Gül’ün dikeni

Gül’ün dikeni

Gül’ün aday olmamasının Erdoğan’dan ziyade muhalefete katkısı olduğunu söylemek mümkün

İrfan Aktan

Gül’ün aday olmamasının Erdoğan’dan ziyade muhalefete katkısı olduğunu söylemek mümkün. Yıllardır Erdoğan iktidarı altında ezilenlerin, onunla aynı ideolojiye sahip bir aktörün “şefkatli sözlerine” muhtaç olmadığını göstermesi hem hatırlatıcı/öğretici bir deneyim hem de safların netleşmesi açısından önemli bir fırsat oldu. Hakiki mücadelenin kapısı bir kez daha aralandı.

Muhalefetin önündeki en büyük engel Tayyip Erdoğan’ın gücü değil, Erdoğan’ın muhalefet üzerinde yarattığı çaresizlik duygusu. Eğer taraflarca yalanlanmadığı üzere 24 Nisan’da Gül’e “helikopterli uyarı” verildiği iddiası doğruysa, bu da muhalefette ve onun tabanında “sandığa atacağımız oy sonucu değiştirmez” duygusunu pekiştirme operasyonunun bir parçası olarak okunmalı.

Aslında muhalefet öğrenilmiş çaresizlikle baş edebilse hem Abdullah Gül gibi iktidara muhalif bile olmayan aktörlerden medet umulmaz hem de Erdoğan’ın gücünün sınırları görülmeye başlanır.

Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik alanlarda krizden krize sürüklenen, milyonların öfke duyduğu bir iktidar karşısında bile özgüven sahibi olmayan muhalefet, aslında bizzat Erdoğan’ın eseri ve esiri. Bu esaretten kurtulmanın yolu ise ne Erdoğan’ı andıran İslamcı-Türkçü aktörlerden geçer ne de Akşener gibi milliyetçi-militarist isimlerden.

Gül’ün aday olmayacağının açıklamasından iki gün önce bir Twitter kullanıcısının paylaşımı, muhalefetin çaresizlik duygusunu tek cümlede özetliyordu: “Cumhurbaşkanında aradığım özellikler: 1- Tayyip Erdoğan olmaması.”

GÜL’Ü SEVME AMA DİKENİNE KATLAN!

Bu duygu, az daha 24 Haziran öncesinde bizi yeni bir “Yetmez Ama Evet” vak’asıyla karşı karşıya bırakıyordu. Zira Tayyip Erdoğan’dan tek kurtuluş yolunun onun “nazik”, İngilizce bilen versiyonu bir sağcı, muhafazakâr aktörden geçeceğini düşünenler yoğun bir çaba sarf etti. Günlerce “Gül’ü sevmiyorsanız da dikenine katlanın” türü yazılara tanık olduk. Daha da ileri gidip, kokmayan, solgun bir “Gül”ün dikenine katlanmayanlara “ne haliniz varsa görün” diye tepki gösteren, kestirip atan da oldu.

Ne var ki Gül, Genelkurmay Başkanı’nın yalanlanmayan helikopterli ziyaretinden dört gün sonra (28 Nisan) yaptığı açıklamada geniş bir mutabakat sağlanmadığı için aday olmayacağını açıkladı.

Bir kere kendine güvenen ve gerçekten memleket için dertlenen bir siyasetçi, aday olmak için geniş mutabakatı beklemez; bilakis, geniş bir mutabakat sağlamak üzere önce adaylığını, gerekçeleriyle birlikte açıklardı.

Hatta Gül, soru almadığı basın açıklamasında kendisine “helikopterli uyarı” verildiğini açıklayıp bu uyarıyı reddettiğini, direndiğini ve bu direnişi adaylığını ilan ederek sergilemeye niyetli olduğunu, karşı karşıya kalmaktan gözü gibi sakındığı Erdoğan’a ve tüm uygulamalarına karşı çıktığını, demokratik bir Türkiye hedefi için yola çıkmak istediğini açıklasa, yumruğunu masaya vursa, arzuladığı mutabakatı hızlı bir biçimde örgütleyebilirdi de.

Ama ya çatısına “helikopter” hiçbir zaman inmedi veya o helikopter indiği için Gül, mutabakat beklediği kesimlerden çok “devletin bekasını” ve şahsının karşılaşacağı maliyetleri hesaplayarak evinin yolunu tuttu. Böylece demokratik muhalefetin kendisine göz kırpanlara yönelik tepkide ne kadar haklı olduğunu da teyit etmiş oldu.

GÜL’ÜN ADAY OLMAMASI İKTİDARIN DA MUHALEFETİN DE KAZANIMI OLDU

Gül’ün adaylığına iktidar ve demokratik muhalefet cephesinin karşı çıkma sebepleri aynıydı aslında: İdeolojik olarak (tarz olarak değil) Tayyip Erdoğan’ın İngilizce bilen, gülümseyen sureti olması.

İktidar, Erdoğan’ın tarzının AKP tabanında bile ciddi bir bıkkınlık yarattığının, dolayısıyla kitlelerin Erdoğan’ın “nazik versiyonu” olan Gül için “yetmez ama evet” diyebileceğinin, demokratik muhalefet ise Gül’ün başa geçmesinin, Erdoğan’ın olmasa bile AKP zihniyetinin kalıcılaşması anlamına geleceğinin ayırdındaydı.

Muhalefetin bu yaklaşımına rağmen, Gül’ün adaylığının duvardan bir tuğla çekilmesi anlamına geleceğini ve kendileri açısından sonu belirsiz bir sürecin başlangıcı olacağını düşünen milliyetçi-İslamcı-militarist kadrolar, işi muhalefetteki Gül karşıtlığına bile bırakmayı göze alamayıp iddialara göre Gül’e “reddedemeyeceği bir teklif” (Godfather filmindeki manasıyla) sundu.

Fakat Gül’ün aday olmamasının Erdoğan’dan ziyade muhalefete katkısı olduğunu söylemek mümkün. Yıllardır Erdoğan iktidarı altında ezilenlerin, onunla aynı ideolojiye sahip bir aktörün “şefkatli sözlerine” muhtaç olmadığını göstermesi hem hatırlatıcı/öğretici bir deneyim hem de safların netleşmesi açısından önemli bir fırsat oldu. Hakiki mücadelenin kapısı bir kez daha aralandı. Ancak demokratik muhalefet, Gül’e karşı olduğu gibi Akşener’e karşı da benzer bir reaksiyon gösterirse, hakiki mücadelenin kapısını kendi lehine açık tutabilir.

GÜL’E YÖNELİK UYARI İDDİASININ ÜZERİNE GİTMEK

Diğer yandan demokratik muhalefetin, aralanan bu hakiki mücadele hattında Gül’e yönelik “helikopterli uyarı” iddiasının üstünden de atlamaması gerekiyor.

Eğer doğruysa, iktidar “helikopter uyarısının” kamuoyu tarafından özellikle bilinmesini, böylece hem topluma hem de Erdoğan karşıtlarına işin “ciddiyetinin” gösterilmesini, öğrenilmiş çaresizliği beslemeyi istemiş olabilir. Abdullah Gül’ün bu konuda herhangi bir açıklamada bulunmayarak muhalefetin elinde tartışılmaz bir koz bırakmamaya özen göstermesinin sebebini belki hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ama neticede ortada yalanlanmamış bir iddia var ve muhalefetin bunun üzerine gitmesi, Gül’ün adaylığını gündeme getirmesine benzemez.

Çünkü eğer yapılmışsa, Gül’e yönelik uyarı sadece Gül’ü bağlamaz. Bu, aynı zamanda ordunun ve genel olarak devletin 24 Haziran’ı bir “beka meselesi” olarak benimsediğini ve “devletin” bekası söz konusuysa, seçmen iradesine bir biçimde müdahale edilebileceğini gösteriyor.

Gazete Duvar


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et
[lvca_spacer desktop_spacing=”50″ tablet_width=”960″ tablet_spacing=”30″ mobile_width=”480″ mobile_spacing=”10″]

İlgili yazılar