“Acı, utanç ve öfke duyuyorum”

“Acı, utanç ve öfke duyuyorum”

TİKB’nin 39. kuruluş yıldönümünde Hasan Selim AÇAN’la konuştuk

Alınteri19 Şubat, TİKB’nin (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği) kuruluş yıldönümü. 19-21 Şubat 1979 günlerinde yapılan İleri Militanlar Toplantısı’nın (İMT), “kurucu kongre” olarak kabul edildiğini biliyoruz. TİKB öncesi grup dönemi dahil 1968’den beri bu tarihsel gelişim sürecinin içinde yer alan bir komünist olarak 39. yıldönümünde neler hissediyorsunuz?

 

H. Selim Açan: Sadece 19 Şubatlar’da değil tarihimizin bütün önemli günlerinde hüzünle karışık bir gurur, kimi günlerde acının kimilerinde ise coşkunun baskın çıktığı bir duygu fırtınası yaşıyorum. Fakat 1990’ların sonlarından itibaren -özellikle de 2006 sonrası- acı, utanç ve öfke, diğer bütün duyguların üstüne çıkıyor.

 

Acı duyuyorum, çünkü TİKB olması gereken yerde değil! Bırakalım ‘olması gereken yeri’, hak ettiği yerin bile çok gerisinde. 1996 sonrası adım adım sürüklendiği sağcı tasfiyecilik batağının mezarından çıkmayı başardı başarmasına fakat Marksist-Leninist çizgide, militan bir proletarya sosyalizmi anlayışının temsilcisi olarak işçi sınıfı ve emekçi kitleler içerisinde kök salmış, burjuvazi ve emperyalizme karşı mücadelede sınıf düşmanlarının dahi dikkate almak mecburiyetini hissettikleri etkili bir siyaset odağı olarak öne çıkmış olmak şurada dursun, hala kafasını suyun üstünde tutmaya çalışan bir konumda. Bu çok derin ve yakıcı bir acı. Aynı zamanda utanç verici.

 

Utanç verici, çünkü bu durumda olmak TİKB’ye yakışmıyor! Onun dünya görüşüne ve çizgisine yakışmıyor, geçmişine ve tarihine yakışmıyor! Türkiye devrimci hareketine kattığı değerlere yakışmıyor! Öncesi de olmakla birlikte 39 yıldır ödenen bedellere, çekilen acılara, harcanan emeklere yakışmıyor!

 

Bu tabii ki sadece TİKB için değil Türkiye devrimine öncülük iddiasını taşıyan, bu tarihsel misyonu yerine getirmeye soyunmuş bütün devrimci ve sosyalist yapılar açısından da geçerli. Birbiriyle rekabeti ve bu temelde göreli üstünlüklerini değil kapitalizme ve burjuvaziye karşı savaşımı esas alan, devrimci öncülük iddiasının merkezine ölçüt olarak bu mücadeleyi koyan bütün devrimci kolektifler ve onların mensubu bireyler de, TDH’nin mevcut durumuna baktıkları zaman bugün aynı utancı duyuyorlardır herhalde.

 

Öfkeme gelince, bu elbette yukarda ifade etmeye çalıştığım acı ve utançtan kaynaklanan bir öfke. TİKB’nin hak etmediği bu duruma sürüklenmesinin nedenlerine ve aralarında benim de olduğum sorumlularına duyulan bir öfke.

 

TİKB’nin bu duruma sürüklenmesinin nedenleri sadece kişilere ya da merkezi yönetimin yaptığı yanlışlar gibi öznel etkenlere indirgenemez kuşkusuz. Asıl büyük yıkımın yaşandığı 12 Eylül döneminin yol açtığı ilk genel tasfiyecilik dalgasından başlayarak toplumun ve sınıfların yapısından örgütlenme ve mücadele biçimlerine kadar geleneksel bütün yapıları alışkanlıkları, ölçüleri, ruh hallerini farklılaştıran nesnel etkenlerdeki değişimin de büyük rolü vardır hem TİKB’nin yaşadıkları üzerinde hem de Türkiye’de ve dünyadaki sol/sosyalist hareketlerin yaşadıkları geriye doğru çözülme, konum, güç ve prestij kaybı üzerinde. TİKB’nin yaşadıkları da bu iki ana faktör grubuna giren etkenler dizisinin karşılıklı etkileşiminden kaynaklanan bir sonuçtur.

 

Fakat söz konusu olan “bilinçsiz süreçlerin bilinçli yürütücüsü” olmaya soyunmuş devrimci komünist bir örgüt ise, dönemin koşullarından kaynaklanan nesnel handikap ve dezavantajların arkasına saklanılamaz elbette. Bu düzlemde, tayin edici olan öznel faktörlerdir. Kişi ve gruplardan kaynaklanan hatalar, yanlışlar, savrulmalar, döneklik ve inkar eğilimleridir.

 

Bu öznel etkenler de elbette tek yönlü değildir. Yani, sadece şu ya da bu kişiden/kişilerden ya da sadece yönetici organların yaptıklarından -veya yapmadıklarından- oluşmaz. Hepsini eşitlemek olarak anlaşılmaması kaydıyla, kadro ve taraftarların tutum ve davranışlarının, hayatlarına yön veren önceliklerin, ruh halleri ve yönelimlerindeki değişmelerin de bir rolü ve payı vardır ortaya çıkan sonuç üzerinde. Ancak, tıpkı öznel ve nesnel faktörler ilişkisinde olduğu gibi öznel faktörler kategorisine giren sorumluluk payları içinde de yönetici organların ve yönetici konumda olan bireylerin rolü daha büyük ve belirleyicidir.

 

Bu bağlantı içerisinde, yukarda sözünü ettiğim öfke en başta kendime yönelik bir öfke, kendime duyduğum bir kızgınlık… Kendi pişmanlıklarımın sonucu. Hatalarımın sonuçlar üzerindeki payını düşündükçe büyüyen ve alevlenen bir öfke bu kendime duyduğum kızgınlık. Fakat içinde yer almaya devam ediyormuş gibi göründükleri kesitlerden başlayarak yaptıkları ya da yapmaktan kaçtıklarıyla örgütün gelişimini sekteye uğratıp yavaşlatan, örgütün güç ve kan kaybetmesine sebep olan, örgütü içten içe bozup çürüten ve arkasından ona makas değiştirtmeye yeltenen, bunu başaramayacakları gördükleri andan itibaren ya da birey olarak havlu atıp devrimci mücadeleden kaçtıktan sonra bu kez açıktan örgütü lekeleyip zayıflatmak, hatta mümkünse siyaset sahnesinden silinip gitmesi için ellerinden geleni yapan döneklere ve hainlere duyduğum öfke ve sınıf kini elbette çok daha büyük.

 

Kendime duyduğum öfke ve kızgınlık biraz da bununla bağlantılı zaten: Böyleleri ve onların işledikleri siyasal-örgütsel-ahlaki suçlar konusunda zamanında uyanamamış olmaktan ya da gidişi gördüğüm halde bunlara karşı zamanında daha kesin ve kararlı tutumlar almadığım için kendime çok kızıyor ve suçluyorum. Tabii ki bu boyut dışında da yaptığım ya da ortak olduğum yanlışlar ve hatalar var. Bunlara ilişkin olarak kendime sadece kızmakla da kalmıyor ayrı bir utanç ve pişmanlık duyuyorum. Yazar Albert Camus’un sevdiğim bir sözü vardır: “Olmayacak insanlarla olmayacak hayaller kurduğum için en çok da kendimden af diliyorum.” Bu sözü biraz farklılaştırarak kendim için şöyle formüle ediyorum: “Olmayacak insanlarla olmayacak hayaller kurduğum ya da artık yürümeye mecali kalmamış olanlarla birlikte yürümekteki anlamsız -ve sonuçsuz- ısrarım nedeniyle en çok kendime kızıyorum”.

 

[Sürecek]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar