Bir deneyimle Ankara’nın Vuhan olmasının yanıtı!

Bir deneyimle Ankara’nın Vuhan olmasının yanıtı!

Koronavirüsü kapan bir okurumuzun hastalık süreci boyunca deneyimledikleri hem “sürü bağışıklığı” stratejisinin özeti hem sağlık sisteminin gelinen noktada ne hale getirildiğinin fotoğrafı hem de Ankara’nın Vuhanlaşması’nın nasıl gerçekleştiğinin bir boyutu…

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube Yürütmesi, dün yaptığı açıklamada “Ankara’da pandeminin merkez üssü şehir hastaneleri” demişti. Bu hastanede çalışan sağlık emekçilerine yaygın tanı testlerinin yapılmadığını, ancak ücretle yapılabildiği, koronalı vatandaşların tedavi için yer bulamadıklarını, bu hastanelerde sağlık turizmi kapsamında yurtdışından hasta getirilerek tedavi edildiğini vurgulamıştı.

Ankara’nın dört bir yanından taşınan nüfus her gün riski ve bulaşı Şehir Hastanesi’ne taşırken, Şehir Hastanesi’ndeki riski de yeniden yaşam alanlarına taşımaktadır” denilen açıklamada, günlük 70 bin kişinin hastaneye geldiği, günde 500 ile 700 arasında pozitif vaka belirlendiği, hastanede 1100 pozitif vakanın tedavi gördüğü aktarılmıştı.

Sağlığı turizmle özdeşleştiren, hastaneyi hastane olmaktan çıkarıp AVM’leştiren, “inşallah müşterisi artacak” gibi özlü bir sözle aklımıza gelebilecek tüm toplumsal ihtiyaçların metalaştırıldığını açıkça ortaya koymaktan çekinmeyen zihniyet, bu hastanelerin müşteri sahibi olabilmesi için Ankara’daki birçok hastaneyi kapattı.

Taşeronlaştırma, sözleşmeli çalışma… gibi sayısız güvencesizlik biçimi yaratması yetmiyormuş gibi; sağlık emekçilerinin istihdamını sınırlandırırken, çalışanların iş yükünü performans gibi bir kıyıcılıkla arttırdıkça arttırdı. Piyasacı yaklaşımı o raddeye vardırdı ki, işgücü yetersizliğini, alanda eğitimi olmayan emekçileri istemleri dışında kaldıramayacakları, bu arada halkın sağlığını da riske edecek birimlerde görevlendirmeye kadar gitti. Hatta daha da ileri giderek boşlukları kendi tabanına geçici de olsa istihdam alanı yaratmanın vesilesi kıldı.

Ankara Şehir Hastanesi’ndeki manzara bu açıdan tipik. Temizlik görevlilerinin hastanenin çeşitli birimlerinde sürekli başka görevlere atandığı bu hastanede, filyasyon ekiplerinde de onların işe koşuldukları görülüyor.

Daha vahimi geçtiğimiz günlerde açığa çıktığı gibi binlerce sağlık emekçisi atama yapılmasını beklerken kentte tamirci, kaportacı, engelli işçi, grafiker şoför, güvenlik görevlisi ve mühendislerden oluşan 1392 kişilik bir filyasyon ekibi kurabildiler.

Neoliberal devletin sağlık politikalarındaki kıyıcılık her açıdan dehşet verici!

Bu politikalarla Vuhan’a dönen Ankara’daki tablo giderek ağırlaşıyor. Koronavirüsle enfekte olan bir okurumuzun yaşadıkları gerçeğin sadece bir kısmı…

Okurumuzun yaklaşık 10 gün önce işyerinde rahatsızlanınca hastaneye gittiğini, zar zor test yaptırdığını, oldukça halsiz olduğu için işyerine dönmediğini ve dolmuşla evine geçtiğini anlattığı hikayesinin devamı salgınla ilgili sürü bağışıklığı stratejisinin de çarpıcı bir özeti gibi.

Devamına ilişkin anlatımları özetle şöyle:

2 gün sonra testinin pozitif çıktığını öğreniyor. Evde çocukları ve eşiyle birlikte kendilerini karantinaya alıyorlar. Fakat ihtiyaçlarını karşılayacak bir mekanizma yok. Muhtarlığı, belediyeyi ve diğer ilgili yerleri arayarak en azından alışverişlerinin yapılması için yardım istiyorlar. Keza devletin salgın politikası binadaki diğer emekçileri korkutmuş olacak ki (ki binada başka vakalar da var), herhangi bir dayanışma yanıtı alamıyorlar. Ne binaya ilişkin bir önlem, ne “evinizde karantinaya alın kendinizi” buyruğuna uygun bir altyapı!

Birkaç gün sonra semptomları ağırlaşan okurumuz, gece ambulans çağırmak zorunda kalıyor. Bunu gerçekleştirmek için saatlerce uğraştığını söylemeye gerek yok. Sonuçta ambulans geliyor ve götürüp Zekai Tahir Burak Hastanesi’nin önünde bırakıyor. Kendisi gibi yüzlerce hastayla birlikte birilerinin ilgilenmesini beklerken, saatler geçiyor. Sonra nihayet doktor tarafından görüldüğünde yatırılacak yer olmadığı için ilaç verilerek eve gönderiliyor. Eve nasıl mı gidiyor? Kendisi gibi başka onlarca koronalı emekçi gibi elbette ki dolmuşla!

Ertesi gün ağrılar daha şiddetlenince bir kez daha elbette ki uzun uğraşlar sonrasında ambulansla aynı şekilde hastane bahçesine bırakılıyor. Burada saatlerce bekliyor. Binlerce sağlık emekçisi atamayı beklerken, hastanedeki çalışan emekçi sayısının böylesi bir salgına doğal olarak yetemeyeceğini bizzat deneyimlemiş oluyor.

Etrafında koronalı olmayan hastalar da koronalı olanlar da var. Büyük bir psikolojik baskıyla (bulaştırma korkusu) yine saatlerce, sandalye üzerinde bekletildikten sonra eve gönderiliyor. Şiddetli ağrılarına rağmen bu sefer bulaştırma korkusuyla cebindeki son parayla taksiye biniyor, şoförü bilgilendirerek.

Bu eziyetlerle sonuçta aradan 9 gün geçmiş oluyor, fakat ağrılar geçmediği gibi, daha da şiddetleniyor. Sağlık Bakanlığı’nın evde karantina süresini 10 güne çekmesi ve yeni bir test yaptırmadan işbaşı yapılması düzenlemesini de dikkate alarak bir kez daha ağrılarıyla birlikte hastaneye gidiyor. Bu sefer başkasına bulaştırma korkusu daha da derinleştiği için o haliyle kilometrelerce yok yürüyor. Gittiği hastanede, “düzenlemeye göre yarın işbaşı yapmam lazım ve halen tüm semptomları gösteriyorum. Bu halimle diğer işçi arkadaşlarıma da bulaştırabilirim. O nedenle test yapılmasını istiyorum” diyor. Fakat hekim ve diğer sağlık emekçileri sözkonusu düzenlemeyi hatırlatarak, bir şey yapamayacaklarını söylüyorlar.

Okurumuz isyan ederek tekrar eve dönüyor, korona semptomları tüm açıklığıyla görülürken ertesi gün diğer arkadaşlarına bulaştırma riskiyle işbaşı yapacak olmasına inanamıyor!

Buna olan öfkesini hastanede de dile getirdiği gibi, “madem böyle davranılıyor, biz işçilerin canına bu şekilde kastediliyor, o zaman biz de bunu eylemli tepkilerle reddetmeliyiz” diyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar