Boğaziçi’nin söyledikleri

Boğaziçi’nin söyledikleri

Boğaziçi öğrencisinin kaleminden: Bu mesele sadece Boğaziçi Üniversitesiyle sınırlı değil ve biz kazanım elde etsek dahi “kayyumluk” meselesi bu ülkedeki tüm üniversitelerin sorunu olmaya devam edecek. Kampüsümüzden başlayan mücadelenin herkes için olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Boğaziçi Üniversitesine atanan kayyum rektöre karşı başlayan eylemleri genel anlamda demokrasi ve özerklik mücadelesi olarak yorumlayabiliriz.

2021’in ilk günlerinde üniversiteye atanan kayyum, bütün Boğaziçi camiasından tepki aldı. Çeşitliliğe sahip bir öğrenci kitlesi olan Boğaziçi Üniversitesi, bir süredir birçok farklı arka plana sahip öğrencinin katıldığı/desteklediği eylemlerin mekânı hâline geldi. Öğrencilerin en temel talebi, seçim yapılmadan, üniversitenin hiçbir bileşeninin söz sahibi olmadığı ve üniversitenin özerkliği hiçe sayılarak atanan Melih Bulu’nun istifa etmesi ve üniversite rektörlerinin seçimle belirlenmesi.

Üniversitelerin özerkliğini sağlamanın en önemli kriterlerinden biri üniversite bileşenlerinin yönetim kadrosunu kendisinin seçmesi diyebiliriz. Bir rektörün atanması hâlihazırda antidemokratik bir uygulama iken iktidarda olan partiyle ilişiği olan birinin atanmış olması antidemokratik uygulamaya bir katman daha ekliyor.

Protestolar başladığından beri, akademilerin bilimsel bilgi üretiminin ve üniversite kampüslerinin bilim, kültür ve sanatın üretildiği mekânlar olduğu fikrinden yola çıkarak çok çeşitli eylem biçimleri kullanıldı. Yürüyüşlerden konserlere, helva kavurmalardan meditasyona, açık derslerden nöbetlere varıncaya kadar birçok eylem biçimini bir arada götürmeye ve kampüsü canlı tutmaya çalışıyoruz.

Ancak biliyoruz ki, bu mesele sadece Boğaziçi Üniversitesiyle sınırlı değil ve biz kazanım elde etsek dahi “kayyumluk” meselesi bu ülkedeki tüm üniversitelerin ve idarelerin sorunu olmaya devam edecek. Bu yüzden kampüsümüzden başlayan mücadelenin herkes için olduğunu da unutmamak gerekiyor. Bunu kendimize de sık sık hatırlatmaya çalışıyoruz.

‘Üniversitede 2016’dan beri kayyum rektör vardı’ denilebilir…

“Üniversitemizde 2016’dan beri kayyum rektör zaten vardı,” denilebilir. Ancak Mehmed Özkan’ın okulda uzun süredir görev yapıyor olması, “Boğaziçi kültürü”ne aşina olması, okulun bileşenleri ile ilişki içinde olması gibi sebeplerle Boğaziçi bileşenlerinde Mehmed Özkan’la diyalog zeminine gidilebileceği gibi bir algı oluşmuştu. Bu durum Boğaziçi camiasının Melih Bulu’ya verdiği gibi çok sesli ve örgütlü bir tepkiyi baltalamıştı. Ancak Melih Bulu’nun gerek akademik geçmişi gerek siyasi angajmanı liyakat tartışmalarını beraberinde getirdi. Bu durum okuldaki farklı eğilimlere sahip öğrencileri, mezunları, akademisyenleri, çalışanları okulu örgütlü bir biçimde korumaya ve tepki göstermeye teşvik etti.

Eylemlerdeki süreklilik farklı grupları bir arada tutan önemli bir unsurdu

İlk günlerde sosyal medya üzerinden verilen tepkiler ve okul öğrencilerinin tartışabileceği sosyal mecralar üzerinden örgütlenen eylemler zaman içinde öğrenciler arasında oluşturulan farklı inisiyatifler aracılığıyla devam etti. Başlarda bu inisiyatifler arasında ilişkilerin kurulması zordu fakat zamanla diyalog zeminleri yapılan toplantılarla ve eylem alanında bir araya gelerek oluşturulabildi. Eylemlerde sürekliliğin sağlanması bu grupları bir araya getiren en büyük motivasyon kaynağıydı diyebiliriz.

‘Okul içindeki eylemlerin sürekliliğini sağlamak önemli’

Okuldaki alanımızı korumanın ve sahiplenmenin önemli olduğu konusunda fikir birliğine varabilmiş durumdayız. Diğer okullarla ilişki kurmanın önemini de unutmamak gerekiyor. Ancak Boğaziçi içinde yapılan eylemlerde başka okullardan arkadaşlarımızla bir araya gelemiyoruz maalesef. Birkaç kere İstanbul’un çeşitli ilçelerine yapılan çağrılarla bu bir araya gelişler organize edilmeye çalışıldı, oldukça da güçlü kolektif eylemlerdi bana kalırsa.

Öğrenci hareketini canlandıran bir etkisi olduğunu düşünüyorum, fakat eğer biz kendi okullarımızda eylemlerimize devam etmez ve okullarımızın kitlesini bu meselenin içinde tutamazsak bu kolektif eylemler gitgide daha az insanın toplandığı ve polisin de saldırmak için fırsat kolladığı eylemlere dönüşecektir. Bunu engellemek için okul içindeki eylemlere büyük bir emek sarf etmek gerekiyor.

Kulüp geleneğinin eylemlere yansıyan zenginliği

Okulda kayyumluk -artık rektörlük binasına kayyumluk diyoruz- önünde yapılan eylemlerin çeşitliliğine baktığımızda da Boğaziçi Üniversitesi’nin kulüpçülük geleneğinden izler taşıdığını görebiliyoruz. Yaratıcı eylem biçimleri her zaman için okulda daha çok insanın ilgisini çeken ve sosyal medyanın bu kadar önemli olduğu bir zamanda dikkat çeken yöntemler oluyor.

Okulda sene içinde -pandemide dahi devam eden- etkinlikler organize eden ve faaliyetlerine devam eden kulüpçüler eylem alanına kulüplerinden bağımsız olarak ama kulüplerde öğrendikleri pratiklerle katkı sunmaya devam ettiler.

Eylem alanında ve zoom üzerinden yapılan tartışmalarla geliştiriliyor

Bunun dışında. bağımsız çok fazla öğrenci eylemlere katılmaya ve katkı sunmaya devam etti. Bir araya gelinen ve tartışılan yerler hem eylem alanı, hem de pandemide oldukça alıştığımız zoom toplantıları oluyor. Neredeyse her bölüm hocaların ve öğrencilerin katılımıyla toplantılar organize etti. Bu toplantıların genel olarak öğrencilerin talebiyle gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Toplantılarda bölümler üzerinden neler yapılabileceği konuşuldu, meselenin okulu ve okul kültürünü nasıl etkileyeceği tartışıldı ve tartışmalar politik bir zeminde ilerledi. Şu sıralar bölümlerden temsilcilerin bulunduğu grupların nasıl kurulabileceği üzerine tartışmalar yürüyor.

ÖTK öğrencilerin gözünde meşruiyetini yitirdi

Zaten hâlihazırda var olan ve okul öğrencilerini temsil etmesi gereken, bölümlerden temsilcilerin bulunduğu Öğrenci Temsilciliği Kurulu (ÖTK) kendi içinde tartışmalar olduğu ve istifalar yaşandığı için öğrencilerin gözünde meşruiyetini yitirdi. Bu yüzden ÖTK’dan bağımsız olarak kurulabilecek oluşumlar hakkında kafa yormaya ve hep birlikte eylemlerde var olma hâlini sağlamaya devam etmeye çalışıyoruz. Eylem alanı bütün öğrencilerin kendi sözüyle gelebileceği bir yer ve bu durumu bozmamak bizim için çok önemli.

[Bir Boğaziçi öğrencisi]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar