Bir kooperatif hikâyesi: ‘İnsan gücüne ihtiyaç var’ deyin

Bir kooperatif hikâyesi: ‘İnsan gücüne ihtiyaç var’ deyin

Emekleri sömürülen, hakları gasp edilen, iş cinayetlerinde öldürülen işçiler kooperatif kurdu. Her adımında gönüllülerin çalıştığı kooperatifin amacı ise işçiye destek olmak, dayanışma ile evlerine girmek. Bu yüzden çağrıları herkese.

Reyhan Hacıoğlu

İş cinayetleri, işçi eylemleri, hak gaspları ve uzun direnişler… Emek sömürüsünün en çok yaşandığı alanlardan biri olan inşaat sektöründe bugünlerde farklı bir telaş var işçiler arasında. Salgın süreci ile hâlihazırda sigortasız olan binlerce işçi, emekçi bir gecede işsiz kaldı, apar topar evine gönderildi ve bazıları ise salgına rağmen çalıştırılarak hayatlarından edildi. İnşaat İş Sendikası ise bunlara karşı yıllardır haklarını aradıkları işçilerle yeni bir dayanışmanın, yeni bir oluşumun heyecanı için yola çıktı.

Yeni bir heyecan

Geçtiğimiz haftalarda kuruluş duyurusu sosyal medya üzerinden yapılan Dayanışma Kooperatifi’ni, kurucuları ve aynı zamanda tüm çalışmaların da gönüllüleri olan İnşaat İş Sendikası Örgütlenme Sorumluları Deniz Gider ve Yunus Özgür ile konuştuk. Yoğun ve yorucu çalışma tempolarına bir de salgın süreci eklenince ancak telefonla görüşebildiğim iki sendikacı da kooperatifi anlatırken insanı heyecanlarına ortak ediyor. İşte gülümseten, umut dolu ve heyecanlı sohbetin özeti.

‘İhtiyaç üzerinden doğdu’

Önce kooperatif fikrinin nereden çıktığını soruyorum. Gider cevaplıyor: “Kovid-19 salgını başladığında birçok işçi mağdur edildi. Ve işçiler için sürecin daha ağır olacağını öngördüğümüzden, yani bir ihtiyaç üzerinden doğdu diyebiliriz.

Daha önce dayanışma kampanyası da başlatmıştı sendika, onun da katkısı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Önce dayanışma kampanyası oldu, sendika bunun örgütleyicisiydi. Kısa bir sürede iyi bir yol da aldı. Ancak biz bunu sadece salgın süreci ile sınırlamak yerine, devamını ilerletebileceğimiz bir kooperatifine dönüştürelim dedik. Ve bunun sürecini inşa etmeye başladık.”

“Biz sendika olarak sınıf sendikacılığı anlamında tek başına işçilerin şantiyedeki sorunlarını çözme değil onların tüm yaşam alanlarına yani ailelerine de hitap etme, ihtiyaçlarına cevap olmak istedik” diyerek söze giriyor Özgür ve ekliyor: “Şantiyede örgütlenen kişinin sorunlarını çözmek yetmiyor artık. Aileleri, çocuklarıyla temasa geçmek aslında çok önemli dedik.”

İlk ‘dükkân’ Esenyurt’ta

Sendikacıların amacı sadece inşaat işçilerine ulaşmak da değil aslında, “İnşaat işçileri ile sınırlı tutmak istemiyoruz. Bütün işçi ve emekçilere açık olacak” diyorlar. Çalışmaların ne zaman somutlaşacağını soruyorum, Özgür cevaplıyor: “Kışa doğru büyük ihtimal yasal işlemleri bitirip Esenyurt’ta açacağız. İşçilerin yoğun olduğu bir semt orası. Kooperatifin ilk açılışını orada gerçekleştireceğiz. Dükkân değil bakkal değil, kendi yerinde olacak yani.”

‘BİM’den daha ucuz olacak’

İnsanlar size nasıl ulaşacak peki diyorum. “İlk olarak elbette sendika üzerinden olacak” diyor Özgür ve şöyle açıklıyor: “Ama internet üzerinden de duyurularla ulaşmaya çalışacağız. İstanbul’da ilk olarak haftada bir gün dağıtım yapılacak. Ama internet üzerinden siparişler de olacak. Ama amacımız belirli işçi semtlerinde açmak, şubeleri yaygınlaştırmak.” Aslında çalışmalarına çoktan başlamışlar bile kooperatifin. “Satın almaya başladık” diyerek devamını anlatıyor Özgür: “Zor ama güzel olacak. Daha önce belli bir kesime hitap eden yerler de vardı. Fiyatlar da biraz daha yüksek oluyordu haliyle. Bizim hedefimiz ise en uygun denilen BİM’den birçok ürünün daha ucuz ve sağlıklı olması. İşimiz zor belki hem toplayacak hem de direkt üreticiden tüketiciye ulaştıracaksın.”

‘Sadece satış yapmayacağız…’

Zorlu bir çalışma elbette başladıkları. O yüzden haliyle ürünleri nasıl aldıklarını soruyorum. Özgür anlatıyor: “Doğrudan üreticiden almayı hedefliyoruz. Çünkü üreticiye de katkımız olsun istiyoruz. Onu da tüccarın eline bırakmayalım istiyoruz” diyor ve bu amaçla çalışmalarını anlatıyor: “Afyon’un bir köyüne gittik, arkadaşlarla nohut aldık. Yan köyde arkadaşı varmış fasulye üreticisi. Böyle böyle alıyoruz.”

‘Belki kazık da yeriz’

Ciddi bir maliyette aslında, satın al, paketle, nasıl yapacaksınız? diyorum. Yorucu ama o kadar zor değilmiş, amaç için koşturmak olunca diyorlar… “Ürünü alırken öncelikle bir üreticiden ne kadara alabileceğimizi hesaplıyoruz. Kendimiz gidip seçiyoruz” diyor Özgür ve aslında bir güven inşası da yapıyorlar üretici ile kendi aralarında. Ondan dinleyelim: “Çayımızı içiyoruz ve ürünümüzü alıyoruz. Daha yolun başındayız ama güzel. Belki kazık da yeriz (gülüyor) ama yolda düzelir bunlar. Deneyimleye deneyimleye öğreneceğiz. Tamamıyla çiftçi ile aramızda oluşan güven ilişkisi üzerine kurulu olacak süreç. Paketleme vs. elbette belirli hijyen kuralları çerçevesinde kendimiz yapacağız.”

‘Hiç de fena değil’

Amaçları her şeyi satın almak değil elbette. Bunun için ciddi planları ve hayalleri de var. “Kimi ürünleri de kendimiz yetiştirmeye çalışacağız” diyor ve düşündükleri projelerden bahsediyor Özgür, “Örneğin biber salçasını kendimiz üreteceğiz. Ya da reçeli. Kooperatifle dayanışmak için bu sene geç kaldık ama önümüzdeki sene 2 dönüm tarlası olan bir arkadaşımız tarlasını ekip biçmemiz için kooperatife verdi. 2 dönüm de hiç fena değil başlangıç için(gülüyor).”

Hedefleri büyük ve yorucu olunca insan ‘Kimsiniz, kaç kişisiniz?’ diye merak ediyor.

“Birçok arkadaş var, örneğin Adana ekibi var. Oradaki olanaklara bakıyorlar, olanaklar içerisindeki kadınlarla, onları da sürece dâhil etmek istiyoruz. Ve onlara da bir kazanç sağlamak istiyoruz” diyor Özgür ve sözü Gider alıyor: “Kooperatifin örgütlenmesi sürecinde İzmir bölgesinden gönüllü olarak emek vermek isteyen arkadaşlarımız doğdu. Sonrasında Ankara bölgesinde kooperatifi gönüllü olarak arkadaşlarla bir irtibat sağladık.”

‘Hangi süreç kolay ki?’

Zor değil mi? Hem sendika hem kooperatif? diye sorunca “Hangi süreç kolaydı ki bu süreç kolay olsun” diyor Gider gülerek. Özgür ise “Tabii ki bir ‘yükü’ var. Ama şöyle bakıyoruz işçinin sorunlarını çözmek için varız. En kaba anlamda ve bu da onun bir parçası diyor ve Gider söze giriyor: “Sadece ücretini alamayan işçilerin sendikası ya da başka sorunları çözmek için nefes alan bir sınıf sendikacılığı olarak görmüyoruz bu işi. Yorucu olacaktır ama bu bize şunu yapacaktır: Onurlu bir şekilde yol alacağız. Elbette bu yorgunluğumuza ya da efora ortak olmak isteyenlerle sendika ve kooperatif çatısı altında kapımız sonuna kadar açık olacaktır. Ve bu anlamda yükümüzü hafifletmek isteyen dostlar, arkadaşlar olmak isterse de kapımız açık. Biz zoru bozmaya çalışıyoruz. Ve bunu kolaylaştırmaya yönelik bir adım bu aslında.”

‘Zorlu olacak elbette’

Amaçlarıyla devam ediyor Gider: “İlk başta sendikada çalışan arkadaşlar olacak ama sadece sendikanın gölgesi altında değil, insanların bunu sahiplenip, böylesi bir süreçte yol alıp ilerletmesini daha çok istiyoruz. Ve bu anlamı ile kooperatifin ulaşmak istediği hedef, işçi ve emekçinin cebini yakmayacak bir örgütlenme ile en temel ihtiyaçları karşılamak. Ve sadece ürün alıp satmak değil amacımız gerçekten yoksul olan ailelere koli yardımı yapmak. O ailelere destek sağlamak. Bir sistem var. İşçinin cebinde parası yok ama kredi kartı ile borç altına sokuluyor ve ihtiyaçlarını öyle gideriyor. Öyle nefes alabiliyor. Biz, en azından o yükünü de hafifletmek istiyoruz Askıda sistemi de olabilir bir başka çözüm. Ama bu zamanla olacak şeyler. Yani şubeler açıldıkça, süreç ilerledikçe.”

‘Algıları yıkmak isteriz’

Herkes gelip çalışabilir mi? Mesela ben gelip çalışmak istesem dediğimde, “Zaten sendika olarak kooperatif için yola çıktığımızda gönüllülüğü esas aldık. Aslında algıları yıkmak isteriz. Kooperatifte yer almak isteyen insanlar oldukça kapı sonuna kadar açık olacaktır” diyor Gider. Gönüllü gruplarla yaşadıklarını anlatıyor Özgür de: “Örneğin Adana’daki gönüllü ekip işçi arkadaşlardan oluşuyor. İnşaat işçileri değil ama ayakkabı işçileri, sayacılar yani her kesimden işçi var aslında. Biz ne yapabiliriz diyen oldu. Ama esas olarak biz o ürünleri satmaya başladığımız zaman sanırım geri dönüşleri alacağız.”

‘Paraları bile ilaçladık’

Salgına rağmen giriştikleri iş bir yandan ciddi risk de barındırıyor. Ve aldıkları önlemleri anlatıyor Özgür: “Elbet zor oluyor ama örneğin Afyon’da Özkan köyüne gittik ve orada hiç vaka yok. Biz de tabii endişe ettik. Biz dışarıdan geliyoruz size bir şey olmasın diye. Çok özen gösteriyoruz. Yine dayanışma kampanyası sürecinde de koli olarak yardım yaptık. Ama onlara dahi çok önem verdik. Paraları bile ilaçladık o süreçte (gülüyor).”
Başlattıkları dayanışma kampanyasını soruyorum yeri gelmişken. Özgür cevaplıyor: “Şu anda o kampanya devam etmiyor, sönümlendi. Ama aslında kooperatif üzerinden o sistemi devam ettireceğiz. Canlanacak diyebiliriz de bu çalışma ile. Ortalama 180 işçiye ulaştık, 200’e yakın. Ulaştıklarımızın hepsi inşaat işçisi değildi elbette. Metalden de işçi arkadaşlar vardı. Ya da eşini iş kazasında yitiren aileler vardı. Miktar çok fazla değildi ama dayanışma çok önemliydi. İyi bir sistemimiz vardı. Belirli bölgelerde var olan işçi arkadaşlarımız çevrelerinde gerçekten ihtiyaç sahipleri olanları, tabiri caizse ‘bir lokma ekmekleri olmayanlara’ ulaşmaya çalıştık. Bu şekilde ulaştık ve paylaştık.”

‘İşçiler birbirleri ile dayanışıyor’

“Talep oldu mu?” diyorum. Bir hayli olmuş, “İşçi arkadaşların dayanışma örnekleri de oldu” diyor Özgür ve devam ediyor: “ ‘Elimizde bir miktar para var ve burada yoksullar var. Biz yapalım’ diyor örneğin. Bu tür güzel şeyler de çok yaşadık. Ve şunu gördük sınıf içerisinde doğal bir dayanışma var, cılız da olsa çevresinde yoksul olana yardım ediyor. Herkes elinden geldiğince yardım ediyor birbirine.”

‘Öyle görüntüler var ki…’

Yaptıkları çalışmaların neden sosyal medyada paylaşmadıklarını soruyorum. Ezilenlerin inceliği ile anlatıyorlar, amaç yardım değil paylaşmak ve dayanışmak diye.
Yer yer haber yapmışlar ama o kadar. Gider anlatıyor bunu: “Biz haberleştirdik ama şöyle yaptık, o gün sokağa çıkabildiysek, dayanışma odaklarımıza ulaştık diye haber yaptık. Bölge dışında olan emekçi arkadaşlarımıza EFT yaptık. O haberleri duyurduk ama öyle görüntülerle karşılaştık ki, onları paylaşmak istemedik . Ve o yüzden minimalize ederek haberini geçtik kendi hesaplarımızdan.” Sonrası için planları var tabii ama şu anda sosyal medyada çizimlerle ilerliyor biraz süreç. Özgür, ama o kısa çizimlerden bile dönüşler oldu. Kooperatifte de bir şekilde yapacağız. Satın alırken, üretirken, elbet duyurmak, paylaşmak istiyoruz.”
Gider devam ediyor: “Oradaki emekçi arkadaş da görsün istiyoruz aslında. ‘Hakikaten arkadaşlar yapıyormuş’ diye. Güven duygusu esas aslında.”

‘Rezalet bir durum var’

Görünenlerin sadece yaşananların bir kısmı olduğunu belirten Özgür, “Birçok firma var, işçinin emekçinin emeği var sürecin başından sonuna ama rezalet bir durum var. Ve güya uygun denilen firmalar bunlar. Büyük çoğunluğu merdiven altında üretilen alanlar, sağlıksız ürünler. İşçi kooperatifi ile bunlara alternatif olmak istedik” diyor.

‘Zaman geçtikçe çoğalacağız’

Bölgede nasıl olacak kooperatif. Ya da olacak mı?

“Zaman geçtikçe elbette Kürdistan’da da yapmak isteriz” diyor Gider: “Bizim üyelerimizin çoğu da çünkü Kürt kentlerinden gelen inşaat işçileri. Ve şu anda kendi memleketlerine döndüler. Ve inanıyorum başladıkça parça parça o da olacak, orada da açabileceğiz.

Bana vakit ayırdıkları için teşekkür ettiğimde kapatmadan sormak istedim: “Bir çağrınız olur mu benim gibi kooperatifi merakla bekleyenlere…” diyorum. Özgür gülerek: “Kooperatif olarak ihtiyaç duyduğumuz insan gücü aslında çünkü yaptığımız iş, insan gücüne dayalı ona vurgu yaparsanız haberde iyi olur” diyor.

Yeni Yaşam


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar