2019’a kadınlar damga vurdu!

2019’a kadınlar damga vurdu!

Buraya taşıyamadığımız daha birçok boyutuyla 2019’da kadın mücadelesinin yarattığı birikim, bir isyanlar döngüsünde olduğumuz şu eşikte daha güçlü bir nitelikle konuşmak üzere 2020 ‘ye devroldu. 

2019 yılı kadın sorunu ve mücadelesinin gerek biçim gerekse içerik anlamında uluslararasılaştığı bir yıl oldu. Aslında bu, uzun süredir böyle. Fakat 2019’da gerek kadın cinayetleri, şiddet, tecavüz saldırıları gerek burjuva diktatörlükleri ve gerici ideolojik aygıtlarının kadınların tarihsel-toplumsal kazanımlarına dönük saldırı noktaları ve gerekse dünyanın dört bir yanında gelişip güçlenen kadın hareketinin talepleri, çıkış noktaları ve hatta eylem biçimleriyle benzerleşmesiyle daha bir berraklaştı.

Bu benzeşmenin temelinde dünya düzleminde toplumsallaşan ve kadın kitlelerini bu üretimle daha doğrudan ilişkili hale getiren emperyalist kapitalist üretim sisteminin yarattığı toplumsal sonuçlar yatıyor. Emperyalist küreselleşmenin yaygınlaşıp derinleşmesinin ortaya çıkardığı toplumsal dönüşüm ve altüst oluşların en başına kadın kitlelerinin toplumsal konumundaki değişimi yazmak yanlış olmaz. Kadını ailenin bekçisi kılmak, emek gücünün yeniden üretimi görevleriyle eve zincirlemek kapitalist üretim için olmazsa olmazdır. Fakat üretimin toplumsallaşma düzeyi aynı zamanda kapitalist üretime doğrudan katılmasını da zaruri hale getirmekte ve bu gerçek mevcut üstyapı kurumlarından ailenin krizini tetiklemektedir. Kapitalist sistemin doğası gereği yaşadığı toplumsallaşmanın üst yapısal aygıtlarında yarattığı kriz en bariz biçimiyle kadının hem erkek egemenliği temel saç ayaklarından biri haline getiren kapitalist sistemin kendisi ve siyasi temsilcilerinin hedefi haline getirmekte hem de bizzat erkeğin…

Bugün burjuva diktatörlüklerinin hemen hepsi kadınların toplumsal kazanımları konusunda aynı perdeden konuşmakta. Kürtaj hakkı, boşanma hakkı, nafaka hakkı hemen her yerde koyu bir gericilikle iç içe geçerek hedef haline geliyor. En gelişmiş kapitalist merkezlerde bile kadın cinayetleri önlenemiyor. Fransa gibi burjuva demokratik devrimlerin yaşandığı ve kadın hakları açısından azımsanmayacak yolların alındığı bir ülkede bile 2019’da yaşanan kadın cinayeti sayısı 100’e dayandı. Kadınlar orada da tıpkı Türkiye, Ortadoğu, Latin Amerika, Güney Afrika’da olduğu gibi devleti cinayetlere karşı önlem almaya çağıran eylemler yaptılar, “ölmek istemiyoruz” dediler.

Yine eşit işe eşit ücret talebi başta olmak üzere kadınların kapitalist üretim içindeki eşitsiz konumlarına karşı gerçekleştirdikleri eylemler kadın sorununun sınıfsal muhtevasını netleştirmeye devam ediyor.

Feminizm bile yeni bir yol ayrımında

Kadının toplumsal konumunun daha net bir sınıfsal içerik kazanması ve erkek egemen saldırganlığın tüm biçimlerinin de aslında bu sınıfsal zemin üzerinden şekillenmesi, feminist harekette bile ciddi ideolojik-siyasi tartışmaları beraberinde getirdi. Feminizm kadın kitlelerinin dünya düzleminde ayağa kalkışı ve uluslararası bir kadın hareketinin sözkonusu nesnel zemin üzerinden yükseliyor oluşunu kendi öznel varlıklarıyla açıklama ısrarlarını sürdürüyor. 2019’da bu tutumu daha da netleşti. Fakat aynı zamanda mevcut nesnelliği belli boyutlarıyla önden kavrayan feminist kesimlerin başlattığı tartışmalar da 2019’un öne çıkan gelişmelerinden oldu. Kadın hareketindeki yaygınlık, dirilik ve kitlesellik feminizm saflarında da yeni bir dalganın işaret fişeğini çaktı. Liberal feminizmle sınırları kalınlaştırma çabasıyla iç içe geçen yeni yönelim, mevcut hareketin dayandığı nesnel dinamikleri öngörü üzerinden feminizme yeni bir ideolojik dayanak yaratma çabası içine girdi. Emek-sermaye çelişkisini, kapitalizm-emperyalizm-faşizm karşıtlığını, bu zemin üzerinden yükselen diğer sorunları kapsamayan bir feminizmin soluğunun kısa olacağını söyleyen bu yeni yönelim, aslında burjuva feminizm için çalan çanları duyarak, feminizmi kurtarma çabası olarak okunabilir.

2019 bu açılardan bile baktığımızda kadın sorunu ve mücadelesinin 21. Yüzyılda kazandığı toplumsal ağırlığı, gücü, üretkenliği ve sınıfsal içeriğini adeta gözümüze soktu.

Kadınlar dünyada özneleşiyor

Bu arka plan üzerinden kadınlar katledilmeye, taciz ve tecavüze uğramaya, şiddete maruz kalmaya devam etti. Dünyadaki isyan dalgalarının öne fırlayan özneleri oldular, Sudan’da, Lübnan’da, İran’da, Şili’de, Ekvator’da ve isyan dalgasının yükseldiği hemen her yerde o toplumsal gücü devindiren diri bir dinamiği ifade ettiler. Bu gerçek gerici burjuva diktatörlükleri alenen rahatsız etti. Şili’de isyanın dinamiği kadınlar faşist kolluk güçlerinin özel hedefi oldu, işkence, tecavüz ve katletmekle doğrudan hedef haline getirilen “kadınlık” dünya gericiliğinin kadına dönük düşmanlığının çarpıcı bir suretini oluşturdu.

Dünyada Şili’de erkek şiddetine ve devletin kadın düşmanı pratiklerine karşı Las Tesis dansıyla yapılan protesto, Sudan’daki protestoların öncüsü kadınlar ve Amerika’daki kürtaj yasakları 2019’a damgasını vurdu.

Türkiye’de devlet ve üstyapı kurumları kadın düşmanlığını kışkırtmaya devam etti

Türkiye gibi toplumsal krizin, kutuplaşma ve her türlü çarpıklığın ayyuka çıktığı ülkelerde bu durum kendisini, kadın cinayetlerindeki yaygınlaşma ve dönüşümle adeta SOS verircesine ortaya koydu. Kadınlar önceki yıllarda başlayan ve fakat 2019’da sistematik bir nitelik kazanan tarzda planlanarak ve vahşi yöntemlerle katledildi.

Mahkemelerde kadın katillerine, tecavüzcülerine “iyi hal” indirimleri devam ederken, kadın cinayetlerini nispeten önleyecek 6284 No’lu yasa ve İstanbul Sözleşmesi gerici güruh tarafından “kadın cinayetleri bu yüzden oluyor, aile hedefe çakılınca erkekler de cinayet işliyor” gibi akıl almaz argümanlarla hedefe çakıldı, feshedilmesi istendi. Kadınların tarihsel kazanımlarından nafaka hakkı yine aynı argümanlarla gasbedilmek üzere hedef haline getirildi.

Bu gerici rüzgar o kadar ileri gitti ki 10 Eylül’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafında yayımlanan 2019-2020 eğitim programında yer alacağını duyurduğu Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dersi, 24 saat dolmadan iptal edildi. Derse, bazı derneklerin aile yapısını zedeleyeceği sebebiyle itiraz etmesi üzerine ders iptal edildi ve YÖK Başkanı konuyla ilgili “Türkiye’nin değerleriyle mütenasıp değil” dedi.

Kadın bedeni her zamanki gibi siyasi iktidarın hedefi oldu. Kaç çocuk doğuracakları döne döne hatırlatıldı. Kürtaj hakkı, boşanma hakkı gibi temel kazanımlar her fırsatta hedef oldu. Kadınlar tüm bu saldırılara karşı meydanları boş bırakmadı, haklarını gasbettirmeyeceklerini tersine varlıklarını kazanımlarıyla kabul ettireceklerini haykırdılar.

Kadınlar sosyal medyadan yardım istedi

2019’da öne çıkan en önemli gelişmelerden biri de kadınların cinayetler ve saldırılar karşısında devlete ve kurumlarına güvenmediklerinin döne döne açığa çıkmış olması oldu. Birçok kadın, polis ve yargıya gitmeden ya da gittiği halde gerekli tedbirler alınmadığı için sosyal medyadan yardım istedi. Yine tecavüze uğradıktan sonra katledilip, plazanın 20. Katından atılan Şule Çet cinayetine ilişkin dava kadınlardaki bu bilinç ve yaklaşımı pekiştirdi. Cinayetin üzeri kapatılacakken gerek sosyal medyadan gerekse kadın örgütlerinin duyarlılığıyla tecavüzcü katiller yargılandı. Cezalarında alışıldık “indirim” devreye girse de intihar denilerek üzeri kapatılacak bir kadın cinayetinin adı konulmuş oldu.

Kadın cinayetleri planlı ve vahşice biçimlerde gerçekleşiyor

Kadınların devlet kurumlarına karşı zaten zayıf olan güvenleri ardı ardına yaşanan planlı kadın cinayetleriyle adeta pekişti. İlk 11 ayında en az 430 kadının katledildiği 2019’da toplumsal infial uyandıran bazı planlı cinayetler akıllara kazındı.

Güllü Yılmaz, 17 Ekim’de Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki evinde eşi Can Yılmaz tarafından yakılarak katledildi, kızı da yaralandı. Eşi Can Yılmaz dönemin el üstünde tutulan söylemiyle kendisini savundu. Caniliğini, eşi Güllü Yılmaz’ın servis aracında şoförün yanındaki koltuğa oturmasını sindiremediği ve bu nedenle tartışırlarken kendisini kaybettiği şeklinde savunabildi. Oysaki katil Güllü’yü 1 ay önce de boğazını keserek öldürmeye kalkışmıştı!

-Kırıkkale’de bir kafede herkesin gözleri önünde 4 yıl önce boşandığı eski eşi Fedai Bulut tarafından 10 yaşındaki kızı F.B.B’nin gözleri önünde sayısız bıçak darbesiyle yaralanan ve hastanede hayatını kaybeden Emine Bulut’un sosyal medyaya yansıyan görüntüleri kadın cinayetleri konusundaki toplumsal duyarlılığı ve sorunun ulaştığı düzeyi bir kez daha gösterdi.

Emine Bulut cinayetinin yarattığı sarsıntının üstüne Konya’da katledilen 3 çocuk annesi Tuba Erkol’un haberi düştü! 37 yaşındaki Tuba Erkol’u 20 yerinden bıçaklayarak öldüren de onu çok sevfdiğini söyleyen hatta ismini koluna dövme olarak yazdıran eşi Bekir Erkol’du. Hakkında uzaklaştırma kararı vardı!

– Gaziantep’te bir hastane’de doğum yapan Güldane Y. isimli kadın, boşanmak istediği eşi tarafından hastane yatağında defalarca bıçaklanarak, ağır yaralandı. Koruma kararı vardı!

Mardin’in Midyat ilçesinde ağır yaralı olarak getirildiği hastanede “Merdivenden düştü” denilen Saime A.’nın (40, korucu olan eşi Medeni A. (42) tarafından öldüresiye dövüldüğü ortaya çıktı. Doktorların, Saime A.’nın vücudundaki morluklardan şüphelenip güvenlik güçlerine bildirilmesiyle ortaya çıkan olay sonrası jandarma tarafından gözaltına alınan Medeni A. çıkarıldığı mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Saime A. ise yoğun bakım ünitesinde yaşam mücadelesi veriyor.

– Ankara’nın Polatlı ilçesinde meydana gelen olayda Cihan A. (49), eski sevgilisi N.K.’yi (42) 7 yaşındaki oğlunun önünde bıçakladı. Çevredekilerin müdahalesiyle saldırgandan kurtarılan N.K., ağır yaralı halde kaldırıldığı hastanede yaşama tutunurken Cihan A., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Muhtemelen “adam yaralamaktan” yargılanacaktır!

– Eskişehir’de sokak ortasında eski eşi tarafından öldürülen Ayşe Tuba Arslan’ın ölümünün arkasındaki ihmaller bir bir açığa çıktı. Ayşe Tuba Arslan’ın eşinden gördüğü şiddete karşı 23 kez suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı. 10 suç duyurusundan 5’i “delil yetersizliği gerekçesiyle” takipsizlikle sonuçlandı. Saldırgan, yasanın gerektirdiği zorlayıcı hapis cezasına 1 gün bile çarptırılmadı. Arslan’ın Eskişehir Aile Mahkemesine yaptığı son başvuruda ise dilekçesinde “Bu şahıstan ölüm tehdidi alıyorum. Benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz” dediği ortaya çıktı.

-Akademisyen Ceren Damar, sınavda kopya çeken öğrencisi Hasan İsmail Hikmet hakkında tutanak tuttuğu için okuldaki odasında Hükmet tarafından işkence edilerek öldürüldü! Hikmet’in polis olan ailesi delil karartmaya çalıştı. Avukat müsveddesi cinayeti Ceren Damar’a iftira atarak savunurken, benzer cinayetler için sosyal medyadan çağrı yaptı, kimse ona dokunmadı!

– Ordu’nun Altınordu ilçesinde evinin bulunduğu apartmanın girişinde bıçaklanarak öldürülen Ordu Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Müzik Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Ceren Özdemir’in katili Özgür Arduç, cinayetten ceza almış, buna rağmen açık cezaevine konulmuş ve ikinci kez firar etmişti!

-AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal’ın evinde çalışırken, 23 Eylül akşamı Ünal’ın silahıyla intihar ettiği iddia edilen Nadira Kadirova cinayeti elbirliğiyle örtbas edilmeye çalışıldı. Kadirova, birçok göçmen kadın gibi kaçak işçi olarak çalıştırıldığı öğrenildi. İntihar ettiği iddia edilen silahta da parmak izi çıkmadı!

Örnekler çoğaltılabilir…

Kadınlar özsavunmayı öğreniyor

Nevin Yıldırım, Çilem Doğan ve en son Name Öztürk’ün açtığı özsavunma yolu birçok kadın özsavunma atölyesi, girişimi, örgütlenmesiyle bilinçli bir ifade kazandı.

2019’da şiddete uğrayan kadınlar özsavunma eylemleri de gerçekleştirerek, cinayet ve şiddete karşı devlet ve kurumlarından beklentilerinin kalmadığını da gösterdiler.

Bu eylemlerden en çarpıcısı Amasya’nın Merzifon ilçesinde yaşandı. Kocasından şiddet gören bir kadın, iki arkadaşıyla birlikte eşinin dükkanına molotof kokteyli attı. Gözaltına alınan ev kadını A. T., ifadesinde “Eşim beni darp etti. Kendisine ‘işyerini yakacağım’ dedim. Arkadaşlarımı aradım ve yaptık” dedi.

Devlet özsavunma yönelimi karşısındaki tahammülsüzlüğünü Nevin Yıldırım’a verilen müebbet cezasını Yargıtay’da da onaylatarak gösterdi.

Aynı tahammülsüzlük  tacizcisine terlik atan kadınların terliğin silah olarak görülüp, cezalandırılmasıyla da gösterildi. Denizli’de yaşayan H.H. adlı kadın ile 2 kadın arkadaşının tatil için gittikleri Kuşadası’da sokakta kendilerini elle taciz eden kişiye tepki gösterip fırlattıkları terlik, “silah” sayıldı. İki yıl önce yaşanan olayla ilgili taciz soruşturması açılmazken terlik atan 3 kadına, 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

Yine kadına dönük şiddetin yarattığı toplumsal duyarlılık da sokakta şiddet uygulayan erkeklerin çevredeki halk tarafından dövülmesiyle dile geldi.

Kürt kadınlarının toplumsal kazanımları yine hedefteydi

Daha önceki kayyum döneminde olduğu gibi son kayyumlarda da kadınların toplumsal kazanımları özel hedef oldu. HDP’li belediyelerin oluşturduğu kadın sığınma evleri, atölyeleri, kurumları kapatılan ilk adresler olmaya devam etti! Eşbaşkanlık sistemi siyasi olarak hedefe çakıldı, kayyumlara karşı eylem yapan kadınlar saldırıya uğradı, gözaltına alındı!

Kadınlar sokaklardaydı

Kadınlar tarihsel kazanımlarının gaspına, cinayet ve şiddet karşısındaki devlet politikalarına karşı talepleri ve öfkeleriyle sokaktaydı.

8 Mart ve 25 Kasım toplumsallaşmış kadın öfkesinin dile geldiği mecralar oldu. 8 Mart’ta da 25 Kasım’da da pek çok ilde kitlesel gösteriler yapıldı.

AKP’li devlet bu gösterilere ve güce karşı polisi dikti. 8 Mart’ta Taksim’e çıkan binlerce kadına polis barikatı, biber gazı ve kalkanlarla saldırıldı. Saldırıyı protesto eden kadınlar “Ezanı yuhaladılar” gibi tehlikeli bir argümanla bizzat devletin başındakiler tarafından hedefe çakıldı.

25 Kasım’da Taksim’de yapılacak eylem Kaymakamlık tarafından yasaklandı, kadınların kararlı tutumlarıyla geri adım atıldı.

Las Tesis bir tek Türkiye’de yasaklandı

Şilili kadınların erkek şiddetini ve kadın düşmanı devlet politikalarını protesto eden ‘Las Tesis’ performansı tüm dünyaya yayıldı. Hiçbir yerde yasakla karşılanmazken Türkiye’de yasaklandı, hedefe çakıldı, gösteriyi yapan kadınlar polis şiddetine uğrayıp, gözaltına alındı. Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirilen ve polisin saldırdığı Las Tesis’in ‘danslı protesto’ eylemi bizzat Süleyman Soylu’nun tehditlerine maruz kaldı!

Son anda çıkarılan genelge!

Ardı ardına yaşanan kadın cinayetlerine dönük toplumsal tepki Adalet Bakanlığı’nın “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunun Uygulanması” konulu genelge yayınlamasına neden oldu.

6284’ü güçlendirmek için çıkarıldığı iddia edilen genelgenin 5. Maddesi, devlete güvenlerini yitirmiş kadınların sosyal medyadan yardım istemesine, kadın cinayeti ve şiddetinin video, ses ve görüntülerin yayımlanmasıyla teşhir edilmesine karşı yasaklayıcı sınırlar çekiyor. Kadın cinayetlerinin toplumsal gündeme girmesini engellemeyi hedefliyor.

Genelgenin 7. Maddesi ise faili engellemek yerine, kadını istemese bile kamusal alandan kopararak sığınma evine kapatmayı çözüm olarak görüyor.

Buraya taşıyamadığımız daha birçok boyutuyla 2019’da kadın mücadelesinin yarattığı birikim, bir isyanlar döngüsünde olduğumuz şu eşikte daha güçlü bir nitelikle konuşmak üzere 2020 ‘ye devroldu.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar