Bir çocuktan tacizci yaratan karanlık

Bir çocuktan tacizci yaratan karanlık

Yaşadığım olayı tanımlamaya çalışmaktan vazgeçip, o an orada çocuğa vurmak yerine ne yapsam daha etkili olurdu diye düşündüm. Çok sığ bir yaklaşım olan “senin anana bacına yapsalar” yaklaşımı aklıma geldi

Aze Hazan Hezdar

 

Metroya doğru yürürken, iki çocuğun adımlarını bana doğru yönlendirmesiyle durdum. En fazla 10-12 yaşında gibi görünen iki şirin küçük erkek çocuğu, suratlarında muzip bir gülümsemeyle karşımda dikiliyordu. Kulaklığımı çıkarttım, belki saati öğrenmek istiyorlardı, belki de ailelerini kaybetmişlerdi, yön soracaklardı.

 

Hayatımda duyduğum en ahlaksız ve en çirkin soru cümlesini duyduğumda, bütün vücudum buz kesti.

 

Anlayamadım, istemsizce “Hı..” dedim. Aynı cümlenin daha tacizkar ve rahatsız edici halini, daha vurgulu, daha yüksek sesle söyledi. Az önce bana şirin gelen suratına yayılan gülümsemeye o kadar sinirlendim ki, elimi kaldırıp suratına bir tokat attım. Kendim bile ne yaptığımı anlayamadan, hayatımda ilk kez bir çocuğa vurmuştum.

 

Çocuklar kaçıştı, ben yürüdüm, metroya bindim, gideceğim yere vardım. Üzerinden günler geçti. Taciz, erkek şiddeti, cinsel şiddet, tecavüz, erkek egemen sistem… Çok okuduğum bu kavramlarla, yaşadığım olayı bağdaştırmam uzun zamanımı aldı. Ne kadar düşünürsem düşüneyim, bu kavramların hiçbirini iki küçük çocukla özdeşleştiremiyordum!

 

Önceden yaşadığım tacizleri düşündüm. Tacizle ilk karşılaştığım zaman koskoca İstanbul’un en kalabalık sokağında dahi kendimi rahat hissetmediğimi, zamanla alıştığımı ve taciz edildiğimde artık nutkumun tutulmadığını, kendimi koruyabilecek ve tacizciyi teşhir edebilecek cesarete sahip olduğumu gözümün önünden geçirdim. Yüzünü gördüğüm, gözünün içine baktığım tüm tacizcilerle hala bu iki çocuğu bir tutamıyordum.

 

Yaşadığım olayı tanımlamaya çalışmaktan vazgeçip, o an orada çocuğa vurmak yerine ne yapsam daha etkili olurdu diye düşündüm. Çok sığ bir yaklaşım olan “senin anana bacına yapsalar” yaklaşımı aklıma geldi. Belki vurucu olur, yaptıkları şeyin yanlışlığına biraz ikna olurlar diye düşündüm… Kolundan tutup güvenlik görevlisine götürseydim ne olurdu, hiçbir şey, yetişkin tacizciler tutuklanıp tutuklanıp bırakılırken çocuklara hiçbir yaptırım uygulanmazdı.

 

Düşündüm, düşündüm…

 

Rakel Dink’in, eşi Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra cenazede söylediği “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim…” cümlesi aklıma geldi. Sonra bir sonuca vardım: Bir çocuktan bir tacizci yaratan karanlığı sorgulamadan, hiçbir sonuca varamayız…

 

O iki çocuk da benim kadar mağdurdu. Onların ağzından çıkan, beni taciz eden cümlelerdeki o karanlık, küçücük iki çocuğun içine kadar işlemişti. O karanlık, erkek egemen, sınıflı bir toplumda, kapitalist sistemde insanların üzerine çöküp onları çürütmeye başladığında ortaya çıkan şeydi.

 

Ezenin ezilen üstünde “iktidar” kurmayı kendine hak olarak görmesi, bu karanlığın çöktüğünün göstergesidir. Böyle bir toplumda özgün bir “kadın” kimliği yoktur, kadına verilen tüm roller, erkeğin yörüngesinde döner: Evinde kocasına hizmet eden ve hayatta başka bir amacı bulunmayan “hanım”, kırılgan, güçsüz, aklı ermeyen, erkeğine muhtaç “bayan”, kocasının soyadını sürdürmesi için oğlan doğuran “ana”, erkeklerin göz zevkine hitap eden, iki kaşının ortasında bir tüy dahi çıkmaması gereken bir “meta”.

 

Erkek kimliği ise ana karakterdir, “güç” ve “iktidar” kelimeleriyle özdeşleştirilmiştir. Binlerce yıldır bir kartopu gibi büyüyerek günümüze gelen bu iki cinsiyet rolünün, toplumun kültürüne, geleneklerine, ahlakına ve yaşayış biçimine yansımış olması aslında hiç de şaşırılacak bir durum değil.

 

Buradan bakınca, bu hastalıklı cinsiyet rollerinin çocukların dahi kanına karışmış olduğunu görmem beni şaşırtmamalıydı. O çocuklara “Ya senin anneni biri böyle taciz etseydi?” diye sormamın bu yüzden bir anlamı olmayacaktı, çünkü muhtemelen anneleri her gün babaları veya erkek akrabaları tarafından böyle taciz ediliyor, taciz edilmese dahi, kişi olarak kimliği yok sayılıyordu.

 

Babalarının anneleri üzerinde iktidar kurduğunu, resmen bir eşyaymış gibi onun sahibi olduğunu illa ki hisseden bu çocuklar, erkek olarak doğdukları için gördükleri her kadına sahip olmaya hakları varmış gibi davranıyordu.

 

Sanırım çürümüşlüğün boyutlarını tespit etmenin, nedenlerini ortaya dökmenin bir yere kadar anlamı var. Asıl mesele ise, o sürekli geriye giden, insanların hayatlarına mal olan karanlığı aydınlığa çevirebilmek. Değiştirmek evet… Bu toplumsal çürüme girdabını anlamlı bir gelecek idealiyle, tüm kötülüklerin kaynağı olan o eşitsizlikler silsilesi üzerinden yükselen düzeni hedefe çakan bir toplumsal mücadele rüzgarıyla dağıtabileceğiz. Aslolanın bu olduğu bilinciyle yaşayıp, karşılaştığımız her çirkinliğe, haksızlığa, kötülüğe bu pencereden bakarak…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et
[lvca_spacer desktop_spacing=”50″ tablet_width=”960″ tablet_spacing=”30″ mobile_width=”480″ mobile_spacing=”10″]

İlgili yazılar