“Burada farklılıklara tahammül yok!”- II

“Burada farklılıklara tahammül yok!”- II

Doğal olan bizim yaptığımız, asıl hastalıklı olan sistemin üzerimizde kurmaya çalıştığı tahakküm.

“Problem bizim kadın olmamızda değil”

O yüzden bir kadın olarak benim tüm bacılarıma, kadın arkadaşlarıma söyleyebileceğim şey şu: Problem bizim kadınlığımızda değil. Kadınlığımızı, zaten onda bir problem olmadığı için, doğal olduğu için vurguluyoruz. Asıl problem insanların bizim kadın kimliğimizi kabul etmemelerinde.

 

Farklılıklara tahammül yok. Dünyada trans bireylere sistematik olarak işkence eden iki toplum var; biri Pakistan, biri Türkiye. Türkiye’de hiçbir toplumda olmayan bir sermaye sınıfı vardır; travestilik… Pakistan’da ise bunun ismi ‘hicra’dır. Yalnızca seks işçisi trans kadınların oluşturduğu bir sermaye sınıfıdır bu, kast sistemindeki gibi sosyal bir sınıftır. Bu sınıfın da belli kuralları ve ritüelleri vardır. Pakistan’da intersex doğan her bebek ‘hicra’lara verilir. “Bu bebeğin cinsiyeti belli değil, bu sizlerden, siz yetiştirin.” denir.

 

“Doğal olan bizim yaptığımız, asıl hastalıklı olan sistemin üzerimizde kurmaya çalıştığı tahakküm”

Her olgunun doğal olan bir hali, durumu var. Mesela bir işyerinde çalışıyorsun, diyelim ki 14 saat. O kadar uzun saat çalıştıktan sonra hastalanıyorsun, isyan ediyorsun. Patron sana “Bak herkes öyle çalışıyor, kimse isyan etmiyor, o zaman sen iyi bir çalışan değilsin” diyorsa burada yanlış, hatalı olan sen değilsin. Doğal olmayan senin çalışma saatin.

 

Ya da mesela aile hayatında. Sen bir bireysin, olduğun kişisin. Sana diyor ki “Hayır, kendin gibi olma, benim değerlerime göre yaşa, benim senin için kurduğum projeye itaat et”. Hani sanki Akitanya Arşidükü filanmışız, çok soylu mahallelerde oturuyormuşuz gibi “Aman laf söz çıkmasın” diyorlar ya. Bilirsiniz küçük mahallelerde bir kızın saçını boyatması bile büyük bir olaydır. Değil aslında. Doğal olan o kızın yaptığı, senin yaptığın. Asıl hatalı ve hastalıklı olan onların senin üstünde kurmaya çalıştıkları tahakküm.

 

“İyi işçi” “İyi kadın” filan, onların öyle dediği gibi olmuyor yani. O “iyi”ler hep susmak, asimile olmak, bir şeylerin sana empoze edilmesi, kimliğini kaybetmen anlamına geliyor. İki seçeneğin var: Ya susacaksın, kendi olmak istediğin kişiyi baskılayıp onların olmanı istediği kişi olacaksın ya da onlara inanıp sen de onların sana biçtiği rolü oynamak isteyeceksin.

 

“Bize düşen şey mücadele etmek”

Bugün burada bunları konuştuğumuza göre, sistemin bizim önümüze sunmadığı o üçüncü yoldan gitmişiz. Artık bundan sonra bize düşen şey mücadele etmek.

 

Ve ben toplumsal olması gereken o mücadeleyi kişiselleştirip “E ben 14 saat çalışmak istemiyorum, hiç çalışmayacağım” diyenlere de kızıyorum. “Ben kadındım, kadın olmama da izin vermediler, ben de o zaman her şeyi boş verip onların olmamı istediği yaratık oluyorum” deyip mücadele etmeyi bırakan ve uyuşturucu, alkol batağına saplanan trans bireylere de kızıyorum. Seks işçisi sermayesine, metalaştırılmış kadınlara baktığınızda aşağı yukarı hep böyledir. Hayatlarının bir noktasında birileri veya bir şeyler, onlara kadın olmadıklarını kabul ettirmiştir. Onlar da kadın kimliklerinde diretmek, mücadele etmek yerine her şeyden vazgeçerler. Böyle bir vazgeçiş olmamalı.

 

Her sorunu çözüme kavuşturduk, her şeyi yıktık geçtik gibi de anlaşılmasın. Ben toplumsal bir kadınım. Kabullenemediğim pekçok şey var, içimde pekçok fobi var, çok cahil olduğum konular var, pekçok zaman hakkımı arayamazken buluyorum kendimi. Kimse kurtulmuş değil tam olarak. Biz bunları konuşuyoruz, aman ne kadar bilinçliyiz diye bir şey yok. Hepimiz aynı tuvaletteyiz hala.

 

“Bayan da deseler kadınlığa karşı olan nefretleri her zaman yer buluyor”

Benim kadın olmaya bakış açım şu: Mesela yolda yürürken iki erkek karşınızdan geliyorsa “Hanımefendi geçiyor, bir çekilin” derler. Sanki bu kibarlıkları, bu centilmenlikleri biriktirmişler biriktirmişler de bunun acısını şiddetle çıkarıyorlarmış gibi geliyor. Öyle bir denklem varmış gibi.

 

Hani bir “bayan” olduğunuz zamanlar, bir de “kadın “ olduğunuz zamanlar var. Ve bir bayan olmak hoşuma giderken benim, aynı zamanda bir kadın olmak da hoşuma gidiyor. Bunun dışında “bayan demeyin” dememizin sebebi, biz sizin belli duvarlarla yaklaştığınız, belli toleranslar gösterdiğiniz, bizim için fedakârlıklar yapıp, bizi meta olarak görüp bizden bir şeyler kopartmaya çalıştığınız malzemeler, varlıklar değiliz. Çünkü “bayan” demek, “Elimde olsa seni öldüreceğim, sana tecavüz edeceğim, ama etmiyorum çünkü bayansın, dua et” demek.

 

Bayan da olsa, bayan değil kadın, kadın değil orospu, orospu değil dönme, dönme değil ibne de olsa o nefret kendini gösterecek bir yer illa ki buluyor.

 

Sistemin bu nefreti direk olarak kadının kimliğine yönelik aslında. Kadın olgusu yaratıldığından beri tek başına olmamış hiç. Birinin annesi, birinin kızı, birinin eşi, bacısı… “Kadınlarınız” deniliyor mesela. Bir bozukluğumuz var, bir eksikliğimiz var, biz herkesin her şeyi olduk ama bir türlü insan olamadık sisteme göre.

 

Çünkü biz onların yüzüne aslında “Kadınlığı biz değil, siz ürettiniz”i vuruyoruz. Bu anlamda Judith Butler mesela çok haklı. Diyor ki “Erkeğin ataerkisi de yalandır, erkek de kadın da kurmacadır” çünkü erkek kadını kuruyor zaten. Erkek egemen sistem yazıyor kadını, yazarken de tabii ki dezavanatajlı yazıyor.

 

 

“Erkek egemen sistemin benim için yazdığı kaderi oynamayacağım”

Günümüzde de bize diyor ki “Yazılanı oynayın” ama biz oynamayacağımızı söylüyoruz. Benden seks işçiliği yapmamı beklerlerken ben diyorum ki, “hayır ben kitap tezgahı açacağım”. Dayak yerken susmuyorum, diyorum ki senden ayrılacağım, polisi arıyorum. Bana minibüste ismimi soran insana ismimi soramayacağını söylüyorum. Bundan 3-4 yıl önce böyle yapamıyordum ve böyle yapamamanın sonuçlarının ne kadar kötü olabileceğini gördüm.

 

Garip bir kitle vardır trans dostu, mesela Bülent Ersoy’a çok aşırı saygı duyarlar falan. Çünkü niye, o aslında ikili cinsiyet sisteminde hareket ediyor. İşin politikası bu tabii. Bizim çok duyulmayan sorunlarımız bunlar. Hem teorisi hem pratiği. İşte “Aa D., trans kadına benzemiyorsun” dediklerinde uyguladıkları fobinin, “Aa trans mısın ama çok güzelsin” dediklerinde uyguladıkları fobinin, “D. gerçek ismin ne” dediklerinde uyguladıkları fobinin, “Ameliyatlı mısın travesti misin” dediklerinde uyguladıkları fobinin farkında değiller. Sürekli açıklamak, sürekli kanıtlamak zorunda kalıyorsun kendini. Benim başıma çok gelir. Mesela arkadaş ortamında oturuyorlar, ben geliyorum “Aa D. geldi” “Hangi D.?” “Trans olan”.

 

Biz Bülent Ersoy’la beraber neyse ki trans olabildik. Kadını bir türlü olamadık ama.

 

Daha bugün biri bana “Sen kadın değilsin, yalan söyleme, transseksüelsin sen” diyor. Böyle bir akıl tutulması var mı ya? İkili cinsiyet sistemini kuruyorsun madem, üçüncü cinsiyeti neden çıkarttın da beni oraya soktun şimdi?

 

“Birilerinin, senin kadın olmadığına karar vermek için sebepleri çok”

Bunu yaşamak için illa trans olmana gerek yok. Bıyığın uzar “Ay ne biçim kadın” derler, boyun kısadır, şişmansındır, zayıfsındır “Ay böyle kadın mı olur” derler. Bir şekilde kadınlıktan çıkarsın. Ama asıl olan şey bizim hem kadın kimliğimizde, hem insanlığımızda, hem de birey olmakta diretmemiz. “Ben bir kadınım” demek çok önemli, ama benim için “Ben nasıl bir kadınım?” demek daha önemli.

 

Daha geçen günlerde bir tacizle karşılaştım. Cis hetero bir erkek, beni seks işçiliği yapmakla itham etti. Benim için gocunulacak bir tarafı yok ama ben hayatımda hiç seks işçiliği yapmadım. Onu dediğinizde anlamıyor işte. “Ben bir kadınım ve bana bunu söyleyemezsin” dediğinizde anlamıyor.

 

“Onların olmamızı istediği yaratıklar olmayalım, onlara gösterelim”

O zaman ben diyorum ki, böyle “Ben kadınım ben kadınım”lı konuşmaktansa, eyleme çıkayım. Göstereyim onlara. Gidip mesela bonzai içip çarka çıkmaktansa (çark, lubuncada trans kadınların seks işçiliği yaptığı yerlere denir) hayatımda alkol olmasın, uyuşturucu olmasın, varsın param olmasın, ama onların olmamı istediği şey olmayayım.

 

Sadece trans kadınlar için demiyorum, sis bir kadını da bu ataerkil sistemin görmek istediği bir yer var. Erkenden evlensin, çocuk yapsın, kocasına bağımlı yaşasın, bir birey olarak var olmasın. Veya çok güzel olsun, 90 60 90 olsun, erkeğin gözünü tatmin etsin, meta olsun. Trans kadın da uyuşturucu bağımlısı olsun, sokakta kıvırtarak yürüyüp ona buna açık saçık şeyler söylesin, seks işçiliği yapsın.

 

Hani kadın görmek istiyorlar ya, ben diyorum ki hadi gelin onlara kadın gösterelim. Güzel olan bu. Bu ataerkil sistemin temsilcisi olan insanlar, kadını yazıklarını, belirlediklerini, kurduklarını sanıyorlar. Ama kadınlar kendilerini kuruyor. Yalnızca kadınlık üzerinden de değil, kendileri üzerinden kuruyorlar.

 

Ve ben inanıyorum ki kadınlar olarak çok güçlüyüz. Ama vajinamız olduğundan değil. Hepimiz kadın olduğumuz için aynı eziyetleri çekip aynı şekillerde toparlanmanın yolunu bulduğumuz için. Bir noktada hayatta kalmak için sürekli mücadele ettiğimizden.

 

O yüzden benim için 8 Mart’lar, özellikle bu yılki çok önemli. Artık kendimi belli bir noktada görebildiğim ve sonunda mutlu olabildiğim bir yerdeyim.

 

Hiçbirimiz umutsuzluğa düşmeyelim. Nietzsche haksız yani, “Umut insanın prangasıdır” gibi bir sözü vardı ya. Öyle bir şey yok. Umut, edin, dirayetli olun, mücadele edin. Kazanacaksınız. Biz kazanacağız çünkü haklı olan her zaman kazanır.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et
[lvca_spacer desktop_spacing=”50″ tablet_width=”960″ tablet_spacing=”30″ mobile_width=”480″ mobile_spacing=”10″]

İlgili yazılar