8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nde alanlardayız!

8 Mart Emekçi Kadınlar Günü’nde alanlardayız!

Tüm işçi ve emekçi kadınları, yoldaşlarımızı, dostlarımızı alanlara davet ediyor, dünyanın ruhunu temizleyen kadın özgürlük mücadelesinin büyütülmesinde özneleşelim diyoruz!

Kapitalizmin ekonomik-siyasi-kültürel krizinin ağır yükünü de en fazla biz kadınlar sırtlanıyoruz. Onun yarattığı tüm yıkımların, yürüttüğü hegemonya mücadelelerinin tetiklediği savaşların en ağır faturaları biz emekçi kadınlara yükleniyor.

Savaşın barut kokusuna kesmiş barbarlığından kaçarken yollarda ya da vardığımız ülkelerde başımıza gelmeyen kalmıyor. Kapitalist devletler nazarında çok amaçlı kullanım değeri muamelesi gören tüm mülteciler içinde biz kadınlar, bir de cinsiyetimizle meta değeri olarak kodlanıyoruz. Yaşadığımız yıkım bedenimizin-benliğimizin sömürülmesine tahvil ediliyor.

Biz kadınlar kapitalist barbarlığın olduğu her yerde erkek sınıf kardeşlerimizden farklı olarak birkaç kere daha eziliyoruz. Üretime doğrudan katılanlarımıza da sistem için yeniden üretimi garantiye alanlarımıza da yoksulluk yöneticisi olmamız dayatılıyor.

Dışarda çalışanlarımız hem “ailenin bütçesine katkı” statüsüyle posamız çıkarılıncaya kadar sömürülüyor hem de aynı işi yaptığımız erkek sınıf kardeşlerimizden daha düşük ücret alıyoruz.

Üzerimizdeki sömürü bununla da kalmıyor, “evin kadını” olarak ev işleri, çocukların bakımı ve tüm ailenin ertesi günkü üretime hazırlanması görevi de alnımıza yazılmışçasına bize kilitlenmiştir.

O ömür törpüsü ev işleri, çocuk bakımı kısacası kapitaliste gerekli işgücünün yeniden üretimiyle görevlendirilmiş “ev kadını” olanlarımız da üç kuruşluk bütçeyle ay sonunu nasıl getireceğimiz, doğal gazdan-elektrikten, giyimden-kuşamdan hatta ekmekten nasıl tasarruf edeceğimiz üzerine kafa patlatıp durarak ömrümüzden yiyoruz.

Hal böyleyken çalıştığımız için bizzat devletin tepesindekiler ve onların ideolojik borazanları tarafından hedefe çakılıyor, eve dönmemiz buyruluyor!

Ailenin geçimini sağlamaya yetmeyen ücreti yetirmeye çalışan biz kadınlar cinnet getiren erkeklerin hedefi olabiliyor, şiddete ve her türlü aşağılanmaya maruz kalıyoruz. İşyerinde posası çıkarken her türlü haksızlığı, aşağılanmayı sineye çeken erkek sınıf kardeşlerimiz, eşlerimiz, yakınlarımız tüm bunların acısını evde bizden çıkarıyor.

Bize dayatılan edilgenliği açtığımız küçük deliklerle parçalamaya yöneldiğimizde, hayatımız üzerinde söz söylemeye adım attığımızda, itiraz etmeyi öğrenmeye başladığımızda gerek asırlık eril kültürle şekillenen sınıf kardeşimiz erkekler gerekse bize “kutsal ailenin” bekçiliği-köleliği rolünü veren sistem ve siyasi temsilcilerinin hedefi haline geliyoruz. “Bu benim hayatım, ben karar verebilirim” deme cesareti gösteren ya da bu cümleyi heceleyen her kadın eril zihniyetin hedefi olabiliyor!

Sonuçları izleyip görüyoruz: Her gün en az üç kadının katledilmesi, sayısını bilmediğimiz kadar çok kadının şiddete, cinsel saldırıya maruz bırakılması!

Kaç çocuk doğuracağımızın, doğurduğumuz çocukları nasıl yetiştireceğimizin, hangi ölçüt ve kurallarla sokağa çıkabileceğimizin dayatıldığı, tarihsel kazanım ve haklarımızın en gerici söylemlerle gasp edilmeye çalışıldığı şu dönemde biz kadınlar, asırlara dayanan acılarımızı güçlü bir direnme gücüne dönüştürmeyi öğrenerek varlığımızı da yeniden kuruyoruz.

Biz kadınlar, ezilen cinsin kurtuluşunun bu eşitsizliği süreklileşmiş olarak yeniden üreten sömürü sisteminin temellerinden kaldırılmasıyla aşılabileceğini biliyoruz/bilmeliyiz.

Burjuvazi ve gericilik hem bizim hem de karşımıza çıkan erkek sınıf kardeşlerimizin bunu bilmemesi, öfke ve tepkilerini bu gerçeğe yöneltmemesi için elinden geleni yapıyor.

Her açıdan kriz üreten, ürettiği bu krizleri bizi kadın-erkek, Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi ayrım ve eşitsizliklerle birbirimize düşmanlaştırarak idare edebileceğini düşünen bir sistem bu!

Kendi varlığını sürdürmek için korumak zorunda olduğu kurum ve değerler sözkonusu olduğunda ilk olarak bizi birbirimize kırdırma yoluna giden bir sistem…

Kadın katillerini salıveren mahkemeleri, kadınları aşağılayan karakolları, devlet erkinin en tepesindekilerin eril söylemleriyle, “sınırları çiğneyen” kadınların terbiye edilmesi için her türlü gericilik ve saldırganlığın yularlarını çözer.

Kendi kriziyle birlikte derinleşen toplumsal-insani krizin kendisine yönelen bir öfke yumağı haline gelmemesi için aklımıza gelebilecek her türlü dalavereyi mübah görür.

Biz kadınlar, bu düzenin saymakla bitiremeyeceğimiz iğrenç karakterini biliyor ve ondan nefret ediyoruz.

Kendi kaderimiz üzerinde söz söylediğimiz, üzerimize inşa edilen hücre duvarlarını yıkmaya yöneldiğimiz, -yanlış ya da doğru- tercih etme hakkımızı kullandığımız için adımıza fermanlar çıkaran ve bizi tarih kadar eski her türlü gericiliğin hedefi haline getiren bu düzeni de bu düzeni ayakta tutan her türlü gericiliği de kökünden kazıyıp atıncaya kadar mücadelenin devam edeceğini bilerek yürüdüğümüz oranda daha güçlü olacağımızı biliyoruz.

Karşımıza çıkan, çıkmaları için adeta teşvik edilen erkek sınıf kardeşlerimizin, her yerinden kan-irin fışkıran bu bataklık içinde kaybolup gitmelerini engelleyecek olan da bizim kapsayıcı mücadelemiz olacak, biliyoruz.

Tarih kadar eski acılarımızdan devşirdiğimiz umut, direnç ve dirayetle onları da bu gericilik sarmalından çekip çıkaracak zorlu bir mücadelenin içinde olduğumuzu, biliyoruz.

Biriktirdiğimiz acılarla dünyanın dört bir yanından yükselen mücadelemizin “kültürel terörizm” kavramıyla hedefe çakılması bundandır!

Kadın özgürleşmesinin din-aile-milliyet-gelenek gibi tarihsel-toplumsal gericilik birikiminin hassas noktalarına basılarak hedefe çakılması ve yeni bir mücadele stratejisinin baş tarafına oturtulması bundandır!

2020 8 Mart’ını bu bilinç ve moralle selamlıyoruz!

Dünyanın her köşesinden yükselen özgürleştirici isyanların öznesi olan kadın yoldaşlarımızın sıkılı yumruklarındaki güç, gücümüzdür diyoruz.

Dünyanın her köşesinden yükselen kadın çığlıklarının, örgütlü kalkışmalarının evrensel bir mücadele senfonisine dönüşüp dünyanın çehresini temizleyecek bir rüzgara dönüşmesinden gurur duyuyoruz!

8 Mart’ı bu soluktan aldığımız güçle selamlıyoruz!

8 Mart’ı; eğitimin, sağlığın ticarileşmediği, çalışmakla ölümün özdeşleşmediği, emekçilerin insana yaraşır bir dünyada nefes alıp verdikleri, kadının kaderinin ailenin duvarlarına prangalanmakla özdeş olmadığı, çocuk sahibi olmanın bu prangalarının pekiştirilmesi anlamına gelmediği, her insanın anadilini özgürce kullanabildiği, her türlü kültürel hakkın ulaşılabilir olduğu, ulaşımın-barınmanın-beslenmenin sorun olmaktan çıktığı, düşünmek ve düşündüğünü eyleme geçirmenin suç olarak görülmediği, ekmek kadar gerekli olan özgürlüğün o umutlu renginin yeryüzünü sarıp sarmaladığı günlere olan inancımızla selamlıyoruz!

8 Mart’ı, sömürünün olmadığı, insanın insana kulluk etmediği, emperyalistlerin ve tüm gerici bağlaşıklarının daha fazla kar ve yayılmacılık dürtüleriyle tetikledikleri savaşların son bulduğu, insanın ulusal-cinsel-etnik-mezhepsel farklılıklar dolayısıyla ezilmediği, dünyanın efendisi kesilen bir avuç sömürgenin çizdiği sınırların yine o bir avuç sömürgen tarafından yaratılan yıkımlar nedeniyle göç yollarına düşenler için ölüm tarlaları haline gelmediği, tüm toplumsal ilişkilerin doğayla barışık halde yeniden kurulduğu; sınıfsız-sömürüsüz bir dünya özlemiyle selamlıyoruz!

O günlere ulaşmak için verdiğimiz mücadelede bize güç veren, örgütlü hareket etme bilinci kazandıran tarihimizle gurur duyuyor, bu tarihin en anlamlı sayfalarından biri olan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyoruz!

Tüm işçi ve emekçi kadınları, yoldaşlarımızı, dostlarımızı bu bilinç, moral ve coşkuyla alanlara davet ediyor, dünyanın ruhunu temizleyen kadın özgürlük mücadelesinin büyütülmesinde özneleşelim diyoruz!

Taleplerimizin, sloganlarımızın, öfkemiz ve özgüvenimizin yarattığı gücümüzle 8 Mart’ta alanlardayız!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar