Deprem, çığ, uçak ‘kazası ve zamanın ruhu!

Deprem, çığ, uçak ‘kazası ve zamanın ruhu!

Ardı ardına gelen “felaketler” ve hemen akabinde yaşanan gelişmeler, siyaset dili ve pratiği zamanın ruhunun özeti oldu!

Deprem, çığ, uçak “kazası”… Üçü de ardı ardına yaşanan  ve derin toplumsal acılara neden olan “felaketler”. Fakat asıl felaket hemen akabinde olup bitenlerde. Bu yıkım ve acıların hangi yağmacı-sömürücü politikaların ürünü olduğunu da nasıl bir zamanda, nasıl bir siyasi iklimde yaşadığımızın da sağlamasını veren siyaset dilinde ve pratiğinde.

Çinlilerin o ünlü “ilginç ve heyecanlı zamanlarda yaşayasın!” bedduasının modern zamanlardaki izdüşümünü verircesine yaşanıyor her şey.

Depremin yıkımını siyasi ranta dönüştürmek

Mesela Van’daki çığın gürültüsü dinmemişken AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırıkkale’deki kürsüsünden, “Ah kardeşlerim, o Elazığ depreminde, o Malatya depreminde o dev şehir hastaneleri olmasaydı biz orada ne felaketler yaşardık” diyerek depremin yarattığı toplumsal yıkım ve acıları bile siyasete tahvil eden o tüccar kafasını bir kez daha hem de en pişkince haliyle konuşturdu. Bu çıldırtıcı reklamasyonu “Maalesef çığ-heyelan bütün bunlar hep tehditler” gibi dahiyane (!) bir cümleyle sürdürürken hemen arkasına TOKİ’nin 4794 konut yaptığını ekleyerek, o çiğ yaklaşımını mide bulandırıcı bir düzeye sıçrattı.

Yağcılık yarışı ve gerçekler

Erdoğan o tüccar ağzıyla şehir hastanelerini, TOKİ’yi pazarlarken; CNN Türk ve havuz medyanın diğer borazanları, Van’da yaşanan ve şimdiye kadar 38 kişinin ölümüne neden olan çığ felaketiyle ilgili haberi keserek, onun konuşmasının naklen yayınına geçtiler. Zamanın ruhu bunu gerektiriyordu. Müstakbel başkanın (!) konuşmasının naklen yayınlanmasından daha önemli ne olabilirdi ki! CNN Türk bu açıdan ibretlik bir sınavı daha “başkanın” gözüne girecek bir performansla tamamladı. Çığ alanından haber veren ve önemli gerçeklerin altını çizen muhabir apar topar kesilerek Kırıkkale’deki ucuz tiyatro sahnesine bağlanıldı!

Çığ da aynı aklın ürünü aslında!

Bu arada Van’daki çığın aslında bir doğa felaketinin ötesinde siyasi hırs ve erk olmanın hovardalığının ürünü olduğu açığa çıktı. HaberTürk Ankara Temsilcisi Bülent Aydemir, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan’ın uyarıları dinlemeyip iş makinaları ile yolu açtırdığını belirtti ve “Yüksek desibel çığı tetikledi ve minibüs çığın altında kaldı” dedi.

AKP’de milletvekilliği de yapmış olan Orhan’ın kendi adına düzenleyeceği bir yemeğe gitmek için risk konusunda uyarıldığı halde yolun açılmasındaki ısrarı ve iş makinelerinin bu nedenle çalışmak zorunda kalmasıyla tetiklenmişti çığ! Köylülerin haftalarca yolları kapanmış köylerinde mahsur kalmalarını, hastalarını kente götürememelerini umursamayan siyasi akıl ve kültür, kendi siyasi geleceği için düzenlenen bir etkinlik için nasıl bir hırs ve azimle çalıştıklarının tipik fotoğrafı!

O ünlü Pegasus ve zamanın ruhu!

Bu gerçeklere bir de neoliberal akıl ve sömürü politikalarının yarattığı başka bir felaket tablosu eklendi. Çalışanlarını aşırı iş yüküyle bunaltan Pegasus Havayolları şirketine bağlı bir yolcu uçağı Sabiha Gökçen Havalimanı’nda piste çakılarak 3 parçaya bölündü ve onlarca yolcu yaralanırken, üç kişi hayatını kaybetti.

Ulaştırma Bakanlığı her zaman olduğu gibi bu “kazada” da her şey kontrol altında, ölüm yok açıklaması yaparak tablonun vahametini silikleştirmeye çalıştı, fakat yapamadı.

Bu “kazaların” arkasındaki asıl gerekçe kötü hava koşulları denilerek geçiştirilemeyecek kadar saf bir gerçeği özetliyordu: Köle gibi çalıştırılan ve ciddi dikkat bozuklukları yaşayan pilotlar ya da kule görevlilerinin varlığı koşullarında bu “kazaların” kaçınılmaz olduğu gerçeğidir bu.

Erdoğan’ın ardı ardına gelen “felaketler”i bile siyasi rant haline getirmekteki çıplak rantiyeci aklıyla-ruhuyla özetlenen buz gibi bir gerçek!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar