9’a 9…

9’a 9…

Don Kişot en azından yel değirmenini canavar olarak görme sanrısını yaşıyordu. Ama sen canavarları yel değirmeni gibi göstermeye çalışmışsın be başkanım! 

Nəriman Bakı

Selo Başkan “Güçlendirilmiş Parlamentarizm Nedir?” diyerek 9 maddelik bir açıklama ile gündeme oturdu. “Kişisel olarak” tanımladığı önerisini kendisine olan sevgim ve saygımdan dolayı okudum, bitirdim ve ben de “kişisel” olarak önerilerini reddettim.

İtirazlarımı uzun uzun yazmak yerine 9 başlıklı önerisine karşı benim de 9 sorum olacak:

1- Güçlendirilmiş parlamenter sistem kapitalist üretim temelinde olmayacak mı? Kapitalizmi kapitalizm ile mi ehlileştireceğiz? Bunu yapabilen bir toplum var mı? İskandinav ülkeleri dahil.

 

2- Sadece Türkiye’de değil dünyada da kapitalizmin ürettiği demokrasilerin kendisi can çekişirken ona neden biz can katmaya çalışalım? Sistemin kendisine, temellerine dokunmadan bunun nasıl mümkün olacağı sorusu da bir yana hangi gerekçe, hangi saik ile böyle bir çabayı amaç edinelim? 

 

3- Yine sadece Türkiye’de değil dünyada da en genel haliyle sağcılar yarattıkları yıkımın, vahşetin sorumluluğunu dahi almadan kendilerini demokrasi havarisi ilan ederken biz neden onlara kolon olalım? Misal Nevşehir’de ‘80 öncesi CHP il başkanını öldürmeye azmettirdiği yargısal olarak da tescilli kişiyi il başkanı yapan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de “güçlendirilmiş parlamenter sistem” istiyor. Nasıl olacak bu iş Selo Başkanım? 

 

4- “Başkanlık sistemi” olarak adlandırılan güçlendirilmiş diktatörlük sistemine geçilmesinden önceki “demokrasi” dönemlerinde Kürt halkı başta olmak üzere Türkiye’deki hemen her kesimin yaşadığı onca zulüm ve vahşeti güçlendirilmiş parlamentarizm mi telafi edecek, bir daha yaşanmamasını sağlayacak? Cidden emin misiniz bundan? 

 

5- Az buçuk sol tedrisattan geçmiş herkes bilir ki “muasır medeniyet” denilen mefhum, herhangi bir kârla da yetinmeyip mümkün olan azami kâr peşinde koşan emperyalist kapitalizmin liberal demokrasi sosu ile bezenmesidir. Bu “muasır medeniyetler” hem kendi ülkelerinde ama özellikle dünyada ne kadar demokrasi inşa edebildiler ki örnek alabilsinler? Sen benden daha iyi bilirsin. Avrupa Parlamentosu’nda genelde sol baskındır, ama AB ülkeleri maşallah -bizimkilerin Avrupa’da Yeşiller’e oy verip Türkiye’de AKP’ye oy atması gibi- sağcıları seçip seçip iktidar yapıyorlar? Bu sağcı iktidarlar da AKP analarımızı ağlatırken “çok endişelenerek” içimize su serpmeye çalıştılar? Bunları mı örnek alacağız? Not: Marx-Engels’in Türkiye Sorunu kitabını okumakta fayda var. Tee o zamanlardan beri “muasır medeniyetler” Türkiye’de şu ilke üzerinden hareket ediyorlar: Türkiye’de statükoyu koru!

 

6- Hadi biraz liberal olayım: Güçlendirilmiş parlamenter sistem önerin aşağıdan yukarıya yönetim deneyimi olan Kürt halkına da yukarıdan aşağıya bir sistem önerisi değil midir? Sivil toplum, yerel yönetimler mi bunu sağlayacak cidden? Sivil toplum hakkında yığınla ve çok yapısal eleştiriler varken kerameti kendinden menkul bir varlık atfetmek nasıl mümkün oluyor? 

 

7- Murat Yetkin gibi yazarlar son günlerde Erdoğan’la farkını belirlemek için “Demirel’i arar olduk” demeye başladılar. Hani şu MC hükümetlerinin başrol oyuncusu, 24 Ocak kararlarının sahibi, ‘90’larda Kürt halkına kan kusturan Demirel. Yeni bir sistem önerisi getirirken eskinin aktörlerini unutmadan onlara kendiliğinden bir demokratlık payesini hangi gerekçe ile vereceğiz? CHP senin -ve yoldaşlarının- bugün içerde olmasına yol açan anayasa değişikliği hakkında dahi bir özeleştiri vermemişken CHP’nin bu suçunu-sadece şu son 20 yılda işlediği saymakla bitmeyecek suç ve zikzaklarını- göz ardı edip el ele mi tutuşacağız? 

 

8- Senin Davutoğlu hakkında söylediğin tüm öngörüler tuttu. Şu an katıksız bir Erdoğan karşıtı. Ama açık diyeyim “güçlendirilmiş parlamenter sistem” önerin en çok onun ağzını sulandırıyor. Yaptıklarının hesabını sormayacak mıyız? 

 

9- Her şeyi bir kenara bırakalım, bu önerileri düşünürken eminim türkülerini sazında da çaldığın, nefesine kattığın Pir Sultan’ın “bozuk düzende sağlam çark olmaz” dizesi de mi aklına gelmedi? 

Sol tedrisattan geçenler, kullandıkları kavramların ardında sadece düşünce değil, insanlık tarihi boyunca süren kanlı sınıf savaşları pratiğinden çıkarılan sonuç ve derslerin yattığını bilirler. O nedenle -hele bazı- kavramları kullanırken dikkatli ve özenli olurlar. Yanlış yapmaktan, içi boş hayal ve yanılsamalara neden olmaktan korkarlar.

Olayın tazeliğinden dolayı, Ordu’nun derelerinden bildiğimiz Karadeniz’deki sel baskının sonuncusu Giresun’da yaşandı. Bu olaya dair “halkı önceden uyarıp etkili tedbirler almadı” diye hükumet olarak AKP’yi suçlamakla yetinebilir miyiz? Bu felaketlerin yaşanmasında kapitalist kâr hırsının, doğa talanının ve yıkımın hiç mi suçu yok? Senin 9 maddelik önerilerine bakınca kapitalizm yeryüzündeki yapısal sorun değil de yukarıdan yağan rahmetin yan etkisi olarak algılamak için her türlü nedenimiz var elimizde.

Kapitalizme karşı güçlü bir hareket ortaya çıkmadı, çıkarılamadı. Kabul. Ama bu olmadı diye kapitalizmin organik siyasi temsilciliğinde sınır tanımayanlara işbirliği önermek de ne oluyor? Hadi mevcut siyasi partileri var sayalım, bunların içindeki en solcusu devlet planlamanın ötesine bile geçemiyorken sağına soluna bakmadan bu öneri silsilesinin esbabı mucibesi nedir?

Kabul, yerel seçimlerde İstanbul, Ankara’nın el değiştirmesi ağzımıza bir tat vermedi değil. Ama İstanbul’un nasıl el değiştirdiğini -ve sonrasında bir “teşekkür”ün bile çok görülmesini- görmek de mi bir fikir vermedi? Erdoğan’ın seçimle gideceğine dair elinizde ondan alınmış bir taahhütname mi var, yoksa naif biçimde Erdoğan seçimi kaybederse bile gitmemesine “yok canım o kadar olmaz” mı diyorsunuz? Eğer ikincisini diyorsanız senin de zindana atılmana sebep olan anayasa değişikliğinin nasıl olduğunu hatırlatmam cidden sana saygısızlık olur.

Haberlerde görmüşsündür Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü diye yerelde valiye değil doğrudan merkeze bağlı yeni bir polis birimi kuruldu. Hemen herkes bu yeni birimin yedek bir güç olarak kurulduğunda hem fikir. Bir iç savaş hazırlığı değil de nedir bu? Barolar parçalandı. Bunu sadece Erdoğan-AKP’nin meselesi olduğunu düşünüyorsan devletin nasıl bir dönüşüm içinde olduğunu göremiyorsun demektir. Kürt halkının ve sizin gibi onların siyasi temsilcilerinin sadece son 4-5 yılda yaşadığı vahşete rağmen “muhalefetin” parlamentarizm aşkını anlamak cidden mümkün değil.

Ez cümle Selo Başkanım,

Don Kişot en azından yel değirmenini canavar olarak görme sanrısını yaşıyordu. Ama sen canavarları yel değirmeni gibi göstermeye çalışmışsın be başkanım!

Bu nedenle Don Kişot olmayı tercih edelim! Varsın deli desinler. Delimiz akıllıdan yeğdir bizim!

Ne dersin Selo başkanım? Deli mi olacağız yoksa uslu mu?


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar