Bir ruh hali (*)

Bir ruh hali (*)

Son 10 yıla baktığımızda analojik olarak Stalingrad Savunması yapılmadığını kim söyleyebilir? Henüz savunmanın bittiğini iddia edemeyiz. Ama “Moskova Önlerinde” kitabında Panfilov’un sözlerinden benzetme yapacak olursam şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tasfiyeciliği durdurduk! Hani nerede o “durdurulamaz” denilen “Tasfiyecilik Ordusu”?

Bir ruh halimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Bir süredir kendimi sıkışmış hissediyordum. Genel bir duygu durumu. Genel olduğu için de her yere sirayet edebiliyor. İş, eğitim faaliyetleri beni diri tutsa da genel olarak “yapılanlar ne zaman işe yarayacak?..” hissinin önüne geçemiyordu.

Siyaseten ise, son yazıda da (TİKB 42 yaşında) vurgulandığı gibi, özellikle gerilemenin boyutu, bunun nasıl yarılacağı ya da yarılabilecek mi sorusu zihnimde hep olageldi. Ancak sıkışma durumu gerilemeye, uzaklaşmaya yol açmadı. Çünkü birkaç sene önceki yıldönümü kutlamasında da dediğim gibi “bir tuğla koyan yapı işçisi” olmak dışında seçenek yoktu önümde. Elimden geldiğinin daha azını yaptığımı bilmeme rağmen, “hiç yapmamak” gibi bir seçeneği asla düşünmedim.

Şu an devam eden veya (kirlenmemiş, düşmanlaşmamış olup da) uzaklaşan  tanıdığım, tanımadığım yoldaşlarla kıyasladığımda kendimi olumsuz anlamda değil miktar anlamında küçük gördüğümü sizler de iyi biliyorsunuz. Bu duygu ve düşüncemi özellikle çıkarıp atmadım. Çünkü bu duygu ve düşünce insanların nasıl zor süreçlerden geçerek, nasıl başka süreçlere doğru gittiklerini görmemi sağlayarak kendi yaptıklarımın düzeyi ne olursa olsun bir abartı nesnesi, konusu ol(a)mayacağını bana gösterdi hep.

İkinci olarak da son dönemde hep vurgu yaptığımız gibi yapıp edilen her şey tarihsel ve güncel olarak insan faaliyeti. Başka hiçbir şey değil. Ve insanı anlamak burundan kıl aldırmamakla yapılacak bir faaliyet değildir.

Son gelişmeler birkaç yıla yayılan ama son dönemde artan bu sıkışmışlık hissinde bir gevşeme sağladı bende. Salma anlamında bir gevşeme değil. Son açıklamada “Müfreze” kelimesi gözüme takıldı en çok. Daha fazlası değil belki şu an ama son 10 yılı kaplayan büyük girdapta bir yandan temel ilkeleri koruyarak diğer yandan yeniyi inşa etme anlamında çaba sarfeden “bir avuç insanın” geriye gidebilecek bir adımı daha kalmadığı için bulunduğu yerde TÜM GÜCÜYLE ÇAKILI KALMASI sayesinde bugün bu haberleri alabiliyoruz. Bu duruşta bir nebze payım olduysa, o müfreze içinde yer alabildiysem, ne mutlu bana.

Tarihi unutuyoruz bazen; şu internet çağının da getirdiği bilgi bombardımanı içinde. Bir sohbet gurubunda bugün bir arkadaş yazdı. Bugün Stalingrad Savaşı’nın bittiği gün. 2 Şubat 1943’te Stalingrad önündeki Alman Ordusu Kızıl Ordu’ya teslim oldu. Sokak sokak, ev ev, oda oda yapılan vahşi bir savaşın zafer günü.

Son 10 yıla baktığımızda analojik olarak  Stalingrad Savunması yapılmadığını kim söyleyebilir ki? Henüz savunmanın bittiğini iddia edemeyiz. Ama “Moskova Önlerinde” kitabında Panfilov’un sözlerinden benzetme yapacak olursam şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Tasfiyeciliği durdurduk! Hani nerede o “durdurulamaz” denilen “Tasfiyecilik Ordusu”?

Artık yaştan mı kaynaklı (sonuçta 45’i gördük) yoksa konjonktürden mi bilmiyorum öyle büyük şeyler söylemektense, küçük ama sağlam adımlar atmayı daha çok tercih eder oldum. Bizden sonra gelecek olanların belki de fırtına gibi esecekleri yolu döşerken “Bir gün değil de üç günde yolun o kısmını bitireyim; yeter ki sağlam olsun yolun o parçası” diye düşünüyorum.

En çok korktuğum şeyse bir şekilde muhafazakarlaşmak, katılaşmak. Bundan korunmak içinse bazen saçmalık değilse bile “Ne gereği var” denebilecek şeylere el atabiliyorum ya da takılabiliyorum. Diri tutuyor beni. Bu bir yetenek konusu mu becerisizlik mi ondan henüz emin değilim. Emin olduğum tek şey beni diri tutması.

Bu ruh halimi anlattıktan sonra, madem kutlamaya erken başladık, ben neden erken kutlamamayım?

Yazıyı yazarken finale “Yaşasın Şanlı 42 yıl” yazmak gelmedi içimden. Çünkü şanlı olduğu kadar kirli de olan bir 42 yıl. Kirli olması asla niyetten kaynaklı değil. Tam tersine TİKB yaşadığı için de kirlendi. İdealist değilsek, bu anlamda da mutlak bir iyilik ve kötülükten bahsetmemiz söz konusu bile değilse eğer diyalektik-materyalistler olarak geriye iyi ve kötüyü anlamanın tek yolu kalıyor: YAŞAMAK.

(*) Aşağıdaki mektup, sitemizde de yayınladığımız “TİKB 42 yaşında” açıklamasından sonra elimize ulaştı. O açıklamayı tamamlayıcı özelliğinden dolayı okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar