Baraj Mahallesi…

Baraj Mahallesi…

Fakirliğin, yoksulluğun çarpıcı çizgilerle nasıl göründüğünü bilmek, görmek, yaşamak ve hissetmek isterseniz eğer Ankara’nın kuzeyine gitmeniz lazım. Muhteşem otoyollar, köprüler, rezidanslar, villalar, havuzlar ve Baraj Mahallesi! Hem de iki tane, iki ayrı kutup, iki ayrı sınıfın uzlaşmaz resmi çıkıyor karşınıza

Fakirliğin, yoksulluğun çarpıcı çizgilerle nasıl göründüğünü bilmek, görmek, yaşamak ve hissetmek isterseniz eğer Ankara’nın kuzeyine gitmeniz lazım. Öyle ihtişamlı, öyle lüks bir zenginliği gözünüze sokuyor ki, sanırsınız bu kente yoksulluk, ve işsizlik hiç uğramamış. 

Kuzey Ankara bu tabloyu çizerken aslında bağrında öyle şeyler barındırıyor ki… bunlar sadece görmek isteyenlerin görebileceği, yönelebileceği şeyler… 

Muhteşem otoyollar, köprüler, rezidanslar, villalar, havuzlar ve Baraj Mahallesi! Hem de iki tane, iki ayrı kutbu, iki ayrı sınıfın uzlaşmaz resmini çok çarpıcı, acık ve net bir şekilde çıkarıyor karşımıza. 

Bu iki Baraj Mahallesi’nden biri yukarıda saydığımız muhteşem görsel güzelliği ve zenginliği size Ankara’nın Kuzey girişinde sunarken bağrında sakladığı, aşağısında bir yerde çarpık gecekondu evleri ve burada yaşayan yoksul, fakir, işsiz, açlıkla mücadele eden ve kendilerine uzatılacak bir eli bekleyen Suriyeli ve Türk aileler. 

Kapitalizm gerçeğinin gerçek resmini buluyorsunuz. Dokunabilir ve hissedebilirsiniz. Aşağıdakiler ve yukarıdakiler, zenginler ve yoksullar, köleler ve efendileri… Bu tabloya orada dokunup çok acı ve çarpıcı bir biçimde hissedip yaşayabilirsiniz. 

Nereyi mi anlatıyorum? Ankara Altındağ’da Hasköy bölgesinde bulunan Baraj Mahallesi’ndeki iki ayrı yaşamı, iki ayrı sınıfı anlatmaya çalışıyorum. 

Kaç gündür arkadaşlarla, yoldaşlarla özellikle de çocuklara yönelik hazırlık yapıyoruz. Baraj Mahallesi’nde (Gecekondu olan) birçok ailenin yoksullukla, fakirlikle boğuştuğunu öğrendik. Özellikle çocukların her tür desteğe ihtiyacı olduğunu duyduk. Biz de Alınteri okurları olarak ilk elden neler yapabiliriz, nasıl gideriz, gibi soruları tartışırken bir taraftan da eşimizden dostumuzdan katkı sunmalarını istedik. Çocuk hikaye kitapları, boyama kitapları, resim defterleri, pastel boyalar hazırladık. Pastel boyalar ve resim defterleri için destek olan Tuzluçayır’daki Meriç Kırtasiye’ye ve mahalle bakkalımıza maddi desteği için teşekkür ediyoruz. 

Çocuk kıyafetlerini yaş gruplarına göre hazırlayan dostlarımıza, çocuk ayakkabıları, botlar hazırlayan dostlarımıza dayanışmaları için teşekkürü borç bilirken dayanışmaya devam etmek istediğimizi de belirtmek isteriz.

Tüm bu hazırlıkları büyük bir heyecanla yaparken bu malzemeleri asıl sahiplerine nasıl ulaştıracağız, sorusuna da cevap bulmamız gerekiyordu. Baktık bir arkadaşımız seve seve dayanışma içinde olacağını ve bizi aracıyla götüreceğini iletti. Çok mutlu olduk. Şimdi sıra yola çıkma saatinin gelmesiydi. Çünkü arkadaşımız, “Mesai bitince gidebiliriz,” demişti. Ve o saat gelip çattı.

Akşam saat 18:00’de yola çıktık. Giderken yukarıda çizmeye çalıştığım tablonun çok çarpıcı detaylarını çarpılmış bir halde izliyorduk. Ailelerle buluşma anını ise ancak yaşarsanız anlayabilirsiniz, anlatılmaz yani… İşte tam da buydu yaşadığımız şey.

Baraj Mahallesi’nin gecekondu olanına ulaştık. Bu arada mahalle girişinde bulunan bir eve destek olmak için geldiğimizi ve bize yardımcı olup olamayacaklarını sorduğumuz kadın, “Kızım ilgileniyor, o size yardımcı olur,” dedi ve kızını çağırdı. Birlikte Köy meydanı gibi olan bir yerde bulunan bir yere gittik. Orada bulunan bir evin bahçesine girdik. İhtiyacı olan aileler çağrılırsa yanımızda getirdiğimiz çocuk kıyafetleri, ayakkabıları ve kitap setlerini vermek istediğimizi söyledik.

Evden beş çocuk ve anneleri çıktı. Yalınayak, kısa kollu, ince tişörtlerleydiler. Sonra diğer evlerden de çocuklar ve anneleri geldi. Pıtırcık pıtırcık gözleri heyecanlı, ban da bir tane düşecek mi, ben de alabilecek miyim,” telaşında her yaştan kız ve erkek çocuklar.

Tertemiz, yaşadığı yoksulluğun sebebini henüz anlamamış, sanki bu yaşam onların alın yazısıymış gibi masum bakışlı çocuklar… Ve anneleri. Yetmedi tabii, yetemezdi de. Hazırladığımız kitap setlerini ancak 24 çocuğa verebildik. Keza kıyafetler, ayakkabılar da öyle. İçimiz buruk ayrıldık, ama “tekrar geleceğiz” dedik. İletişim numaralarını aldık. Burası için daha geniş bir kampanya çalışması yapmamız gerektiğine karar verdik.

Bir kez gidince görevimizi tamamlamış mı oluyoruz? Bizlerin görevi bayram hediyesi vermek değil. Ama bu kez bir nevi öyle oldu. Çünkü Ramazan Bayramı arifesine denk geldi. Aileler ve çocuklar için bayram hediyesi yerine geçti.

Ama biz dayanışma yaşatır şiarıyla yola çıktık. Ve hem yaşatmalı hem yaşamın gerçeklerini anlatmalıyız. Çünkü bu yaşam biçimi hiç kimsenin kaderi değil, fıtratı hiç değil, alın yazısı da değil. Bu çürümüş sistemin resmidir.

İnsanca yaşamı savunuyorsak insanca yaşamın nasıl ve hangi sistemde mümkün olduğunu anlatmak asli görevimizdir. Kısa vadede bunu yapamasak bile uzun vadede başarabileceğimize inanıyoruz. İçinde bulunduğumuz koşullarda “Dayanışma Yaşatır” kampanyasının bunun bir yolu ve aracı olduğunu düşünüyoruz.

Düşlerimizi gerçekleştirmek için bu dayanışmayı büyütmeye ihtiyacımız var. Dayanışalım, dayanışmayı büyütelim!..

Alınteri Ankara


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar