Devletin affettikleri

Devletin affettikleri

Dinlersiniz… Bazen öfkelenip bağırıp çağırsanız da çaresiz bütün yalanları dinlersiniz. Mahkemenin, savcının sizin gibi dinlemesini, üzerindeki ceketten ve kravattan etkilenmemesini dileyerek dinlersiniz…

Gökçer Tahincioğlu

Gelip size ne hissettiğinizi sorarlar:

“Tanıyordur mutlaka katili, bir şey olmadan öldürmüş olabilir mi, tanıyormuş değil mi?”

Tanımıyordur.

Bazen de tanıyordur işte ve hatta öldüreceğini de biliyordur.

Gelip size, nasıl olduğunu sorarlar sonra…

“Bıçakla mı, silah mı yoksa… Gerçekten mi, nasıl olmuş ki?”

Bir başka niyetinin olmadığını, herkes gibi merak ettiğini, merak edilmesinin doğal olduğunu bilirsiniz. Bir akşam yemeği sohbetine konu edilecek o yanıtların gecelerce yeniden uyutmayacağını bildiğiniz gibi…

Asıl mesele o sorular değildir zaten, duruşmalardır. Zira gerçekten bulunabilmişse, katiller de sistemi iyi bilir ve konuşurlar…

“Ne zamandır görüşüyorduk…”, “Eve almıştı beni, ilişkimiz vardı, kıskandım…”, “Bir tek benimle değilmiş, sonradan öğrendim…”, “Kocası gittikten sonra evine alacaktı, beklerken sinirlendim…”

Dinlersiniz… Bazen öfkelenip bağırıp çağırsanız da çaresiz bütün yalanları dinlersiniz. Mahkemenin, savcının sizin gibi dinlemesini, üzerindeki ceketten ve kravattan etkilenmemesini dileyerek dinlersiniz. Zaten boşluğu hiç dolmayacak bir büyük varlığın arkasından edilen bütün çirkin sözleri dinlersiniz.

Sonra, en olmayacak şey olur. Mahkeme, o cep telefonu mesajını, kadının ilişkilerini, katili gerçekten tahrik eden, kıskandıran, hiddetlendiren bir şey yaşanıp yaşanmadığını araştırmaya başlar.

Bir delil torbasının içinde getirilen tokadaki, taraktaki, bıçaktaki, silahtaki incelemelerin yerini öldürülmüş bir kadının hayatı alır.

Öldürülmüş bir kadının ahlakı ciddi ciddi araştırılmaktadır. O tokadaki saçlar kalbinizi sıkıştırırken bir yandan, dişlerinizi sıkıp beklersiniz…

* * *

İşkence edilsin der birileri, birileri idam edilmelerini ister, birileri cezaevinde çürümesini…

Hem tüm bunların çözüm olmadığını bilirsiniz, hem infaz sistemini.

Güle oynaya, ıslah edilmeden, iş verilmeden, bir evren oluşturulmadan o katillerin tam da katil oldukları biçimde sokağa salınacaklarını da bilirsiniz. Birçoğunun küçükken şiddet gördüğünü, yetiştirme yurtlarında, kaçak yurtlarda tecavüze uğradığını, hırsızlıkla yaşamını sürdürdüğünü araştırırsanız mutlaka bulursunuz. Ya da zenginse, okumuşsa, beyaz yakalıysa, mavi kanlıysa, altından bir başka hikâyenin çıktığını da mutlaka görürsünüz.

Ve hikâyelerin büyük bir bölümünün altında da “aslansın, kaplansın” denilerek yetiştirilip sokağa salınan, orada aslan ya da kaplan olmadığını anlayan, kadının insan olmadığı öğütlenen ya da düşünen, gücünün yettiğini dövebilen, “götürmekten”, “kullanmaktan” başka kavram bilmeyen, aşktan, sevgiden habersiz bir erkekliğin olduğunu da anlarsınız. Ve bazı kadınların o hastalıktan muaf olmadığını da…

Ve her birimizin aynı hastalığa bir derece yakalanıp, bu sevgisizlikten bir ömür kurtulamadığımızı da…

Ve tüm bunların devletin zerre umurunda olmadığını da görürsünüz.

Devlet suç işlemeyi alışkanlık haline getiren bu insanlar için bir evren oluşturmanın, başka bir hayatın mümkün olduğunu göstermenin, hasta olanları tedavi etmenin peşinde değildir. Bir sistemi yoktur, yapıyormuş gibi gözükür, günü kurtarır. Ve bu durum hiçbir iktidara has değildir.

Devlet; aleyhine slogan atanla ilgilidir, bir kediye bir yudum su vermemiş insanların göğüslerinin atalarının yaptıklarıyla kabartılmasıyla, dilini konuşmak isteyenle, kitap yazanla, film çekenle ilgilidir. Daha iyi bir dünya için bir araya gelip, şiddetin tek harfini ağzına almaksızın çalışıp didineni kafese koymakla… Devlet, bütün bu insanlar için cezaevlerinde yer açmak, onları “ıslah” edebilmekle ilgilidir. Bu yüzden önce durmadan af çıkartır, cezaları arttırıp şirin gözükmek ister ve kapı arkasından yeniden cezaları indirir. Adli suçlu denilenler dışarıya çıkartılır, düşünenler içeriye atılır. Sistem bu kadar basittir.

* * *

MHP, af teklifini geri çekti değil mi?

Adalet Bakanı, Ceren Özdemir cinayetinden sonra açık cezaevine geçişin zorlaştırılacağını söyledi.

Ve unutmayalım. İnfaz indirimi üzerinde hâlâ bir çalışma yapılıyor.

Hepsi nafile ve günü kurtarmaya dönük.

671 sayılı KHK’ya yedirilen maddeye göre, 1 Temmuz 2016’ya kadar işlenen ağır yaralama dahil bazı suçlarda şartla tahliye süresi yarıya indirildi. Bununla yetinilmedi, denetimli serbestlik süresi 2 yıla yükseltildi. Bu da yetmedi. Cezalarının toplamı 10 yıldan az olan hükümlüler, cezalarının sadece 1 ayını kapalı cezaevinde “iyi hâlli” geçirirse ve koşullu salıverilme süresine 7 yıldan az varsa hemen açık cezaevine geçiyor. 10 yıldan fazla cezası olan ise onda birini “iyi halli” geçirirse bu şansa sahip oluyor.

Terör suçlularının ise bu hakkı yok.

Bu tablo şunu gösteriyor. 20 yıl gibi ağır bir ceza alsanız bile infaz hesabıyla 2-3 yıl sonra açık cezaevine geçebilirsiniz. Cezanızın son iki yılını da yatmadan çıkarsınız. Ki açık cezaevinin sadece ismi cezaevi… İzin alıp gezebilirsiniz, bir işte çalışabilirsiniz vs.

100 yıl da ceza alsanız 20 yıl da olsa aldığınız ceza çok değişmiyor. 5-10 yılda tahliyenin önü açık.

Ama terörle suçladıklarını bırakmamak isteyen, cezaevindeki dolulukla da baş edemeyen sistem, hala infaz indirimi tartışıyor.

* * *

Sınıfı, eğitimi, alışkanlıkları değişmeksizin şiddetle yoğrulmuş, şiddeti kanıksamış, normalleştirmiş bir toplum var karşımızda.

Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan Ayşe Atasayar, aynı bakanlıkta çalışan Murat Akar tarafından öldürüldü. Mahkeme, Atasayar’ı döven ve iki gün boyunca doktora götürmeyen Akar’ı yaralamadan 12 yıla mâhkum etti.

Yine Ankara’da, daha önce defalarca aynı suçu işleyen, Kızılay’ın ortasında bir kafenin tuvaletinde kadına tecavüze yeltenen ve nedense tutuklanmayan halk otobüsü şoförü İbrahim Tuncay, otobüsüne binen kadına tecavüz etti. Daha önce aldığı ceza, aynı suçu işlemesine rağmen infaz edilmemişti.

Buca’da cezaevinden izinli çıkan Şehmuz Selçuk sevgilisi Melisa Kalem’i pompalı tüfekle öldürüp intihar etti.

İzmir’de cezaevinden izinli çıkan Göksel Sağlam, iki çocuğunun annesi eski eşi Habibe Çevik ve baldızı Fatma Akdağ’ı öldürdü.

Birileri hâlâ hadım, idam diye sayıklayadursun. Meselenin polisinden savcısına, mahkemesinden Yargıtay’ına, evden sokağa kadar uzanan sistemli bir şiddet sorunu olduğu algılanmadıkça, saf, tartışmasız bir şiddetin yaşamın her alanında hüküm sürdüğü ve hoş görüldüğü görülmedikçe, “kader kurbanı” gibi hiçbir anlamı ve karşılığı olmayan kavramlar varlığını sürdürdükçe hiçbir şey değişmeyecek.

Sadece şans eseri o gün ortalıkta gezinen başıboş bir silahın ya da bıçağın hedefi olmayacaksınız.

Ve şans eseri biraz daha yaşayacaksınız.

Hepsi bu. (T24)


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar