Covid-19: Sınıf Bağışıklığından Sınıf Mücadelesine

Covid-19: Sınıf Bağışıklığından Sınıf Mücadelesine

Devletin politikası belli, olası bir dalgada sağlık sisteminin sınırları ve güvencelerimiz ortada. O nedenle biz emekçiler kendimizi bu koşullarda koruyacak kişisel önlemlere azami özen göstermeliyiz. Salgına karşı ne kendimizi kapatalım ne de kurşuna kafa atarcasına koşar adam üstüne gidelim

Cihan Çetin

Bugün 20’li-30’lu yaşlarında olanlarımız dahi en azından bir felaketi ya yaşadı ya da şahit oldu. Deprem, sel, maden göçüğü vb. Ancak hangi felaket olursa olsun yaşanıldığı bölge yerel kaldı. Bu nedenle de yaşanılan felakete dair ortaya çıkan herhangi bir dayanışma bu felakete maruz kalmayanlarca organize edilebildi. 

Ancak ilk defa tüm dünyayı etkisi altına alan ve -her ne kadar sayısal olarak kimlerde hayati tehlikeye yol açtığı bilinse de- biyolojik olarak dünyadaki her insanı bir düzeyde etkileyebilecek bir “salgın” felaketiyle karşılaştık. Bu nedenle korumacı davranmak hem bir dürtü hem de zorunluluk. Kendimizi koruma anlamında korumacı olmak zorunda olacağımız gibi başkasına bulaştırmama noktasında da korumacı olmak durumundayız. 

Covid-19 iki biçimde ele alınıyor: 1- Biyolojik, 2- Toplumsal. Sağlık alanı her iki alanın da kesişim kümesi olması rağmen sağlığın toplumsal tarafta olduğu artık kesinleşti.

1- Biyolojik Durum 

Corona-19’a dair biyolojik ve buna bağlı olarak sağlıkla ilgili tıbbi bilgiler gün geçtikçe artmasına rağmen bilimsel bilgi anlamında henüz yolun başı olarak tarif edilebilir. 

Bunun nedeni şu: Biyolojik-tıbbi, genel anlamda fen bilimlerinin bilimsel bilgi üretim süreçleri güvenilirlik ve geçerlilik ekseninde zamana yayılarak elde edilir. Bu nedenle covid-19 ile ilgili veriler belirli bir büyüklüğe erişmiş olmasına rağmen bilimsel bilgi anlamında tartışmalar devam ediyor. Bilimsel bilgi üretiminin zamana yayılmasının yanında bunun nedeni çoğu zaman birbirine karıştırılan iki durum: nedensellik ve korelasyon (ilişki).

Nedensellik, sonucun ancak ve ancak bir nedene bağlı olmasıdır. Örneğin kapitalizm azami kâr dürtüsü nedeniyle aşırı üretim yapmak zorundadır. Ancak bu aşır üretim kapitalizmde krize yol açar. Bu cümle nedensellik içerir. Krizin nedeni aşırı üretime bağlıdır çünkü…

Korelasyon ise, iki durumun birbiriyle bağımsız-bağımlı değişken olarak ilişkide olup olmamasıdır. 3 tanedir. Pozitif iki değişkenin de birlikte artması veya azalması; negatif, birisi azalırken diğerinin artması veya tersi, nötr hiçbir ilişki olmaması. “Yemek yeme miktarı artarsa kilo da artar,” denildiğinde yemek yeme miktarı ile kilo miktarı arasında korelasyon var demektir. Nedensellik içermez, çünkü bir kişi örneğin bir ilaç alıp o ilaç sayesinde de kilo alabilir. Bu nedenle kilo almanın yemek ile korelasyonundan bahsedilebilir en fazla. 

Şimdi covid-19 hakkında nedensellik içeren bilgi konusunda henüz yetersiz bir noktada dünya. Korelasyon olarak güçlü ilişkiler bulunmakla birlikte kurulan çoğu korelasyon eski bilgi ve verilere bağlı olarak mantıksal çıkarımlar içerir. 

Nedensellik ve korelasyon arasındaki önemli ayrıma bir örnek: Son günlerde Türk bir doktor dünyadaki yüzlerce doktordan edindiğini iddia ettiği verilerle covid-19’un belirli bir kan grubunu etkilediğini, diğerlerini daha az etkilediğini söyleyip meseleyi Bill Gates’e bağladı. 

Birincisi, bugüne kadar ne covid-19’un ne de başka bir bir virüsün baskın bir kan grubunu etkilediğine dair bilgi yok. İkincisi, istatistiksel olarak böyle bir veri olsa bile nedensellik ilişkisi değil en fazla korelasyon ilişkisi kurulabilir. Üçüncüsü, veriler henüz az olduğu için bir kan grubu ile ilişkilendirmede bilimsel olarak en fazla “tesadüf”ten bahsedilebilir. Görüleceği gibi, nedensellik ve korelasyon arasındaki farkı bilememek, birbirine karıştırmak bu alanlarda yetişmiş, eğitim almış kişilerde de yüksek düzeydedir. 

Özetleyecek olursam, şu an kamuoyu ile paylaşılan covid-19’a dair bilgilerin tamamı -nedensellik gibi gösterilenler de dahil-, korelasyon içeriyor. Araştırmanın hangi ülkede yapıldığının bile belirleyici olduğu bir durumda bu tür bilgilerin genellemesi henüz sıkıntılı. Örneğin, Uzak Doğu Asya’da tarif edilen olumlu bir durumun Avrupa’da ortaya çıkmamasının nedeni genetikten, gündelik yaşam kültürüne kadar pek çok şey olabilir. 

Paylaşılan korelasyon ilişkilendirmesinde neye dikkat etmemiz gerekir? En başta bu bilgi bilimsel bir yayına mı dayanıyor? Ki bu konuda da bugünlerde bilimsel dergilerin hakem süreçlerini kısaltılmasından kaynaklı eleştiriler olmasına rağmen bu kriter hala önemli. Bu nedenle TV’ye çıkıp konuşan hele hele alanını viroloji, halk sağlığı, epidemiyoloji gibi konuya dair alan uzmanlarının söylediği korelasyonları ciddiye almamak gerekir. Çünkü bu bilim insanları ellerindeki bilgilerle mevcut duruma dair sadece mantıksal çıkarım yapıyorlar. Mantıksal çıkarımda tıbbi terimler kullanmak onu bilimsel yapmıyor. 

Örneğin Dr. Oytun Erbaş’ın, Şubat başında covid-19 ile ilgili yaptığı (tuzlu suyla ağız çalkalayarak virüsten korunulabilir gibi genel geçer) tüm yorumlar, bilgiler çöpe gitti. Kendisinin şu an susmasının nedeni, en azından bilimsel etiğe uyup çenesini kapatmak zorunda hissetmesinden kaynaklı. Canan Karatay ise koronaya karşı kelle paça önererek bu sürecin her zamanki gibi en kötü örneği oldu…

İkinci olarak, ulusal veya uluslararası alanda  bağımsız mesleki, muhalif tıbbi kurum ve kuruluşların sunduğu bilgilere dikkat etmek gerek. Bu süreçte Dünya Sağlık Örgütü’nün kötü bir sınav verdiği düşünülüyor. Devletlerin sağlık bakanlıkları keza öyle. Bu nedenle Türkiye’den örnek verecek olursak TTB, Sağlık-Sen, Hemşirelerin meslek örgütlerinin bilgileri daha güvenilir durumda. 

Üçüncü ki, biyoloji-tıp gibi yüksek uzmanlık alan bilgisine sahip olmayan bizler bu karmaşık, yanlış, doğrunun sisler içinde olduğu dönemde neye göre hareket edeceğiz. Bunun cevabı yine bilimde saklı. 

1- Şunu başa yazmakla başlayalım: Dünya tarihinde hiçbir salgın toplumun tamamının izolasyonu ve /veya karantinasıyla atlatılamamıştır. 

2- Her salgına karşı temel önlemler mevcuttur.

a) Bunları başında hijyen gelir.

b) Dışarıda 1-1,5 metrelik fiziki mesafenin korunması. Toplu taşımada bu mümkün olmadığı için en azından bu alanlarda maske takılması öneriliyor.

c-) Covid-19 akciğerleri hedef aldığı için akciğer kapasitesini basit bir egzersizle mümkün olduğunda geliştirmek.

d-) Evde kalmak bağışıklık sistemini zayıflattığı için vitamin almak, kısa süreli de olsa dışarı çıkmak önemlidir.

2- Toplumsal Durum

Sitemizde de görüşlerine yer verdiğimizi Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Covid-19’a bağlı ortaya çıkan sürecin sadece biyolojik kökenli olmadığını yazılarında, röportajlarında ısrarla vurgular. Onur Hamzaoğlu Covid-19 her ne kadar riski yüksek gibi gözüken biyolojik bir salgın potansiyeli taşısa da, mevcut sağlık sistemi krizinin nedenlerini neoliberalizmin ortaya çıkardığı iklim krizi, çalışma yaşamının yeniden düzenlenmesi, ülkeler ve sınıflar arası eşitsizliğin derinleşmesiyle ilişkilendirmek gerektiğini belirtir.

Toplumsal durumu yine biyoloji-sağlık kesişiminden alırsak bir salgına bitti denebilmesi için a) Toplumun yüzde 50-62 oranında enfekte olması b) Virüsün zarar vermeyecek bir mutasyona uğraması (SARS gibi) c) aşının bulunması.

Bu üç alanda da henüz kayda değer bir gelişme olmadığı için salgının bittiğini kabul etmek hükümetlerin yapmaya başladığı gevşemeleriyle asla mümkün değildir. 

Salgının ilk başlarında ortaya atılan sürü bağışıklığı meselesinin bugün yeniden gündeme sokulduğu artık aşikar. Ancak Doç. Dr. Özlem Özcan sürece dair en gerçekçi ifadeyi kullanıyor: Sınıf Bağışıklığı. Kapitalizm Türkiye’de ve dünyada da üretimi sürdürmek adına zorunlu olarak işçi sınıfını bağışıklık kazanmaya zorladı. Tıbbi olarak bu bağışıklığı sağladı mı henüz bilmiyoruz. Ancak fiili durum bu.

Hükümetlerin gevşeme sürecini bu bağlamda küçük burjuvazinin de bağışıklığa zorlanması olarak ele almak gerekir. Çünkü hayat bize gösterdi ki, evde kalanlar (zorunluluk, emeklilik, vb. şartlar hariç) sınıfsal olarak burjuvazi ve küçük burjuvazi oldu. Burjuvazinin kendisini korumak için ıssız adalara kaçtığını bildiğimize göre geriye evde kalan ve kapitalist üretimin de önemli bir parçası olan küçük burjuvaziye bağışıklık kazandırmak olacak. 

Sınıfı ayrımına gitmeden sadece sürü bağışıklığını gündeme alırsak şahsen iki durumdan birisinin ortaya çıkacağını düşünüyorum: 

Birinci olasılık, gevşemeler sonrası sağlık sistemi yeni bir çöküşle karşılaşacak, bu anlamda biyolojik ve tıbbi olarak Covid-19’un yıkıcı bir niteliğe bürünebilir.

İkinci olasılık, Frank Furedi’nin “Korku Kültürü” kitabında anlattığı gibi aslında atılan taş kurbağayı ürkütmemiş olacak. Eldeki verilere göre bu olasılık daha güçlü durmaktadır. Zaten kapitalizmde burjuva ve küçük burjuva sınıfların bu salgından dehşete kapılmasının nedeni yıkılan sağlık sisteminin çökmüş olması. Yoksa salgının bizatihi kendisi değil.

Refomcu sesler sağlık ile ilgili dünya çapında mesleki örgütler üzerinden yükselirken, bunun yanında reformcu taleplere karşı çıkışlar da kendisini göstermektedir. Gelecekte sağlık alanında Türkiye’de ve dünyada sınıf ekseni üzerinden çatışmalarla daha sık ve ve daha sert karşılacağımız söylenebilir.

Sağlık dışındaki politik duruşta ise kapitalizmi bu yönden de hedefe çakmamak ve yeni bir toplum talep etmemek için hiçbir neden yok. Salgının belki de bize kazandırdığı en önemli avantaj sınıfsallığı dünya ve toplum çapında bu kadar çıplak biçimde kendini göstermiş olması. Elbette bu durum kendi haline asla bırakılamaz. Israrlı bir mücadele ve müdahale gerektirir. 

Çeşitli yardımlaşma ağlarının eksik gediklerini tespit etmekle birlikte bu tür faaliyetlerde ısrarcı olmak gerekiyor. Ağır aksaklığın bir nedeni ortaya çıkan yıkıma paralel olarak burjuva yardımlaşma mekanizmaların hala bir şekilde var olması belirleyici. Muhalafet ayağından bu dayanışmayı örerken bugüne kısıtlı bakmamak en önemli halka olarak kendisini gösteriyor. Çünkü süreç sonlandığında burjuva yardımlaşma toplumsal geniş alandan kendisini hızla geri çekerek kendi siyasi parsellerine odaklanacak. Ayrıca dayanışmayı sadece tekil güçlere yaslamadan çeşitli birlikteliklerin de aracı olarak ele almak gerekir. 

Son olarak eldeki mevcut koruma, korunma kuralları, ortaya çıkacak yeni bilgileri gözeterek sistemin evde kal diyerek toplumu neredeyse F tipleştirmenin bir türüne doğru dayatmasına; bunun yanında salgına dair pek çok bilgi eksikken baraj kapılarını açmasının getireceği yeni riskleri de gözeterek haraket alanını her şartta koşullara uygun gerekirse gıdım gıdım genişletmek gerekir. 

Salgına karşı ne kendimizi kapatalım ne de kurşuna kafa atarcasına koşar adam gidelim.

Devletin politikası belli, olası bir dalgada sağlık sisteminin sınırları ve güvencelerimiz ortada. O nedenle biz emekçiler kendimizi bu koşullarda koruyacak kişisel önlemlere azami özen göstermeliyiz.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar