Ayşe Tuba Arslan: Öldüğümde mi yardım edeceksiniz?

Ayşe Tuba Arslan: Öldüğümde mi yardım edeceksiniz?

Eskişehir’de eski eşi Yalçın Özalpay tarafında sokak ortasında satırlı saldırıya uğrayan ve 44 günlük yaşam mücadelesinden sonra 25 Kasım’da hayatını kaybeden Ayşe Tuba Arslan’ın 2017-2019 yılları arasında tam 23 kez şikayette bulunduğu açığa çıktı

Boşandığı eski eşi Yalçın Özalpay tarafından 11 Ekim’de sokak ortasında satırlı saldırıya uğrayarak ağır yaralanan ve 44 günlük yaşam mücadelesinden sonra hayatını kaybederek, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde toprağa verilen Ayşe Tuba Arslan’ın katili hakkında 2017-2019 yılları arasında Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na tam 23 kez şikayette bulunduğu açığa çıktı.

Arslan’ın basına yansıyan şikayet dilekçeleri iç parçalayıcı birer imdat çığlığı gibi. Sadece 1 Ocak-5 Temmuz arasında 10 defa suç duyurusunda bulunmuş. Bu başvuruların 5’i ‘delil yetersizliği’nden takipsizlikle sonuçlanmış. Ailesi de bu şahıs hakkında suç duyurularında bulunmuş. Sözün kısası ölmemek için yasal sınırlar içinde yapılabilecek her şeyi yapmış.

6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” kapsamında alınan koruma kararlarının da gereği yapılmamış. Keza Arslan, kocası hakkında ilk kez 14 Eylül 2018’de 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” kapsamında uzaklaştırma kararı almış. Alınan bu uzaklaştırma kararları daha sonra birkaç kez uzatılmış. Ancak katili, koruma kararlarını ihlal etmesine rağmen hakkında herhangi bir “zorlama hapsine” hükmedilmemiş.

Arslan daha önceki dilekçesinde de katilinin, boşandıkları halde eve zorla geldiğini, kendisine şiddet uygulayıp, tecavüz ettiğini belirtmiş ve “Defalarca şikayet etmeme rağmen hiçbir sonuç alamadım, uzaklaştırmam olduğu halde. Benim bu, Yalçın Özalpay isimli şahısla ilgili başvurmadığım hukuki işlem kalmadı. Bu şahıstan ölüm tehdidi alıyorum. Benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz. Ben çok mağdurum.” demiş bir kadın.

2 yıl boyunca “Korkuyorum, beni öldürecek” diyerek, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na 23 kez suç duyurusunda bulunan, sadece 1 Ocak- 5 Temmuz 2019 tarihleri arasında 10 defa suç duyurusu yaptığı belirlenen Arslan’ın katledilmesi, kadın cinayetlerinin arkasındaki siyasi-hukuki yaklaşımı olduğu kadar, düşmanlık ve erkek egemen gözlükleri de bir kez daha açığa çıkardı.

Tek başına İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı kanunun uygulanmasının yetmediğini de açığa çıkardı. Kadınlar için nispi can güvenliği anlamına gelen bu sözleşmenin uygulanmasının erkek egemen-kadın düşmanı yargı ve kolluk yaklaşımıyla tamama erdirilmediğinde (mesela uymayanın cezalandırılması) işlevsiz kaldığını gösterdi.

O açıdan da uygulanması için bu kararlara uymayan kolluk ya da yargı mensuplarının da cezalandırılmasının şart olduğunu önümüze koydu.

Fakat esas olarak kadın cinayetlerine, şiddete ve cinsel saldırılara karşı toplumsal olarak karşılık bulan tepkinin örgütlenmesi gerektiğini, bu tepkinin hem resmi yaklaşım hem de katiller üzerinde basınç oluşturacak bir güce dönüştürülmesinin zorunlu olduğunu gösterdi. Kadınların “tek başına, ayakta kalmaya çalışıyorum” demeyip, “bu caniliğe karşı çıkan dayanışmanın gücüyle ayaktayım” diyecekleri bir toplumsal atmosferin yaratılması için çalışmamız gerektiğini…

Arslan, son olarak 5 Temmuz 2019’da bir kez daha Ankara 2’nci Aile Mahkemesi’ne başvurarak şunları söylemişti: “Boşanmış olduğum eski eşimden hâlâ şiddet ve ağıza alınmayacak hakaretlere maruz kalıyorum. Özalpay tarafından üzerime bir sürü borç bırakılmıştır. Maaşıma icra getirmiştir. Şu an kendisi oturmakta olduğu evdeki mobilyalarını bana ödetmektedir. Ve ben şu an maddi manevi çok zor durumdayım, çalışmıyorum. Defalarca şikâyet etmeme rağmen hiçbir sonuç alamadım. Uzaklaştırmam olduğu halde. Benim bu Yalçın Özalpay isimli şahısla ilgili başvurmadığım hukuki işlem kalmadı. Bu şahıstan tehdit alıyorum. Benim ölümüm gerçekleşince mi bana yardım edeceksiniz. Ben çok mağdurum.”

Tüm bu tablo Arslan’ın katilin tek başına eski kocası Yalçın Özalpay değil, bir bütün olarak mevcut sistemin erkek egemen yaklaşımla hareket eden kurumları olduğunu bir kez daha ortaya koydu.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar