Bir ‘rejim dönüştürme’ hazırlığı olarak Hrant Dink cinayeti

Bir ‘rejim dönüştürme’ hazırlığı olarak Hrant Dink cinayeti

Hrant Dink’in cenazesindeki kalabalık ve çeşitlilik, liberallerin aymazlığı ve solun savrukluğu yüzünden rejimin dönüştürülmesi amacına yedeklendi.

Kemal Göktaş

12 Eylül davası, sonuçları itibariyle kamu vicdanını tatmin etmese de dosyaya giren bilgi ve belgeler darbenin nasıl hazırlandığına dair önemli tarihsel gerçeklikleri ortaya koydu. Bu hazırlık süreci, toplumun darbeyi olağan bir süreç olarak olumlayacağı koşulları yaratmayı amaçlıyordu. Darbeciler, askeri ve sivil bürokrasinin yanında derin devlet unsurlarını da kullanarak toplumu hazırlamak için bir dizi cinayet, katliam ve provokasyonu devreye sokmuşlardı.

Türkiye, 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren benzer bir sürece tanıklık etti. Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması, Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliamı ve Hrant Dink cinayeti de tıpkı 12 Eylül darbecilerinin yaptığı gibi rejim dönüştürme amacına giden yolda ‘toplumu hazırlama’ işlevi gördü.

Her bir hedef amaca ulaşmak için özenle seçilmişti.

Cinayetler birçok açıdan benzer kurgularla işlenmişti. Tetikçiler, hükümet karşıtı görünen milliyetçi-faşist gençlik örgütlenmelerinden devşirilmişti.

Bütün saldırı ve cinayetlerin hazırlık süreci ise medya ve yargı desteğiyle oluşturulmuştu. Rahip Santoro cinayeti ve Zirve Yayınevi katliamından önce misyonerliği düşmanlaştıran yayınlar medyayı kaplamıştı. Bir anaokulu öğretmenine türban taktığı için verilen disiplin cezasını yerinde bulan kararı nedeniyle hedef olan Danıştay 2’nci Dairesi üyeleri gazetelerde açıktan hedef gösteriliyordu. Hrant Dink ise Sabiha Gökçen’in Ermeni asıllı olduğuna ilişkin haberinden sonra sadece ırkçı gazeteler ve ulusalcı-milliyetçi ‘Kızıl Elma’ koalisyonunun değil, ana akım medyadaki birçok yazarın da hedefindeydi.

Devletin güvenlik ve istihbarat birimleri, Hrant Dink cinayetini de önceden bildikleri halde önlemek bir yana cinayetin işlenmesini kolaylaştırmak için tetikçilerin önünü açmıştı.

Dink cinayetinin devlet içindeki Fethullahçı yapılanmanın kontrolü altında işlendiğine dair bugün çok ciddi bilgiler bulunuyor.

Fethullahçıların devlet içindeki yaygın örgütlenme ağının kendisi bir derin devlet örgütlenmesi görünümü arz ediyordu. Fethullahçılar ve bürokraside birlikte hareket ettiği diğer klikler, 2000’li yılların ortalarından itibaren, geleneksel devlet unsurlarının yerini almıştı. Geleneksel ulusalcı, milliyetçi derin devlet yapıları da gerilemiş ve değişen tehdit algıları nedeniyle ABD desteğini kaybetmişlerdi. Bu boşluğu Fethullahçıların doldurması da ABD’nin desteğiyle gerçekleşmişti.

Cinayetler, iktidara ve onun emrindeki güvenlik ve yargı bürokrasisine Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy gibi siyasi davalar yoluyla muhalifleri tasfiye etmek için uygun siyasi ve toplumsal iklim yarattı. “Askeri vesayetin ortadan kaldırılması-derin devletin temizlenmesi” söylemi ile ulusal ve uluslararası alanda geniş kesimlerin desteği de sağlanmış oldu.

Bu süreçte, cinayetteki sorumlulukları açık olan ve Dink ailesinin avukatlarının defalarca yargılanmaları için başvurdukları devlet görevlileri de siyasi irade tarafından korunmakla kalmadı, her biri terfi ettirilerek ödüllendirildi.

Kuşkusuz bu, iktidar ile Fethullahçıların rejim dönüştürme amacındaki ortaklıklarının bir sonucuydu.

Dink cinayetinde devlet görevlilerinin yargılanması, ancak iktidarın Fethullahçı örgüt ile 17-25 Aralık’tan sonra girdiği çatışmadan sonra, siyasi ve hukuki koruma bariyerlerini kaldırmasının ardından mümkün olabildi. Ancak bu dava, siyasetin ağır basıncı altında yürütüldüğü için kimseye ‘adaletin gerçekleştiği’ hissini vermedi. Bazı devlet görevlileri için hala devrede olan koruma kalkanları ve Dink ailesinin avukatlarının bütün çabalarına rağmen Dink’i öldürülmeden önce tehdit eden MİT mensuplarının yargılanmaması da davanın gerçekleri ortaya çıkarma saikinden çok, siyasi bir hesaplaşma niyetiyle yürütüldüğünü gösteriyor.

Hrant Dink’in cenazesindeki kalabalık ve çeşitlilik, Dink’e görkemli bir uğurlamanın yanı sıra, Türkiye’nin demokratikleşmesi için güçlü bir irade, birikim ve enerjiyi de gösteriyordu. O birikim ve enerji, liberallerin aymazlığı ve solun savrukluğu yüzünden rejimin dönüştürülmesi amacına yedeklendi ve ne yazık ki niyetinin tam aksi bir sonuç doğurdu.

Diken


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar