda kitle örgütü, siyasi çevre ve kurumun katılım gösterdiği toplantıda Alevi kurum temsilcileri ve iller adına kısa konuşmalar yapıldı.

Katılım ve ilginin yoğun olduğu toplantıda 2 Temmuz çerçevesinde yapılacak merkezi ve yerel etkinlik tarihleri ve yerleriyle açıklandı.  Ardından hazırlanan ortak basın metni okundu

Baskı, asimilasyon ve katliam politikalarına karşı eşitlik, özgürlük ve adalet için 2 Temmuz’da alanlarda buluşalım!” başlığı taşıyan basın açıklamasında 23 yıl önce 33 gencin, kadının, aydın ve sanatçının Sivas’ın ortasında tekbirler eşliğinde bütün devlet güçlerinin gözü önünde yakılarak katledildiği belirtilerek, katliam öncesi hazırlıklar yapıldığı, birkaç gün önce şehrin içinde hiçbir yerde kaldırım çalışması gibi faaliyetler yok iken Madımak Oteli’nin çevresine kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldığı ifade edildi.

Belediye-asker-polis-medya katliama yol açtı

Dönemin belediye başkanının katliam sırasında “gazanız mübarek olsun” diyerek katliamı adeta teşvik ettiği hatırlatılan açıklamada, otelin önündeki askerlerin ise katliamı gerçekleştirenlere hiçbir müdahalede bulunmadıkları, otelin önünden ayrılarak katliamın yolunu açtığı belirtildi. Aynı şeyi polisin de yaptığı vurgulanarak, gelen birkaç polisin de ya olayları izlediği ya da katliamcılarla kol kola hareket ettiği vurgulandı. Medyanın ise işbirlikçi rolüne yakışacak şekilde gericilerle birlikte Aziz Nesin’in bazı sözlerini çarpıtarak etkinliklere katılan insanları günler öncesinden hedefe çaktığı kaydedildi. Kentte haftalar öncesinde bildirilere dağıtılıp, “kıyam” ve “katliam” çağrılarının yapıldığı ifade edildi.

Katliam günü devlet güçlerinin saatlerce gerici güruhun toplanmasını bekledikleri, dahası bunu teşvik ettikleri hatırlatılarak, “Katiller önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezine saldırdılar ancak buradan püskürtüldüler. Gerici katil güruh “kahrolsun laiklik, şeriat isteriz” , “şeriat gelecek zulüm bitecek” gibi sloganlar ve tekbirler eşliğinde otele yönelip kolluk güçlerinin gözü önünde katliamı gerçekleştirdiler” denildi.

Açıkça görüldüğü gibi Sivas Madımak Oteli Katliamı egemenlerin askeriyle, polisiyle, yargısıyla, medyasıyla, belediyesiyle, hükümetiyle organize ettiği ve ortaçağ artığı gerici katillerin tetikçiliğiyle hayata geçirdiği planlı bir katliamdı” diye vurgulanan açıklamada, katliamdan sonra gerici katil güruh içinden sadece küçük bir grup hakkında dava açıldığı ifade edildi.

Katiller korundu, yargılanmadı, bilerek yakalanmadılar

Bu katillerin çoğunun uzun yargılamalardan sonra ya hiç ceza almadığı ya da küçük cezalarla işin içinde çıktıkları belirtilen açıklamada, “Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı ise hiç bulun(a)madı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı. Bir kısmı da arama kararlarına rağmen ellerini kollarını sağlayarak yurtdışına çıktılar. Daha sonrasında devlet tarafından bulun(a)mayan bu katiller zamanaşımı kararıyla ceza almaktan kurtuldular. Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı ise bu karar için “hayırlı olsun” dedi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler. Sivas Katliamından bugüne kadar 26 yıl bu şekilde geçti.” İfadelerine yer verildi.

Aynı zihniyet devam ediyor

AKP iktidarının aynı ruhu ve zihniyeti bugüne de taşıdığı belirtilen açıklamada, Alevilere ve diğer tüm ilericilere dönük tehdit ve baskı politikalarına hız verildiği vurgulandı.

Açıklamanın devamında son yıllardaki baskı ve katliam politikaları şöyle özetlendi:

Gezi Direnişinden beri olağan bir şekilde rıza üreterek iktidarını devam ettirme şansı kalmayan AKP ülkeyi baskıya dayalı OHAL rejimiyle yönetmektedir. OHAL’in sadece ismi kaldırılmış ama uygulamaları aynen devam etmiştir. 15 Temmuz bahanesiyle ilan edilen OHAL’den sonra çıkarılan KHK’larla yüzbinlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmış, insanların malına mülküne keyfi bir biçimde el konulmuştur. Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnen insanlara da AKP iktidarı vahşice saldırmıştır. AKP iktidarı Kürt sorununda demokratikleşmeyi değil güvenlik eksenli savaş politikalarını esas almaya devam etmektedir. Bu savaş politikaları nedeniyle birçok insan hayatını kaybetmiştir. Roboski’de sivil yurttaşlarımız uçaklardan atılan bombalarla acımasızca katledilmişlerdir. Cizre’de, Sur’da ve daha birçok yerde sivil yurttaşlarımız tarifsiz acılar yaşamışlardır. Katledilen çocuklar buzdolabında saklanmıştır, Taybet Ana’nın cenazesi günlerce yerde kalmıştır. İnsanların evleri yıkılmış, birçok sivil yurttaş da hayatını kaybetmiştir. Savaşa karşı çıkan 103 barış güvercinimiz Ankara Garı önünde devlet desteğiyle gerçekleştirilen bombalı saldırıda katledilmişlerdir.  Kürtlere dönük ötekileştirici ve ayrımcı politikalar artık bütün Kürtleri terörist ilan eden söylemlere kadar varmıştır. Cezaevlerinde aylarca devam eden açlık grevlerinin başta çözülme imkanı varken bu yapılmamış ve bu yüzden de birçok yurttaşımız hayatını kaybetmiştir.

‘Bu tekçi zihniyete karşı demokrasi mücadelesi kaçınılmazdır’

AKP’nin kurduğu yeni düzende farklılıklara yer olmadığını, yeni devletin tekçilik üzerine inşa edildiği belirtilen açıklamada, bu yeni tekçi iktidar karşısında demokrasi mücadelesi çağrısı yapıldı.

AKP iktidarının gücünü kaybettikçe saldırganlaştığı, son yerel seçimlerden sonra bunun netleştiği belirtilen açıklamada bu saldırganlığın en son ÇUBUK’ta asker cenazesine katılmak isteyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun linç edilmesine ve hatta yeni bir Madımak provası yapılmasına da yandığı anlatıldı.

O saldırıya katılanların hızla serbest bırakıldıkları, AKP yetkilileri tarafından elleri öpülerek karşılandıkları, bunun da saldırının planlı ve devlet destekli olduğunu gösterdiği ifade edildi.

Muhaliflerin can güveliği yoktur!

O saldırıdan sonra birçok gazeteci ve yazarın da saldırıya uğradığı hatırlatılan açıklamada, bugün toplumun çeşitli görüşlerden muhalif kesimlerinin hiçbir can güvenliğinin olmadığı vurgusu yapıldı. “AKP tehditle ve baskıyla toplumu sindirerek egemenliğini devam ettirmeye çalışmaktadır” denildi.

Toplumsal yaşam hızla gericileştiriliyor

Toplumsal yaşamın AKP iktidarı eliyle hızla gericileştirildiği belirtilen açıklamada, devletin artık şeklen kalmış sınırlı laik niteliğinin de bütünüyle ortadan kaldırılmak istendiği kaydedildi.

Eğitimin gericileşmesine, taciz ve tecavüzle gündeme gelen gerici vakıflara havale edilmesine, tüm kamusal kaynakların yandaş sermaye ve emperyalistlere aktarılmasına, doğanın talanına değinilen açıklamada, derinleşen krize işaret edilerek faturasının işçi ve emekçilere çıkarılmaya çalışıldığına vurgu yapıldı.

‘Aleviler üzerindeki baskı ve asimilasyon politikaları sürüyor’

Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon ve yok etme politikalarının AKP iktidarı tarafından da hevesle uygulandığı, çeşitli yerlerde kutsal mekanlarının yok edildiği, Alevilerin elinden alınarak siyasal İslamcılara verildiği, cemevlerinin tanınmadığı, Alevi çocuklarına zorla din dersi verildiği belirtilen açıklamada, “Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi Katliamlarının üzeri devlet tarafından ısrarla örtülüyor. Alevi köylerine zorla Cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar. Birçok insanımız baskı ve ayrımcılıktan dolayı toplumsal yaşamda Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor” denildi.

‘2 Temmuz sadece Alevilere dönük değildi’

Açıklama 2 Temmuz’un sadece Alevilere dönük olmadığı, ezilen-ötekileştirilen-dışlanan-yok sayılan tüm toplumsal kesimlere karşı yapıldığının altı çizilerek ortak mücadele çağrısı yapıldı:

2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı özünde sadece Alevilere karşı değil; ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan bütün toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliamdır. O yüzden ezilen, ötekileştirilen, dışlanan ve yok sayılan herkesi zulme karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz. Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tek adam rejimine, faşizme, ırkçılığa, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı laikliği, özgürlüğü, eşitliği, adaleti, barışı, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini savunarak katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım.  Gelin 2 Temmuz’da acılarımızı ortaklaştıralım. Acılarımızı paylaşarak azaltalım.   Gelin hep birlikte dayanışmayı ve mücadeleyi büyütelim. Büyütelim ki bize bu acıları yaşatanlardan hesap sorabilelim. Bütün halkımızı bir daha böyle acıları ve katliamları yaşamamak için 26.yılında Sivas Madımak Katliamında yitirdiğimiz canlarımızı meydanlarda ve alanlarda anmaya davet ediyoruz. Önderimiz Pir Sultan Abdal’ın “Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan” şiarıyla Sivas Madımak Katliamının 26.yılında Sivas Madımak Oteli önünde buluşalım.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar