Boğaziçi’ne kayyum rektör atanmasına karşı direniş Kadıköy’de devam etti

Boğaziçi’ne kayyum rektör atanmasına karşı direniş Kadıköy’de devam etti

Boğaziçi Üniversitesi’ne AKP’li Melih Bulu’nun kayyum olarak atanmasına karşı başlayan direniş, Kadıköy Rıhtım’da binlerce kişinin katıldığı, alkışlar, sloganlar, pankart ve dövizlerle kararlılığın ifade edildiği eylemle devam etti

AKP’li, intihalci ve Sanal Akıncılar denilen trol ordusunun başı Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör olarak atanmasına karşı başlayan direniş, bugün Kadıköy Rıhtım Meydanı’nda binlerce kişinin katılımıyla yapılan basın açıklamasıyla devam etti.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin çağrısıyla bugün saat 14:00’te üniversitenin Güney Kapısı’nda bir buluşma gerçekleşecekti. Fakat gelişen direnişe düşmanlıkla yaklaşmanın yanı sıra büyük bir korku duyduğunu da hissettiren devlet, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya üzerinden pandemi bahanesiyle Sarıyer ve Beşiktaş’ta eylem yasağı koydu. Yerlikaya’nın tehditli yasak kararının ardından üniversite demir bariyerler ve polis ablukasıyla kuşatıldı.

Bu kuşatmaya karşı öğrenciler Güney Kampüs’te saat 12’de Rektörlük binası önünde olacaklarını, saat 16:00’da da Kadıköy Rıhtım’a geçeceklerini belirterek tüm öğrencileri, aydınları, sanatçıları, milletvekillerini yapacakları açıklamaya katılmaya davet etmişti.

Saat 12:00’de Rektörlük binası önünde eylem yapan öğrenciler oradan yürüyerek Beşiktaş’a ulaştı ve Beşiktaş’tan Kadıköy’e geçti. “Bizi gözaltılar ve polis saldırılarıyla sindireceklerini sandılar, ama biz direnişimizin gücüyle yüzlerce kişi olup o mesafeyi yürüyerek buraya ulaştık” diyen Boğaziçili öğrencilere pek çok üniversiteden destek geldi; siyasi partiler, kurumlar, avukatlar, KHK’lı akademisyenler, aydınlar onlarla aynı safta yer aldı.

Kadıköy Rıhtım’da hep bir ağızdan haykıran binlerce insan üniversitelerin rejimin arka bahçesi haline gelmesine, basit birer devlet kurumuna dönüşmesine göz yumulmayacağını dile getirerek, Bulu istifa edene, kayyum rektör politikasından vazgeçilene kadar direnişin süreceğini bir kez daha ilan etti.

Çok sayıda TOMA’nın, gözaltı aracının ve çevik kuvvet polisinin ablukası altında gerçekleşen eylemde İstanbul Üniversitesi, Yıldız Teknik, Mimar Sinan gibi üniversitelerin yanı sıra, Trakya ve Ege’den de öğrenciler konuşma yaparak kayyum rektör politikasının ne anlama geldiğini deneyimleriyle teşhir edip, bu politikalara karşı direnileceğini vurguladı.

Gözaltına alınan iki LGBTİ+ öğrenciye uygulanan özel muameleye tepki gerek taşınan dövizlerde gerekse alanda yapılan konuşmalarda altı çizilerek protesto edildi. Gözaltına alınan öğrencilere yapılan çıplak arama dayatması, ev baskınlarındaki muamele “Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz!” sloganının yanı sıra “Polis defol üniversiteler bizimdir!” sloganlarıyla protesto edildi.

Alanda Bimeks işçileri de sık sık sloganların konusu oldu, ayrıca öğrencilerin açtığı bir pankartta. “Boğaziçi’ni Bimeks işçileri yönetsin!” denildi.

Öğrenciler gözaltına alınan arkadaşlarının bugün Adliye’ye çıkarılacağının söylendiği, ama belirsiz bırakıldığını ifade ederek her an Adliye’ye çıkarılabileceklerini belirterek, destek ve dayanışmanın gücüyle kazanacaklarını vurguladılar. Gözaltıların Adliye’ye çıkarılma duyurusunu “Gözaltılar, tutuklamalar, baskılar bizi yıldıramaz!” sloganıyla karşıladılar.

Kitleselliği ve canlılığıyla dikkat çeken eylem, Bandista’nın seslendirdiği parçalarla sonlandı.

Bu konu kapanmayacak’

Eylemde yapılan basın açıklamasında “Bugün Devlet Bahçeli’nin söylediğinin aksine bizim için konu kapanmamıştır. Kayyumlar gidene kadar ve gözaltındaki arkadaşlarımız bırakılana kadar da konu kapanmayacaktır” denilerek şunlar ifade edildi:

Kayyum rektör Melih Bulu’nun canlı yayındaki iddialarının aksine, biz burada Boğaziçi Üniversitesi’nin azınlığını değil ta kendisini temsil ediyoruz! Biz Boğaziçi Üniversitesi’nin bileşenleri olarak kayyum rektör atamasına karşıyız. Kayyum politikalarının bizi hep kötüye götüreceğini biliyoruz, alışmayacağız, kabullenmeyeceğiz!

 

Bilinsin ki, yalnızca Boğaziçi’nden ibaret değiliz, tüm öğrencilerin ve ülkenin bütünün yani İstanbul Sözleşmesi uygulansın diyen kadınların ve LGBTİ artıların; Boğaziçi Üniversitesi’nin önünde direnen Bimeks işçilerinin ve bilumum emekçi ve ezilenlerinin demokratik taleplerini dile getirmek için buradayız. Boğaziçi gerçekliğinin ülke gerçeğinden kopuk olmadığının bilincindeyiz.Çünkü biliyoruz ki yalnızca üniversiteler değil, hem STK’lar hem belediyeler bu politik dayatmanın kurbanı olmakta ve halk iradesi hiçe sayılmaktadır. Demokratik taleplerimizi dile getirdiğimiz en temel alanlardan biri olan üniversitelerimizde ise kayyum atamaları üniversitelerimizin özerkliğini yok etmekte, dolayısıyla ülkemizin geleceğini büyük bir tehdit altında bırakmaktadır. Bugün Devlet Bahçeli’nin söylediğinin aksine bizim için konu kapanmamıştır. Kayyumlar gidene kadar ve gözaltındaki arkadaşlarımız bırakılana kadar da konu kapanmayacaktır.

 

Üç talep

 

Bu noktada, demokratik alanları genişletmek için, birliğimizin ve direnişimizin verdiği güvenle sesleniyoruz:

 

  • Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.

 

  • Kayyum olarak atanan Melih Bulu ve tüm rektörler acilen istifa etsin.

 

  • Tüm üniversitelerde rektörlük için üniversite bileşenlerinin rızası gözetilerek demokratik seçimler düzenlensin.

 

Kayyumları kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz.

 

Biliyoruz ki, kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!

Üniversiteler bizimdir’

Boğaziçi’ne kayyum rektör atanmasına karşı başlayan direniş sadece İstanbul’daki diğer üniversiteler tarafından değil, Ege ve Trakya gibi başka üniversitelerden de destek buldu.

Ege Üniversitesi’nden gelen bir üniversiteli, 2015 yılından bugüne onlarca üniversiteye kayyum rektörler atandığını hatırlatarak şunları söyledi:

2015 yılından bugüne onlarca üniversiteye atanan kayyum rektörler tarafından üniversitelilere, bilginin özerkliğine ve demokratik üniversiteye olan saldırılar gün ve gün yaşandı. Üniversitelerde bizler okulda bir araya geldiğimizde, ÖGB ve sivil faşist çeteler, yandaş akademisyenler ve yandaş öğretim görevlileri tarafından baskılarla soruşturma ve davalarla burun burunayız. Ancak şunu bilmeliler ki üniversiteliler, üniversitelerin gerçek özneleridir. Üniversiteler bizimdir.

 

Toplumsal bilginin üretim merkezi olan üniversitelere yapılan her saldırı, topluma yapılmıştır. Bu saldırı pandemiyi kotaramamalarının da sebebidir.  Çünkü araştırmalar durduruldu, memleketin bilgi ürettiği alanlar kapatıldı. Milyonluk ilaç şirketlerine, şirketlerin sermayelerine aktarılan bu bilgi havuzu hiçbir şekilde halk yararına kullanılmadı.

Trakya da Boğaziçi’nin yanındaydı

Trakya Üniversitesi’nden bir öğrenci ise şöyle konuştu:

Boğaziçi’nde gerçekleşen eylem bizlere umut verdi. Sadece öğrencilere değil, herkese umut verdi. Bizde otobüse atlayıp geldik. Bu ortamı görmek bizlere umut veriyor. Sadece üniversitelerde değil memleketin üzerinde böyle bir ölü toprağı varken, herkes bir şeyden rahatsız ve korkuyorken ama sesini çıkaramıyorken gençlik bugün sesini çıkardı. Gençlik bugün sokaklara  döküldü. Herkese umut olmaya devam ediyor. Bizler bu üniversitenin öznesi isek, bilimi toplum ve halk için üretmek istiyorsak bunun ilk koşulu üniversitenin bağımsız ve özerk olmasıdır. Üniversiteler bizimdir bizimle özgürleşecek.

LGBTİ+’lara dar etmeye çalıştığınız her alanı güvenli hale getirinceye kadar mücadele edeceğiz”

Eylemde LGBTİ+ aktivistler adına yapılan konuşmada, gözaltına alınan iki LGBTİ+ aktivistine yönelik taciz ve tecavüz tehditleri protesto edilerek şu ifadelere yer verildi:

Baskındala iki  LGBTİ+ aktivisti de gözaltına alındı. Arkadaşlarımız cop ıslatılarak, taciz edilerek, ölüm ve tecavüz tehditleriyle baş başa bırakılmıştır. İki insan, iki trans kadın bu ülkede gözaltında güvenle var olamıyorlar. Bu artık son noktadır. Ağızlarına kolayca alabildikleri tecavüz tehditler yetti de arttı artık. Her gün LGBTİ+ların homofobik, transfobik nefret dolu saldırıları ile baş başa kalması aynı zamanda da fakültelerde sokaklarda da devam ediyor.

 

Bu kayyum rektörler AKP iktidarının nefret dolu politikalarını devam ettirecek. Üniversitelerde var olmaya çalışan LGBTİ+ların var olmayacağı alanlar yaratmaya çalışacak. Bizler biliyoruz bizlere dar etmeye çalıştığımız kampüsleri sokakları LGBTİ+lar için en güvenli alanlar yapmak için çalışacağız, mücadele edeceğiz.

 

Derhal bütün gözaltıları serbest bırakın. LGBTİ+ aktivistlerinin kirpiğine dahi dokunmayın. Bu bir insan hakları ihlalidir. Burayı nefret dolu linç girişimlerine döndürmeyin. Toplumu yeterince ayrıştırdınız. Bizler güven içinde yaşamak kimliklerimizle var olmak istiyoruz. LGBTİ+ları siyasi iktidarınızı devam ettirmek için nefret dolu politikalarınızın aracı olarak kullanmayın. Göreviniz LGBTİ+ların yaşam haklarını, eğitim ve sağlık haklarını sağlamak, güvencesini inşa etmektir.

Çok yaşa özgürlük çok yaşa üniversite”

İstanbul Üniversitesi’nden HK’yla ihraç edilen akademisyen yaptığı konuşmada şunları ifade etti:

2016 senesinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden KHK ile ihraç edildim. Binlerce ihraç edilmiş KHK’lı akademisyenden biriyim. Bugün bu genç arkadaşlar bu yürüttükleri mücadele ile sadece üniversite özerkliğini temin etmeyi değil, üniversite özerkliğinin de altında yer alan anayasal güvencelerin de kavgasını veriyorlar. Bu mücadele bir anayasa kavgasıdır. Geleceğimizin kavgasıdır. Üniversiteleri yok edilmiş bir ülkenin geleceği olamaz. Binlerce akademisyen ihraç edildi. Bu yeni rektör ataması usulü de bir OHAL uygulamasıdır. Şirketlere yönetici seçer gibi rektör seçmeye başladılar. Bu bizim geleceğimizi çalmaktır. O yüzden çok yaşa özgürlük çok yaşa üniversite.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar