Bu bir sınıf savaşı!..

Bu bir sınıf savaşı!..

Floyd’un vahşice katledilmesi dünya çapında gösterilere sahne olmaya devam ediyor. Gösterilerin karakteri öfke patlamasının sadece ırkçılık karşıtlığıyla sınırlı olmadığını, neoliberalizm döneminde büyüyen sınıfsal eşitsizliklere, yoksulluk ve geleceksizliğe duyulan tepkinin boy verdiği bir sınıf savaşı olduğu gerçeği kendini gösteriyor

Floyd’un vahşice katledilmesi dünya çapında gösterilere sahne olmaya devam ediyor. Gösterilere katılanların yüzde 65’i beyaz, yüzde 85’i genç. Fakat asıl gövdeyi korona sürecinde işini ve gelecek umutlarını kaybetmiş, öncesinde de işsizlerin çoğunluğunu oluşturan ya da beyaz Amerikalıların tenezzül etmediği vasıf gerektirmeyen en pis işlerde çalıştırılan siyahlar, Hispanikler ve diğer göçmenler oluşturuyor.

Gösterilerin bu karakteri öfke patlamasının sadece ırkçılık karşıtlığıyla sınırlı olmadığını, neoliberalizm döneminde büyüyen sınıfsal eşitsizliklere, yoksulluk ve geleceksizliğe duyulan tepkinin yattığı bir sınıf savaşı olduğu gerçeğini bize gösteriyor.

Konuyla ilgisi bakımından Zahide Can‘ın T24’teki “Korona yeni, eşitsizlik hep buradaydı” başlıklı yazısını kısaltarak yayınlıyoruz:

George Floyd’un hunharca öldürülmesinin yarattığı travma vahşi tarihi geri getirirken, gelecek için artık eylem gerekir deniyor. Korona’yla durmuş, bir bekleme alanına dönüşmüş, sonsuz bir boşluk gibi görünen 3 aydır sokakları ıssız bırakan, insanları eve kapatan ölümün gölgesi şimdi sanki buralara hiç gelmemiş gibi duruyor. Beyazlar için yeni olan Korona’nın sebep olduğu endişe, korku ve kırılganlıklarla siyahiler çok uzun zamandır birlikte yaşıyor. Gösterilere katılan hastane personeli “Irkçılık hastalarımızı öldürüyor” pankartları taşıyor. George Floyd, Nisan ayında Korona’ya yakalanmış ve iyileşmiş. Irkçılığın, Korona’dan daha tehlikeli olduğunu haykıranlar doğru söylüyor.

Korona yeni, eşitsizlik hep buradaydı

Eşitsizlik sanki buraya yeni gelmiş gibi şimdi her yerde üzerine makaleler yazılıyor, televizyonlarda uzmanların görüşlerine başvuruluyor.

Pew Study’nin yayınladığı son rapor, ırklararası eşitsizliğin gittikçe derinleşmekte olduğunu gösteriyor. Siyahlar ve beyazlar ayrı mahallelerde yaşıyor, ayrı okullara gidiyor. Raporda, 1985’ten 2000’e kadar olan 15 yıl, 1955’ten 1970’e kadan olan 15 yıl ile karşılaştırılıyor. Buna göre de, 1985-2000 arasında daha yüksek oranda siyah çocuğun yoksulluğun çok yüksek olduğu ve siyahilerin ezici çoğunluğu teşkil ettiği yerlerde yaşamakta ve okula gitmekte olduğu ortaya çıkıyor. Aşırı kalabalık gettolarda yaşayan, yetersiz eğitimin verildiği okullara giden siyah gençler sosyal mobilite şanslarını daha baştan kaybediyor. 2016 yılında ortalama bir beyaz ailenin net serveti 171 bin dolar iken ortalama bir siyah bir ailenin servetinin ise 17 bin dolar civarında olması gelir eşitsizliğini çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Son 10 yıldır en yüksek işsizlik siyahiler arasında.

Manhattan’ın zengin semtlerinde oturanlar bir kaç kilometre ötedeki Bronx’ta oturan siyahilerin yaşadığı şartları değişmez gerçekler gibi kabul eder. Bu yüzden değişim polisin reform edilmesiyle sınırlı kalırsa bir şeyler değişiyor gibi olsa da hiçbir şey değişmemiş olacak. New York Times yazarı Nicholas Kristof, Alabama, Missouri, Louisiana gibi bir çok eyalette doğan siyah bir çocuğun ortalama yaşam süresinin Bangladeş’te doğan bir çocuktan daha kısa olduğunu hatırlatıyor. Siyahlar için eşitsizlik doğumla başlıyor, ölene kadar devam ediyor.

George Floyd’un anma merasimlerinde konuşan Rahip Al Sharpon, “George Floyd’ın hikayesi tüm siyahların hikayesidir. 401 yıldır hâlâ istemediğimiz bir hayatı yaşamak zorundaysak, hayal ettiğimiz bir hayata kavuşamamışsak bu sizin dizinizi boynumuzdan çekmemeniz yüzünden. Bizleri gitmeye mecbur ettiğiniz, mali kaynaklardan yoksun okulların verdiği eğitimden daha akıllıyız. Fakat dizinizi boynumuzdan çekmediniz. Büyük şirketleri yönetebilir, sokaklarda avare avare dolaşmak zorunda kalıp itilip kakılmayabilirdik, fakat siz dizinizi boynumuzda tutttunuz. Yaratıcı becerilerimiz olabilir, sizlerin yapabildiği gibi biz de istediğimizi yapabilirdik. Fakat boynumuzu dizinizden kurtaramadık. Şimdi, ayağa kalkma ve dizinizi boyunlarımızdan çekin demenin zamanı geldi” sözleriyle 401 yıllık tarihi bir kısır döngüyü anlatıyor.

Gençler dünyayı değiştirmek istiyor

Bugünkü gösterilerin çok kültürlü yapısı, her sınıftan geniş bir koalisyonu içermeleri 1960’lı yıllardan farklı olduklarını gösteriyor. Artık göstericilerin çoğunluğu beyazlardan oluşuyor.

Göstericilerin büyük çoğunluğunun beyaz ve siyahi gençler olması herkesi şaşırttı. Şimdiye kadar oy vermedikleri için siyasete ilgi de duymadıkları iddia edilen gençler Amerika’nın en hayati siyasi meselesinde çok güçlü bir sesle meydanlara çıktılar. Gençler her kuşağın bir zamanı var, bu da bizim zamanımız diyorlar. Böylece gençlerin siyasetten uzak olmadıkları, yalnızca oy vermenin değeri ve etkinliği konusunda ciddi şüpheleri olduğu anlaşıldı. Gençler Trump’a karşı olmakla birlikte Demokrat Parti adayı Joe Biden’a da oy vermek için heyecan duymuyor. Irkçılığa, ayrımcılığa, çevrenin tahrip edilmesine, ekonomik modelin yarattığı büyük eşitsizliğe karşı olan gençler, Demokrat Parti’yi değişim için bir ümit olarak görmüyor. Sunrise Movement adlı bir çevre kuruluşunun direktörü 28 yaşındaki Evan Weber, gençlerin Obama dönemindeki mali reformlar ve iklim değişikliği alanlarındaki hayal kırıklıklarını hatırlatarak, genç kuşağın kendilerine çok az ya da hiçbir şey sunmamış olan bir sistemle büyümüş olduğunu vurguluyor.

Adalet yoksa devlet de yok!

4 Haziran’da Buffalo’daki Martin Gugino adlı 75 yaşındaki bir gösterici polise bir şey sormak için yaklaştığı sırada, bir polis tarafından itilmesi sonucunda (polis raporu ayağı takılarak düştü diyor) sırt üstü düşerek kafasını kaldırıma çarptı. Gugino’nun kafasından kaldırıma kanlar akarken bir polisin yardım etme teşebbüsü de engellenerek diğer polislerin hiç aldırış etmeden yollarına devam ettiği video, New York Valisi Cuomo dahil herkesin büyük tepkisine yol açtı. 2 polisin ücretsiz olarak görevden uzaklaştırma cezası almasını protesto etmek için 57 polis istifa etti. Bu olayla ilgili 2 polisin hakim önüne çıkarıldığı adalet sarayının önünde yüzlerce polis meslekdaşlarıyla “dayanışma” için gösteri yaptı. Bu hadiseler polis gaddarlığının ıslah edilmesinin ve reformun kolay olmayacağını gösterdi.

Trump’ın hâlâ hastanede yatan herkesin yüzlerce defa izlediği videoya rağmen 75 yaşındaki gösterici için dün attığı twit büyük bir isyana sebep oldu. Trump’ın, “O bir ANTIFA provokatörü olabilir, itildiğinden daha hızlı bir şekilde düştü, bu bir tuzak olabilir” sözlerine cevaben New York Valisi Cuomo, “Bu nasıl bir kalpsizlik, bu nasıl bir ahmaklık, elinde hiçbir delil olmadan bir Amerikan Başkanı, hepimizin yüzlerce kere seyrettiği videodaki gösterici için bunları nasıl söyleyebiliyor anlayamıyorum” dedi. Bu tweet hakkında yorum yapması istenen tüm Cumhuriyetçi Partinin temsilcileri mikrofonlardan kaçarak cevap vermediler.

Polisin hak ve hukuk tanımayan şiddete başvurabilmesinin gerisinde kendini hesap vermek zorunda hissetmemesinin büyük bir rolü olduğu biliniyor. Polis Sendikalarının siyasetçiler üzerindeki etkisi ve gücü, savcıların polisi mahkum etme konusundaki isteksizliği ve jürinin genellikle polisi koruyucu tutumu mutlaka düzeltilmesi gereken hususlar olarak sıralanıyor. Trump’ın üç yıl önce Long Island’da çok büyük bölümü beyaz ve beyaz eldivenler giymiş bir polis grubunun önünde “lütfen çok nazik olmayın, hani şu polis arabasına sokarken başı vurmasın diye elinizi şüphelinin kafası üstüne koyuyorsunuz ya onu yapmayın” diye provakatif bir tavsiyede bulunmuş olduğunu herkes biliyor. Trump döneminde güvenlik kuvvetlerinin eleştirilere daha duyarsız olmaya başladığı ve kendini daha güçlü hissettiği çeşitli araştırmalarla ortaya çıkmıştı.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar