Devrimci Dalton: Komünizm güneş büyüklüğünde bir aspirin olacak

Devrimci Dalton: Komünizm güneş büyüklüğünde bir aspirin olacak

Latin Amerika edebiyatı, kıtanın ta kendisi gibi nevi şahsına münhasır isimlerle dolu. Bizde çok tanınmasa ve eserlerine gereken değer verilmese de El Salvadorlu şair Roque Dalton, gerek yaşamı, gerek yazdıklarıyla ülkesinin belki en çok ses getirmiş sanatçısı

Kavel Alpaslan

Hem militan bir komünist devrimci/gerilla hem de Latin Amerika şiirinin en sarsıcı isimlerinden biri haline gelmek çok az kişinin omzuna alabileceği bir yük. El Salvadorlu şair Roque Dalton’un gerisinde bıraktığı hikayeye sahip olabilen kaç şair olabilir ki? Ölüm onu defalarca ziyaret eder, fakat komünist şairi kendi yanına ancak üçüncü gelişinde alabilir. Kurşuna dizileceği gün devrilen bir diktatör, idam mahkumuyken depremde yıkılan hücre duvarları ve son olarak parti içinde sıkılan kurşunlar…

DALTON KARDEŞLER’ İLE AKRABALIK

Tüm bunların birleşimiyle birlikte Dalton’un pek çok kişiden farklı bir anlatıma sahip olduğu tespitini yapabiliyoruz. Her şeyden önce çağını, zamanı ve komünist düşüncenin ‘duygularla’ ilişkisini tercüme edebilme yeteneği olan ender sanatçılardan.

Dalton’un 1935 yılında doğduğu ev, özellikle babanın soyisminden dolayı dikkat çekici olarak yorumlanmıştır. ‘Dalton’ dediğimiz zaman, ister istemez aklımıza Vahşi Batı ve Red Kit çizgi filmine de konu olmuş Dalton Kardeşler geliyor. Nikaragualı şair Claribel Alegria, Roque Dalton hakkında yazdığı bir yazıda, El Salvadorlu şairin babasının bu Dalton Kardeşler Çetesi üyelerinden olduğunu söylüyor. (Kimi araştırmacılar farklı görüşleri de savunuyor ancak babanın ABD’den El Salvador’a Meksika üzerinden geldiği konusunda herkes anlaşıyor. Biz yine de bu akrabalığı Alegria’nın sözleri ile temellendirdiğimizi hatırlatarak devam edelim.)

Öyle ya da böyle, Meksika deneyiminin ardından baba Winnall Dalton, El Salvador’a gelir. Burada kimi işlere girer ancak kredi konusunda bir bankerle yaşadığı anlaşmazlık büyür ve korumaların kendisine açtığı ateş sonucu yaralanır. Hastanede yatarken tanıştığı hemşire Maria Garcia ise Roque Dalton’un annesi olacaktır.

GÜNEŞ BÜYÜKLÜĞÜNDE BİR ASPİRİN: KOMÜNİZM’

Okul yıllarının başlangıcı Dalton için çelişkilerin de başlangıcı olur. Yıllar sonra sınıfa, yani topluma ilk adımlarını attığında, üzerine sinmiş tezek kokusunu ve ‘köylü’ diye aşağılanmalarını yazacaktır. Tüm bu çocukluk hisleri, üniversite yıllarında ete kemiğe bürünür. Şili’de hukuk eğitimi alır, ülkesine döndüğünde sınıf mücadelesiyle tanışır, Sovyetler Birliği’ne ve Doğu Avrupa’daki halk cumhuriyetlerine seyahat eder, Komünist Partili olur. Dalton’un bu alanda yazdıkları oldukça dikkat çekicidir. Marksist düşünce için şöyle diyor:

Ne güzel bir şey komünist olmak / bazen çok fazla baş ağrısına neden olmasına rağmen.” Şiir böyle başlıyor fakat Dalton’un bu sözlerinden ‘komünistler kafa şişirir’ gibi bir anlam çıkartmamak gerekiyor. Nitekim devamında, “Ve komünistlerin baş ağrısı tarihseldir / bu şu anlama geliyor / ağrı kesici haplara teslim olmaz / sadece ve sadece cennetin yeryüzünde gerçekleşmesi önünde boyun eğer. / Olay budur. / Kapitalizmin altında başımızı ağrıtıyorlar / ve kafamızı kopartıyorlar / Devrim için mücadelede baş, / gecikmiş bir bombadır. / (…)” diyor ve bu düşüncesini “(…) Diğer tüm şeyler arasından komünizm / güneş büyüklüğünde bir aspirin olacaktır” ifadeleriyle bağlayarak durduğu yeri netleştiriyor.

ÖLÜMLE KOVALAMACA

Dalton ülkesinde bir yandan devrimci çalışmalara devam eder. Ancak çok geçmeden, 1959 yılında tutuklanır. ‘İşçiler, öğrenciler ve köylüler içinde ‘kızıl hücreler’ kurma ve toprak sahiplerine karşı mücadele örgütleme’ suçlarından cezaevindedir. Hakkında infaz kararı verilir. Ancak kurşuna dizileceği gün iktidardaki José Maria Lemus diktatörlüğü bir darbeyle devrilir ve hayatta kalır. Bir süre Meksika’da sürgün hayatı yaşar, burada şiire ve edebiyata zaman ayırmaya fırsat bulur. Daha sonra, 1961 yılında çiçeği burnundaki devrimin merkezi Küba’ya gider. Havana onun için müthiş bir sanat okulu olur. Ancak kendini sadece bununla geliştirmez. Dalton burada kaldığı süre boyunca askeri eğitim de alır. Ülkesine döndüğünde yakalanır, CIA yetkililerince sorgulanır, ağır işkenceler görür. 1965 yılında Cojutepeque Hapishanesi’nde yine ölüm cezasını beklemektedir. Fakat bu yıl gerçekleşen deprem, hücre duvarlarını yıkar ve Dalton’a kaçış yolu açılır. Ölümün pençesinden mitolojik bir kehaneti andıran kaçış, işte böyle gerçekleşir. O andan sonra komünist bir militan olarak El Salvador, Guatemala ve Küba arasında mekik dokumaya devam edecektir.

1970’lerde El Salvador’da gerilla savaşı ciddi bir mücadele alanı bulunca Dalton önce Halk Kurtuluş Güçleri’ne (FPL) katılmak ister. Ancak hareket, onun elinde silahı olan bir askerden ziyade, devrimci saflarda ‘Marksist bir şair olarak’ daha faydalı olacağı görüşündedir -gel gelelim Dalton’un oğulları, kendi ölümünden sonra buraya katılacaktır-, tabii Dalton’a söz geçirebilene aşk olsun! Roque bu sefer farklı bir hareketle iletişim kurar: Halkın Devrimci Ordusu (ERP). 1973 sonunda ERP’ye katılmak üzere ülkesine girişi oldukça sıradışıdır. Yakalanmamak için Küba’da bazı estetik operasyonlar geçirir. Döndüğünde aylarca yeraltı faaliyeti içinde çalışır, devlete izini kolaylıkla kaybettirebilmiştir. Üstelik bu süre içinde ‘Kaçak Şiirler’ olarak topladığı şiirleri yazmaya da devam eder. Maalesef ölümü oldukça şüpheli bir iç hesaplaşma sonucu gelir. ‘Partiyi bölmeye çalışma’ ve ‘CIA ajanlığı’ gibi suçlamalarla örgüt içindeki bir grup tarafından, 40 yaşını doldurmaya günler kala infaz edilir. Dalton’un ölümünden sorumlu olduğu iddia edilen kişilerden bazılarının daha sonra taraf değiştirmiş olması belki daha da acı bir durum… Ölümünün ardından Dalton’un dizeleri nesiller boyunca Latin Amerikalı devrimciler arasında dolaşmaya devam eder.

Çok yaygın bir görüş Dalton’un ölmeden önce o anın gelişinin farkında oluşudur. Nitekim sadece günler öncesinden, “Öldüğümü duyunca yaban ıslıklar çal. / Çiçek de, arı de, gözyaşı, ekmek, fırtına de. / Dudaklarının benim olan on bir harfi bulmalarına izin verme. / Uykum var, sevdim ve hak ettim sessizliği” sözlerini kaleme alır. Ölümün bu kadar teğet geçtiği bir insanın kötü kokuları önceden alabilmesi şaşırılacak şey değil…

EL SALVADOR DAĞLARINDA GEZİNEN UNİCORN’

Son dönemde ‘tipik bir Latin Amerika hikayesi’ diyerek korkunç gerçekler basitleştirilip, halı altına süpürülüyor. Darbeler, diktatörlükler, çatışma ve komünist mücadele ile geçmiş bir yaşamı klişeleştirmek, hiçbir yerde ve hiçbir koşulda mümkün değil. Bir coğrafyanın ortak dertlerinin olması gerçekten de onu olağanlaştırıyor mu? Kimileri Dalton’un ölümü ve sonuna da perspektifle yaklaşarak Latin Amerika devrimci hareketini lanetliyor. İşler bu kadar basit olsaydı babasının katillerini bulmak isteyen kendi çocukları tercih ettikleri yola girerler miydi? Ölümünden yıllar sonra isminin anılacağını, üzerinde soru işaretleri olacağını da sezmiştir belki Dalton? Şöyle diyor bir şiirinin son dizelerinde:

Ama insan ölür nihayetinde, / yarın, / bir yıl, / bir ay sonra, taze yaprağı kalmaz artık; / yenik düşer ve iner toprağın derinliklerine, / ama yeni insanlar gelecekler, / neler oldu, diyecekler. / Kim olduğumuzu soracaklar, / kimler lekesiz aydınlıklarıyla onların rehberi, / kimlerin anısını lanetlemeli. / Evet. / Bunu yapıyoruz: / şansımıza düşen zamanı onlar için not ediyoruz.”

Dalton, yoksullar ve tarihin gerçekleri için yaşamını riske atmış, milyarlarca insanın hissini yazmış, böylece yanındakilere de umut olabilmiş bir isimdir. Mesela Latin Amerika’nın her yerinde tanınan Kübalı sanatçı Silvio Rodriguez, 1982 yılında ‘Unicornio’ isminde bir albüm yayınlar. Albüm ismi hakkında söz açılınca bir bölümde şunları söyleme ihtiyacı duyar: “Her şey, sahip olduğum en değerli arkadaşlarımdan biriyle başladı, Roque Dalton isminde bir El Salvadorlu. Büyüleyici bir şair olmasının yanı sıra, büyük bir devrimciydi, yaptığı anlaşma kaçak bir savaşçıyken hayatını kaybetmesine neden oldu. Durum şu ki, Roque’nin birkaç çocuğu vardı; aralarından Roquito -uzun zamandır esir olan ve şans nedir bilmeyen- ve Juan José, yaralandı, yakalandı ve işkence gördü. Ve benim yakın bir zaman önce tanıştığım bu sonuncusu bana şunu anlattı, orada, El Salvador dağlarında yoksulların cesur birlikleri yürürken boynuzlu bir mavi at koştururmuş.”

Bu albümde yer alan ‘Mavi Unicorn’ isimli şarkının sözleriyse şöyle:

Dün mavi unicorun’umu kaybettim / Onu otlatmaya bıraktım ve aniden ortadan kayboldu / Onun nerelerde olduğu hakkında / Her türlü bilgiyi cömertçe ödüllendireceğim. / Geride bıraktığı çiçekler, / benimle hâlâ konuşmak istemiyorlar. / Dün mavi unicorun’umu kaybettim / Kaçtı mı bilmiyorum / Kayıp mı oldu bilmiyorum / Ve benim hiçbir şeyim yok / Mavi bir unicorn’dan başka bir şey yok / (…) / Tek boynuzlu atım ve ben bir arkadaşlık kurduk / Biraz sevgiye, biraz gerçeğe dayalı / Çivit mavisi boynuzu ile şarkılar yakalardı. / Onları başkalarıyla nasıl paylaşacağını biliyordu. / Yeteneği buydu. / (…)”

Gazete Duvar


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar