AİHM’den “Tufan” Kararı: 18 Yıldır Kadınların Nasıl Yandığı Açığa Çıkarılmadı

AİHM’den “Tufan” Kararı: 18 Yıldır Kadınların Nasıl Yandığı Açığa Çıkarılmadı

Bayrampaşa Cezaevindeki “Hayata Dönüş Operasyonu”nda yüzü ve vücudu yanan Ebru Dinçer’in başvurusunu sonuçlandıran AİHM, Türkiye’yi “işkence yasağını ihlal etmekten” 20 bin Euro tazminata mahkûm etti.

Ayça Söylemez/ BİA Haber Merkezi

Hayata Dönüş Operasyonu adıyla 19 Aralık 2000’de başlayan operasyonda Bayrampaşa Cezaevinde yüzü ve vücudu yanan Ebru Dinçer’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonuçlandı.

Mahkeme, Dinçer’in dosyasında “işkence yasağının” ihlal edildiğine hükmetti, Türkiye’yi 20 bin Euro manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Mahkumların nasıl yandığı araştırılıyor

Bayrampaşa Cezaevine 19 Aralık 2000’de “Tufan” planı kapsamında düzenlenen Hayata Dönüş Operasyonu’yla ilgili dava, Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki görülüyor.

TIKLAYIN – Tufan’ın “Kayıp” Kaseti Adli Tıp Raporundan Çıktı

12 kişinin hayatını kaybettiği Bayrampaşa Cezaevi’yle ilgili operasyona katılan askerlere açılan davada mahkeme, yanarak hayatını kaybeden veya ağır yaralanan mahpusların üzerindeki giysilerde kimyasal analizi yapılması için giysilerin Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesine karar vermişti. Mahkemeye ulaşan raporda, biber gazı dışında kimyasal izine rastlanılmadığı belirtildi.

“Adli Tıp neyi inceledi, bilmiyoruz”

Avukat Güçlü Sevimli, bianet’e yaptığı açıklamada, Adli Tıp’a incelenmesi için gönderilen eşyaların adli emanet numarası ile mahkeme dosyasındaki adli emanet numaralarının birbirini tutmadığını, Adli Tıp’ın neyi incelediğini bilmediklerini söyledi:

Raporda kimyasal izine rastlanmadığının belirtilmesi, cezaevinde kimyasal kullanılmadığı anlamına gelmiyor. Adli Tıp’a operasyona maruz kalmamış eşyalar gönderilmiş olabilir. Adli Tıp uzmanlarının görevi de kendilerine gönderilen eşyaları incelemekle sınırlı. Uzmanlara hangi eşyaların gönderildiğini bilmiyoruz. Yanarak ölen tutukluların eşyalarının da Adli Tıp’a gönderilip gönderilmediğini bilmiyoruz.”

Bayrampaşa Cezaevi’ndeki operasyonun ardından yapılan incelemelerde ve otopsilerden sonra hazırlanan ve Adalet Bakanlığı’na sunulan Adli Tıp Kurumu raporunda, kimyasal madde kullanıldığına dair delillerin saptanmış olduğu yazılıydı. Ancak yıllardır bu raporla ilgili başka bir araştırma yapılmadı.

AİHM: 18 yıldır bir kanıt sunulamadı

AİHM de bugün açıkladığı kararında olayla ilgili davanın 18 yıldır sonuçlanmamış olmasına dikkat çekti:

Sadece etkili bir soruşturma süreciyle yangına neyin sebep olduğu belirlenebilir. Ancak neredeyse 18 yıldır yargı süreci devam ediyor ve Dinçer’in koğuşundaki yangına neyin sebep olduğu halen açığa çıkarılamamış durumda.

“Yargı süreci sonucunda, Dinçer’in fiziki ve psikolojik olarak şiddete maruz kaldığını gösteren yaralanmalarıyla ilgili bir kanıt sunabilmiş değil.”

AİHM bu sebeple Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinde düzenlenen işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verdi.

Dinçer: Öleceğinizi sanıyorsunuz, çıldıracak gibi oluyorsunuz

Ebru Dinçer baskın sırasında Bayrampaşa Cezaevi, C-1 koğuşundaydı, koğuşta çıkan yangın sonucunda yüzünde, kafa derisinde, sırtında ve kolunda yanıklar oluştu. İfadesinde o günü şöyle anlatmıştı:

“Yarı baygın durumdaydık. Kendimizi gazdan savunacak ıslak havlu dışında bir şey yoktu elimizde. Deliklerden sinir gazı ve biber gazı püskürtmeye başladılar. Sinir gazı boğulma etkisi yaratıyor.

“Öleceğinizi sanıyorsunuz, çıldıracak gibi oluyorsunuz. Artık nefes alamaz hale gelmiştik. Koğuştan kurtulmalıydık. Sürüne sürene kapıya yaklaştık. İşte o anda kapı girişini yaktılar.

“Tavandan yayılan bir yangındı bu. Çığlıklar yükseldi. Vücudum alev almadı ama ani bir sıcaklık hissettim. Bazı arkadaşlar alev makinesi tutulduğunu görmüş.

“Yananların çoğunun elbiselerinde yanık izi yoktu. Ancak bedenlerimiz kavrulmuştu. Yandığımı hissetmedim. Elimi başıma götürdüğümde derimin sıvı gibi eridiğini gördüm.

“Alev yok. Sıvı ya da gaz, yakıcı bir kimyasal madde olabilir. Tavandan üzerimize döküldü ve yüksek ısıyla birleştiğinde kafa derimi, yüzümü, kollarımı ve sırtımı kavurdu. Kendimi kaybetmişim.”

TIKLAYIN – “Hayata Dönüş” Neden Yapıldı, Bugüne Etkisi Ne Oldu?

Ne olmuştu?
“Hayata Dönüş Operasyonu”nun Bayrampaşa Cezaevi’yle ilgili ilk davası, olaydan 10 yıl sonra 2010’da açıdı.

Eyüp Cumhuriyet Savcılığı’nın 37 er ve 2 astsubay hakkında hazırladığı iddianameyle, Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılama sürüyor.

Davada o dönem Bayrampaşa Cezaevi Jandarma Bölük Komutanı olan Zeki Bingöl, ifadesinde, operasyonun tamamen İstanbul Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Engin Hoş’un yazılı verdiği “Tufan Harekât Emri”ne göre gerçekleştirildiğini söylemişti.

İfadenin ardından operasyonun planlamasının yer aldığı “Tufan Harekât Planı” adlı belge mahkemeye sunuldu ve operasyonu yöneten rütbeli askerlerin adı ilk kez yargıya sunulmuş oldu.

Mağdur avukatları, “Tufan” belgesinin ortaya çıkmasının ardından, 2012 yılında hayatını kaybeden Hoş, İstanbul İl Jandarma Alay Komutanı İbrahim Tüysüz, dönemin Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanı Yarbay Yusuf Burhan Ergin’in de aralarında bulunduğu askerler hakkında suç duyurusunda bulundu.

“Tufan” planıyla ilgili 157 jandarma mensubuna “öldürme” ve yaralılarla ilgili “öldürmeye teşebbüs” suçlamalarıyla, Mart 2015’te ikinci dava açıldı. Sanıklar arasında üst düzey komutanlar da var.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar