“Afet” değil, bağıra bağıra gelen iş cinayeti!

“Afet” değil, bağıra bağıra gelen iş cinayeti!

Sakarya’daki Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikasındaki katliam; bu düzenin, özelde de MÜSİAD patronlarının, devletin, mevcut rejimin gerçek yüzünü de işçi sınıfının hasletlerini de bir ayna gibi ortaya serdi

Son 11 yılda 3 patlamanın yaşandığı, bu patlamalarda beş işçinin hayatını kaybedip, 100’e yakınının yaralandığı Sakarya’nın Hendek İlçesi’ndeki Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda dün yaşanan patlama birçok gerçeğin aynası olmaya devam ediyor.

MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Yaşar Coşkun’a ait olduğu öğrenilen ve defalarca isim ve mekan değiştirerek üretime devam eden fabrikanın denetimsizliği ve göz göre göre gelen bir katliam için maliyet hesapları yapılarak gerekli önlemlerin alınmadığı gerçeği dünkü patlamayla iyice netleşti.

Basına konuşan yaralı işçilerin anlatımları bu iş cinayetinin Soma, Ermenek, Torunlar ya da yaşanan düğer iş cinayetleriyle aynı kodları taşıdığını açıkça ortaya döküyor. İşçiler; üretim baskısının olduğunu, hissedilir biçimde bir ısınmanın yaşandığını, son 4 gündür bunun olası bir patlama yönünde kaygı yarattığını hatta patronun bile önlem almak yerine (mesela soğutma ya da üretime ara vermek gibi) işçileri “dikkatli olun, ısınma var” diye uyardığını anlatıyor.

Kayıtdışı işçiler…

Resmi makamların bir türlü net bir rakam veremedikleri fabrikada en son verilen rakamlara göre bugün sabah cenazesine ulaşılan üç işçiyle birlikte yedi işçi hayatını kaybetti, 118’i de yaralandı. Fakat tıpkı Soma’da olduğu gibi burada da kayıtdışı çalışan göçmen işçilerin olduğu biliniyor. “Kilometrelerce uzaklıktaki köylerdeki evlerde hasara, alan zemininde derin çukurlar oluşmasına yol açan, çevrede kimyasal dumanın hızla yayılmasına ve zehirlenmelere de neden olabilecek patlama bir denetimsizlik faciasıdır” diyen TMMOB Ankara Şubesi de yaptığı açıklamada bu gerçeğe işaret ederek, “Haber alınamayan 40-50 can ve çok sayıda yaralı var” diye belirtti.

Patron MÜSİAD’lı olunca…

Bu denetimsizliğin “ahbap çavuş kapitalizmiyle” olan ilişkisiyse devlet erkanı ve MÜSİAD kodamanlarının tutumlarıyla tarihe not olarak düştü. Patlama olur olmaz Erdoğan üç bakanını bölgeye gönderdi. Kendisi de açıklamasında patronu aradığını, bilgi alarak “geçmiş olsun” dediğini vurguladı. Bölgeye giden bakanları da bir soruşturmadan bahsetseler de açıkça ortada duran gerçeklere rağmen tek bir tutuklama ya da gözaltı bile yapılmamasıyla mesaj verdiler. Bu mesaj, diğer şeyler bir yana son 4 gündür ısınma yaşandığı bilinmesine rağmen bu denli kritik bir işin yapıldığı o fabrikanın patron ya da yöneticilerine dokunulmamış olmasıyla zaten verilmişken, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk’un cinayeti “afet” olarak tanımlamasıyla da pekiştirildi. Yakınları için fabrika önünde kaygıyla bekleyen aileler yaşananın adını “iş cinayeti” olarak koyup, fabrikadaki kölece çalışma sistemini, denetimsizlikleri, alınmayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini işçi olarak çalışan yakınlarının anlatımlarıyla basına aktarırken, Selçuk bu büyük katliamı “afet” diyerek soruşturmanın hangi yönde ilerleyeceğini de ortaya koydu. İş cinayetlerini “fıtrat” hanesine yazarak tüm patronlar için kollayıcı tutum alan burjuva devlet, patron MÜSİAD’lı olunca bunu gözümüze soka soka yapmakta bir besi görmedi. Aslında bununla bile nasıl bir gücün temsilcisi olduğunu ve onun çıkarlarını korumak için nasıl bir tutum içinde olacağını ilan etmiş oldu!

Ve anlaşılan o ki katliamın sorumluluğunu uyarıldıkları halde kurallara uymayan işçilere yükleyecekler!

MÜSİAD budur işte

Resmi rakamlara göre en az yedi işçi hayatını kaybettiği, 118 işçinin de yaralandığı bu katliam MÜSİAD denilen asalakların, din halesine bürünmüş yüzlerindeki o perdeyi de unutulmaz bir şekilde indirdi.

Daha işçilerin tümüne ulaşılmamışken, acılı aileler feryat figan bekleyişlerini sürdürürken bu vampirler sürüsü fabrikasıyla övünmesiyle bilinen ve her türlü önlemi aldığına yemin billah eden patrona “moral destek” için Hendek’e gelmişlerdi.

İşçi Sebahattin Tepeçınar ve MÜSİAD

MÜSİAD’ın halesinin dökülmüş olması umurlarında değildi! İşçiler ve ailelerinin nasıl bir acı çektikleri, güvencesiz-denetimsiz çalışmanın teşhir olması umurlarında olmadığı gibi… “Yaptık yine yaparız, var mı bize yan bakan?” dercesine hep birlikte Bayraktepe’ye geçerek burada yemek yiyebildiler! O lüks yemek fotoğrafını sosyal medya hesaplarından paylaşarak da bu mesajın altını çizmek istediler!

Bu çürümüş düzende iki sınıf vardır gerçeğinin bu simgesel yansımasıysa hayatını kaybeden işçi Sebahattin Tepeçınar’ın patlama anında dışardayken, “yeni bir patlama olur mu?” diye düşünmeden içerdeki arkadaşlarının imdadına yetişmek için kendisini fabrikaya atması ve gerçekleşen ikinci patlamada hayatını kaybetmesiyle MÜSİAD’çıların bu insanlık dışı tutumlarıyla bir kez daha dile geldi.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar