Çarşaflı bir kadının sorgulamaları…

Çarşaflı bir kadının sorgulamaları…

Çarşaflı-kökten dinci bir kadının, “Allah Tayyip Erdoğan’a uzun ömür versin ki… “ demekten; “Herkes cebini düşünüyor, herkes bir kapitalist” demeye doğru yaşadığı evrimi ortaya koyan bir sohbet

Çarşaflı-kökten dinci eğilimlere sahip bir kadının yaşadığı dönüşüm muhafazakar kesimler içindeki sorgulamaların çıkış noktalarının anlaşılması için çeşitli ipuçları sunuyor.

Okurumuzla komşu olan bu kadının “Alevilerin yemeği yenir mi?” ya da “Allah Tayyip Erdoğan’a uzun ömür versin ki… “ demekten, “Herkes cebini düşünüyor, herkes bir kapitalist” demeye doğru yaşadığı evrimi ortaya koyan bu sohbeti okurlarımızla paylaşıyoruz:

Eşi HDP’li  bir Kürt, kendisiyse Türk. Kürtleri babasının anlatımlarından beğenirmiş. Ona göre Kürtler, dini bütün, saygılı, geleneklerine düşkün bir halktı. Çünkü babası çalıştığı yerlerde Kürtleri mertlikleriyle tanımış ve çocuklarına anlatırmış. Babası bir işçi…

Bu özelliklerinden dolayı Kürt biriyle evlenmesinde bir “sakınca görmemiş”. Kürtlere dönük saldırganlığın tavan yaptığı bir dönemde evlenmişler hem de…

Eşi bildiğimiz HDP sempatizanlarından bir inşaat işçisi. Din ve gelenek konularında birçok kalıbı kırmış, ulusal bağımsızlığa inanan, elinden geleni yapan biri. Devrim-demokrasi-sosyalizm mücadelesine yakın duran bir işçi. Yolları Kürtlerin ortak özelliklerinde ortaklaşmış ve evlenmişler.

Kadın çarşaflı, annesi ve kız kardeşi de öyle. Sonradan çarşafa bürünenlerden değiller. Bunun AKP’yle de bir ilgisi yok. Kökten dinci diyebileceğimiz bir aile. Erkek kardeşi de dini görüşleri itibariyle katı sayılır. Ama baba zaman zaman sokaktan geçerkenki sarhoş halinden belli ki, bazen içen biri…

Bizi eşiyle olan yakınlığımızdan dolayı tanıyor. Zaman zaman görüşürdük. Bu görüşmelerimizde onun kökten dinci bir yapıya sahip olduğunu öğrendik. “Çarşafıma dokunan kim olursa olsun yakarım” gibi radikal söylemleri vardı.

Tayyip Erdoğan inşallah uzun yıllar iktidarda kalır da dini bütün bir çocuk büyütürüm” diye vurgulardı…

Dileği tuttu. Uzun yıllar oldu tabi ki. Ama “dini bütün” konusu tutacağa benzemiyor. Çünkü politik bir dinci ama kafası da epey karışık sayılır. Gençliğinden kaynaklı sallantıları da yok değil. Kaba ve kökten bir dincilikten; daha modern ama köktenciliği zayıflayan bir çizgiye evriliyor. Buradan da geriye düşmesi ülkedeki gelişmelerle çok alakalı.

Komşularımızla konuşurken bir söylemi tüyler ürpertici. Bunu duyduk… “Bunlar Alevi, bunların elinden nasıl yemek alıp, yersiniz?”. Demek ki bizim çocuğa uzattığımız bisküvileri elinden alması bundanmış…

Zaman zaman mahallede sarıklı-cüppeli insanlarla yürürken, konuşurken görürdüm. Ama bunları kocasına söylememiz çok doğru olmazdı. Çünkü aralarında bu konularda epey sorunlar oluştu ve ayrılmanın eşiğinden döndüler.

Kocasıyla konuşurduk. “Onu geleneksel toplumun dışına çıkar, beraber tatile gidin, gezin. Burada annesiyle kaldıkça, mahalle ortamında iyice radikalleşir. Ne de olsa genç bir kadın, daha kolay değişir. Orada onunla yakınlaşsınlar ki sana olan saygısını kaybetmesin” derdim.

Çünkü bu süreçte, “İçki içen bir kocasıyla birlikte olamam. Günaha girerim. Allah’a küfreden biriyle yaşayamam” dermiş. Bu söylemler dışarıdaki radikalleşme eğilimlerine paralel olarak değişirmiş. Bazen daha ileri, bazen durgun… Ama bu konularda kesinlikle duyarlı biri olduğu belli… Daha da radikalleşmenin önündeki engel sanırım çocuk ve çocuğun sağlık sorunlarıydı.

Cep telefonunu açtığında çocuğunun değil, Cüppeli Ahmet’in fotoğrafını görürsünüz. Çocuğunu bu sebeplerden ihmal etmiş ve sağlık sorunları oluşmuş.

Kocası onu memleketine götürdü yani Diyarbakır’a. Orada kayınlarıyla bildiğimiz tüm konuları konuşmuşlar. Bu konuşmalar biraz etkili olacak ki, AKP sorgulamasına yol açmış.

24 Haziran seçimlerinden hemen sonra evimize gelip beni sormuş. Telefonumu istemiş. Bunlar gerçekleşmedi. Ama ummadığım bir zamanda karşılaştık.

-İsmail Abi, seninle bazı konuları konuşmak istiyorum. Bir kadın HDP milletvekiliyle yani Hüda hanımla beni görüştür. Onunla konuşmak istiyorum. Senin bu çalışmalar içinde olduğunu biliyorum. Ben AKP’den vazgeçtim. Saadet Partiliyim yani Erbakancıyım şimdi. Çünkü bunların tek yaptığı zenginleşmek oldu.

Güldüm tabii. Anladım ki gittiği yer Anadolu Gençlik Derneği’ydi. Saadet Partisi’nin Gençlik Kolları… Telefonunu bana verdi, “yazışalım” diye de diretti.

Oldukça şaşkındım. 2 ay sonra istemeyerek de olsa onunla yazışmaya karar verdim.

DİN ve Ahlak Yok İse

Din ve ahlak yok ise merhamet dışlanıyor.

Alınteri kalkıyor, hırsızlık yayılıyor

Din ve ahlak yok ise masumlar eziliyor

Merhamet yok oluyor, toplumlar zalim oluyor

Din ve ahlak yok ise gönüller kapanıyor

Sevgi, saygı kalkıyor, ahlak, vicdan bitiyor.

Din ve ahlak yok ise dengeler bozuluyor.

Geriye dönülmüyor, ot safında yetişmiyor.

Bu şiir birden resimleri silerken karşıma çıktı. Komşu kadınla yazışmaya başladım, bu şiiri ona gönderdikten sonra.

Ben: Neyi baz alıyorlar acaba?

Komşu: Gönderdiğin yazı bir adamın düşüncesi… Ona göre bütün kötülükler hayatımızdan din ve ahlakı çıkardığımız için oluyor. Tabi din indirildiği gibi yaşansaydı dedikleri mümkün olabilirdi. Ama maalesef din oyuncak olmuş, herkes kendine göre bir yöntem bulmuş, saptırarak bir yaşam sürüyor.

Ben: Toplumlar kaçınılmaz olarak değişirler. Bu anlamda üretim  ve bölüşüm ilişkileri insanların ruhsal yapısını, tutum-davranışlarını ve değerlerini yeni gelişen duruma göre uyarlamak zorundadırlar. Bundan kaçamazsınız. Ultra otomasyon çağına girerken değerlerimiz 2000 yıl öncesi olduğu gibi kalamaz… Bu insan iradesinin dışında ve onu aşan bir durum… Âdeta insan değişir.

Her tarihsel dönem için aynı şeyleri baz alamazsınız.

Ahlak, iyilik… gibi kavramlar ilkel zamanlarda da vardı. İnsanlık uygarlaştıkça bu değerler serpilip, gelişti, ortaya çıktı.

Biz burada sizden ayrılıyoruz tabi ki. Çünkü  cennetinize ulaşmanın yolu da günah işleme olasılığını sıfıra indirecek olan yeryüzü cennetidir ancak… Yeryüzü cennetini kuramazsanız ahlaklı, vicdanlı, iyilikli kalamazsınız.

Kapitalizmi yeryüzünden silmek için insanlık mücadele etmelidir. .

Siz İslamcılar bu anlamda kapitalizmin sınırlarında kalarak, onun kötülüklerine göz yumarak yaşayan çaresizlersiniz. Mesela bir istismar olayı tüm toplumu harekete geçiriyor. Toplum bunu eski zamanlarda gizlerdi. Yani yeni toplumun yeni değerleri mutlaka oluşuyor. İnsan hakları mesela… Hukuk meselâ.

Toplumsal değişimler sancılı olur. Ama sonuçta yeni bir hayat kurulur… Bu anlamda eski toplumun değerleri değişmek ve yenilenmek zorunda kalırlar. Onlar olduğu gibi bizimle gelemezler.

Bizim evrensel iyilik halimiz, evrensel ahlakımız,  tam anlamıyla özlediğimiz cennetimizdir. Bunu düşlemeyen insan yoktur zaten. Siz bunu ölümden sonra düşlersiniz, biz ise yaşadığımız bu dünyada. Kapitalizm var olduğu müddetçe düşleriz, kimse buna ulaşamaz.

Komşu: İslam dine savaş açılmadıkça savaşan bir toplum değildir, bu bundan kaynaklanıyor

Kapitalizme en iyi elinde tutan Siyonist Yahudi topluluğudur, bu manada biraz zor bir durum. Çok cesur insanlar gerek, lakin herkes kendi kapitalizmini oluşturmuş, herkes kendi cebini dolduruyor

Ben: Hem dine savaş açan kapitalizmdir diyorsunuz, hem de ona karşı yanlış araçlarla savaşmak olmaz… Dine halklar savaş açmazlar. Gerçek düşman aha orada duruyor.

Yerli işbirlikçiler de dini kullanarak Siyonizm’le savaşıyor görüntüsü veriyor. Dine savaş açanlar yine dinci kesimden çıkıyor. Bizim böyle bir problemimiz yok. İşçiler, emekçiler, ezilen halklar kardeştir. İnsanları dinini yaşayamayacak hale getirenler, onları günaha sokanlar sosyalistler değil tam tersine Siyonizm’le savaşırmış gibi yapanlardır.

Dini düşman olarak görmüyoruz. O eski toplumların bir yaşayış halidir, devamıdır.

Komşu: Eşref-i mahlûka gönderilmiştir. Bu sebepten dünya yüzünde baş edecek varlıklar insanlardır, kapitalizme dur diyecek olanlar da insanlardır. Bu konuda noktası virgülüne sana katılıyorum

Ben: Kapitalizme savaş açmış diye kaç İslamcı var cezaevinde. Ama binlerce sosyalist iyilik dünyasını kurup insanı bu günahları işlemeyecek hale getirmek için harcadıkları çaba nedeniyle cezaevlerinde yatıyor. Ayrıca orada da teslim olmuyorlar… Ama İslamcılar cezaevi idaresinin tüm yaptırımlarını kabul ediyorlar.

Gezi olaylarında 100’e yakın antikapitalist Müslüman arkadaş ibadetlerini yaparken, sosyalistler kendilerini TOMA’lara, gazlara, mermiye karşı siper ettiler ki rahatça ibadetlerini yapsınlar. Onlarla orada sorunumuz yoktu…

Ramazan orucunda onlarla yeryüzü sofraları kurarak  dayanışma gösterenler yine bizlerdik. Çünkü anti-kapitalist yönleriyle bizimle aynı düşünüyorlardı. Zalimlerden yana değillerdi orada.

Demek ki iki din vardır: Sömürücülerin dini, paranın dini, ezenlerin dini ve işçilerin, emekçilerin dini. Biz bu anlamda sömürülenlerin dininden yanayız. Çünkü cennetlerine ulaşmanın tek yolunun yeryüzü cenneti olduğunu biliyorlar.

Sarayların, saltanatların dinine sonuna kadar karşıyız.

Komşu: Rabbim haklıyı haksıza ezdirtmesin. Saraydakiler gerçek dini yaşamadıkları için bu böyle. Hakiki İslam bu yaşanan İslam değildir. Bak anlattıklarına katılıyorum lakin sana anlatamadığım böyle insanlar kalmadı, herkes kendi çıkarının peşinde.

Gerçekten peygamberlerinin dediklerini yapsalar şimdi hiç bir adaletsizlik, hukuksuzluk olmazdı

Ben: Pasif bir Allah anlayışı olur mu hiç? Allah evrensel devrimciyse peygamber onun militanıdır o zaman. Sizin din anlayışınız kapitalizmle uzlaşıyor, ona karşı koymuyor. Sömürücülerle yan yana gidiyor.

İyi okumuyorsunuz. Ben beş yıldır İslâm felsefesini okuyorum.

Hz. Muhammed neden Mekke’den Medine’ye hicret etti? Çünkü Mekke’dekileri ikna edemedi ve hayati tehlikesi vardı. Militanca karar aldı. Sayısız badireler atlattı, taktikler yürüttü.

Allah eğer yoksulların ezilmesini istiyorsa bu olmayacak bir düşünce. Peygamber o zaman neden sadece durup beklemedi de mücadele verdi.

Demek ki aslında bize evrensel iyilik ve güzellik düzeni için yol gösteriyor. Sosyalizmi işaret ediyor. Bunu anlamak zor mu?

Biz onurumuzu-namusumuzu koruyan sosyalistler, iyiliğin-ahlakın-insan olmanın da dinin yaşanmasının da güvencesiyiz.

Sömürücüler de şeytanın, emperyalistlerin dostlarıdır.

1983 yılında ben 1 ay işkence gördüm. Cuma namazından dönen polisler daha beter işkence yapıyorlardı. Yarışıyorlardı. Onlara Cuma’daki dualarını hatırlattığımda, daha çok saldırdılar. Dua bir anlamda özeleştiridir. Oturup boynumuzu mu yeryüzü şeytanlarına uzatacağız, yoksa mücadele mi?

Cennete gitmek isteyenler sosyalizm için savaşmalıdır. Yoksa bunların yarattığı yeryüzü cennetinde boğulacağız. Böylece cennetin kapıları kapanır.

Komşu: O zaman Allah sizi doğru yoldan ayırmasın. Bir gün sosyalist olabilir miyim bilmiyorum; ama o anlattığın kötü Müslüman hiç olamam.

Ben. Gözümün önünde kız arkadaşı çırılçıplak soyup işkence yapanlar da bunlardı. Bu Bu nasıl bir din savunuculuğudur? Haramiler daha daha zengin olsunlar diye sanırım bu küçülmeler. Teşekkür ederim, yazışırız.

Komşu: Sana da iyi günler abi.

İsmail Uçar


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar