‘Baba’ Soylu’dan erkeklere: Kendinize gelin, ayıptır!

‘Baba’ Soylu’dan erkeklere: Kendinize gelin, ayıptır!

Soylu, devlete “baba” rolü yükleyip tüm erkekleri azarlayarak kadın cinayetlerini durduracağını m sanıyor? Soylu şahsında devletin asıl sorumluluklarının üstünden atlayan bu yaklaşımı sürdükçe kadın cinayetleri de kırım niteliği kazanarak devam edecektir!

Onlarca, yüzlerce kadının koruma kararı olmasına rağmen katledildiği, onları korumakla yükümlü olanlar hakkında hiçbir işlem yapılmadığı, katillerin sadece ‘kravat taktıkları’ için “iyi halli olmaktan” ceza indirimlerine uğradıkları Türkiye’de kadın cinayetlerinde öncesi bir yana, sadece son 1 ayda bile belirgin bir tırmanış görülüyor. Tasarlanarak ve giderek daha vahşi biçimlerle gerçekleşen kadın cinayetlerindeki bu artışa rağmen İçişleri Bakanı sıfatı taşıyan Süleyman Soylu çıkıp cinayetlerin azaldığını, herkesin titizlendiğini belirterek, “ama maalesef bir grup siyaset ve ideoloji esirlerine yanlış rakamlar yüzünden mahkum kalıyoruz” diye buyurabiliyor.

Sadece Kasım ayının ilk 2 haftasında 20 kadının katledildiği, bu cinayetlerden sekizinin 3 gün içinde yaşandığı, bir günde dört kadının katledildiği; cinayeti tasarlayan erkeklerin işi, eve bomba düzeneği kurmaya kadar vardırdıkları Türkiye’de Soylu gibiler halen “cinayetler azalıyor” demekle kalmıyor, bu gerçeği haykıranları düşman olarak kodlayarak, azaldığını söylediği cinayetlere yeni davetiyeler çıkarıyor. Suç işliyor yani… Üstüne bir de yargılamayan, aklayan, cezasızlık politikası izleyen, koruma kararlarını uygulamayan dahası itiraz eden, çizdikleri sınırların dışına çıkan kadınları düşman ilan ederek cinayetlerin önünü açan kendileri değilmiş gibi, “Kadın cinayetlerini devlet yapıyormuş gibi bizi suçlayanlar ne yapıyor?” diyebiliyor.

Kadın cinayetlerinde azalma olduğunu “şüpheli ölüm” kategorisine aldıkları onlarca cinayeti yok sayarak hazırladıkları verilerle takdim eden Soylu, rakamlarla oynama geleneği hayli köklü olan bu devlet adına pişkince “biz niye rakamlarla oynayalım ki?” diye sorabiliyor.

167 ülke arasından kadınlar için hayat kalitesi sıralamasında 114., cinsiyet eşitsizlik bakımından 153 ülke arasında 130. olmuş Türkiye’de 2008 yılından bu yana yaşanan cinayetler rakamlarla şöyle bir grafik izliyor oysaki: 2008’de 80, 2009’da 109, 2010’da 180, 2011’de 121, 2012’de 210, 2013’te 237, 2014’te 294, 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de 440, 2019’da 474 olmak üzere toplam 3.185 kadın öldürülmüştür. Bu cinayetlerden birçoğu “şüpheli ölüm” olarak kayıtlara geçmiş. Tıpkı Şule Çet, Nadira Kadirova, Aleyna Çakır Duygu Delen cinayetlerinde olduğu gibi… 2020’nin ilk 10 ayında bu rakamlar 269’a yükselmiş. 152 kadın da “şüpheli ölüm” hanesine yazılmış!

Soylu’ya göreyse yıllara göre kadın cinayetleri şöyleymiş: “2016’da 304, 2019’da 336. Bu yıl 20 Kasım itibariyle 234 kadına yönelik şiddet kapsamındaki cinayetlerde kadınlar hayatını kaybetmiştir. Geçen yılın ilk 10 ayında 308’di, bu yıl 234. Yüzde 24 azalma var ama bizim için 1 bile fazla“.

Gerçekler ortada dururken, onlarla bu denlice pişkince oynamak maharet dahası yalancılıkta ustalaşma ister.

Unutmadan hatırlatalım; tek başına Aleyna Çakır, Nadira Kadirova, İpek Er cinayetleri bile devlet politikalarıyla kadın kırımı arasındaki doğrudan ilişkiyi ayna gibi sunan sayısız şifre sunuyor. Bu denli pişkince konuşan Soylu’nun Aleyna Çakır’ın katilinin kameralar karşısındaki tehditlerine ne diyor diye sormazlar mı? Ya da o katilin halen nasıl dışarda olduğunu… İpek Er’in katili Musa Orhan’ın korunmasının nasıl bir anlama geldiğini, Nadira’nın intihar süsü verilen cinayetinin baş şüphelisi AKP Milletvekili Şirin Ünal’ın dokunulmazlık rahatlığını…

Tüm bu gerçekler ortada dururken Soylu pederşahi bir yaklaşımla erkeklere seslenerek, “Nereden çıktı bu kadına şiddet, kadın cinayeti? Erkeklere sesleniyorum; kendinize gelin. Fiziksel olarak güçlü olabilirsiniz ama neyi tatmin ediyorsun, neyi koruyorsun, neyini sağlıyorsun, hangi duygunu yüceltiyorsun? Ayıptır” diyerek sorunun çözülebileceğini sanıyor.

Kadın cinayetlerinin resmi politikalarla doğrudan ilişkili kolektif bir kırım olduğunu, ataerkil kapitalizmin Türkiye gibi en çarpık halklarında birikmiş toplumsal krizin en yakıcı noktasını oluşturduğunu, yaşanan o kapsamlı kriz temel direk anlamına gelen aileyi sarsıp parçaladığı ve bu sarsıntının ideolojik-siyasi-kültürel olarak onarılıp, sistemin kendisini yenileme olanakları daraldığı oranda daha ciddi bir saldırganlığa dönüştüğünü söylemesini beklemiyoruz Soylu’dan. Erkeklerin babası havalarında konuşarak bu sorunu çözebileceğini sanmasının cinayetlere başka bir davetiye çıkarmak anlamına geldiğini de…

Keza sömürü politikaları üzerinden yükselen bu sistemin çürümüş siyasetinin, ideolojisinin, kültürünün soluğunun bu kadar olduğunu biliyoruz. Devlete “baba” rolü yükleyip tüm erkekleri azarlayarak sorunu çözeceğini sanan ve asıl sorumluluklarının üstünden atlayan bu yaklaşım sürdükçe kadın cinayetleri de kırım niteliği kazanarak devam edecektir.

Neyse ki kadınlar bu anlayışa teslim olmadıkları gibi, beklenti içinde de değiller. Ona da gerekli önlemleri aldırtacak olanın, buna mecbur bırakacak olanın kendi özgüçleri olduğu bilinciyle hareket ediyor ve bu bilinci büyütüyorlar.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar