“Devrimler tarihin lokomotifidir”

“Devrimler tarihin lokomotifidir”

Marks, devrimleri “tarihin lokomotifi” olarak tanımlar. Ya da “zor, yeniye gebe olan her eski toplumun ebesidir” (Kapital) der.

H. Selim Açan

Marks, devrimleri “tarihin lokomotifi” olarak tanımlar. Ya da “zor, yeniye gebe olan her eski toplumun ebesidir” (Kapital) der.

Bunun nedenini ise, “… (köklü toplumsal değişiklikleri kastederek -nba) sosyal reformlar, toplu olarak ele alındığı vakit hiçbir zaman güçlülerin güçsüzlükleriyle gerçekleştirilemez, güçsüzlerin güçleriyle gerçekleştirilmelidir” şeklinde açıklar.

Marksizmin kurucu önderleri, köklü toplumsal dönüşümlerin -aynı anlama gelmek üzere sistem değişikliklerinin- ancak devrimler yoluyla gerçekleşebileceğini Komünist Manifesto‘da ise şu şekilde ifade ederler:

“…Şimdiye kadarki tüm toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir.

Köle sahibi ile köle, patrisyen ile pleb, feodal ile serf, lonca ustası ile kalfa, kısacası ezenler ve ezilenler sonu gelmez bir uzlaşmazlık içinde birbirleriyle kâh örtülü kâh açık bir mücadele sürdürmüşlerdir. Bu mücadele daima ya bütün toplumun devrim yoluyla yeni baştan kurulması ya da savaşan tarafların yok olmasıyla sona eriyordu”.

Komünizmin amacını ve temel esaslarını geniş işçi kitlelerinin anlayabileceği yalın bir dille açıklamak amacıyla kaleme aldığı Komünizmin İlkeleri broşüründe Engels, devrimin zorunluluğunu şöyle açıklar:

“… Soru 16: Özel mülkiyetin kaldırılmasını barışçıl yöntemlerle gerçekleştirmek olanaklı olacak mıdır?

Yanıt: Bunun olabilmesi istenilen bir şeydir ve buna karşı direnecek en son kişiler elbette komünistler olurdu. Komünistler, komplonun hiçbir türlüsünün hiçbir yarar sağlamadını, hatta zararlı olduğunu çok iyi biliyorlar. Devrimlerin kasten ve keyfi olarak yapılmadıklarını, bunların her yerde ve her zaman belirli partilerin ve koskoca sınıfların irade ve önderliklerinden tamamıyla bağımsız koşulların zorunlu sonuçları olduklarını (da) çok iyi biliyorlar.”

Şiddete dayanan devrimi zorunlu kılan bu “nesnel koşulların” en başında burjuvazinin tutumu gelir. Burjuvazi, kapitalist toplumda sahip olduğu egemen konumdan, artı değer sömürüsünü gerçekleştirme olanağı başta olmak üzere ekonomik ve siyasi üstünlüklerinden asla uysal bir biçimde vazgeçmez. Tam tersine, onları koruyup sürdürebilmek için canını dişine takar, gücünün ve olanaklarının son sınırına kadar savaşır.

Üstelik bu konuda dünya burjuvazisi ve gericiliğinin de desteğini yanında bulur.

Öte yandan bu inatçı direniş, devrimin gerçekleşme süreciyle de sınırlı kalmaz, onun zaferinden sonra sosyalizmi inşa sürecinde de devam eder. Sınıf olarak ortadan kaldırılıp bütün umutları ve direnme olanakları tükenene kadar burjuvazi “yitirdiği cenneti tekrar ele geçirebilmek için” elinden geleni yapar.

Tarihte burjuvaziyi ürküten bütün büyük işçi eylemlerinin ve devrim girişimlerinin istisnasız hepsinin korkunç bir karşı devrimci şiddet ve terörle yanıtlanıp kan banyolarıyla noktalanmış olmasından daha çarpıcı bir kanıt olabilir mi?..

“Tüm örtülerinden sıyrılmış barbarlık”

“…Burjuva düzeninin köleleri efendilerine başkaldırdıkları zaman, bu düzenin uygarlık ve adaleti tüyler ürpertici gerçek görünümüyle gözler önüne serilir. Böyle durumlarda bu uygarlık, bu adalet, tüm örtülerinden sıyrılmış bir barbarlıktır ve kanunsuz öçtür.” (Marks, Fransa’da İç Savaş)

İşçi sınıfının tarih sahnesine çıkışının ilk örnekleri olarak 1830 ve 1848 devrimleriyle 1871 Komün deneyimleri de bir yana dünyada hâlâ hatırlanan popüler bir örnek olarak 1973’te yaşanan Şili deneyimi ortadadır. Bırakalım komünist ya da sosyalist olmayı sıradan bir sosyal demokrattan başka bir şey olmayan Salvador Allende yönetiminin sınırlı kimi reformlara kalkışmasının bile ABD emperyalizmi ve Şili burjuvazisi tarafından nasıl karşılandığı akıllardadır.

Tarihsel bakımdan ömrünü çoktan tamamlamış bir sistem olarak kapitalizmdeki çürümenin zirvesine çıktığı neoliberal dönemde emperyalist mali sermayenin, İran rejimi ya da Saddam ve Kaddafi gibi dengesiz uşaklarının yönetimi gibi mutlak denetimine alamadığı rejimlere dahi tahammül gösteremediği bir tarihsel evrede “sosyalizme barışçıl yollarla geçilebileceği” hayal edilebilir mi?..

Yaşanan onca tarihsel deneyim ve gözümüzün önündeki gerçeklerden sonra her kim günümüzde sosyalizme hâlâ kapitalizmin adım adım fethedilip reforme edilmesi ya da seçimler sonucu “barışçıl yöntemlerle” geçilebileceği iddiasıyla ortaya çıkıyorsa o ya üçkağıtçı bir şarlatan ya da hangi devirde ve nasıl bir dünyada yaşadığının hâlâ farkında olmayan bir budala demektir.

Böyleleri, şiddete dayanan devrimin zorunluluğunu Marksizme asıl olarak Lenin’in soktuğunu ve onun da Çarlık Rusyası gibi despotik bir rejimden kaynaklanan ‘yerel’ (Rusya’ya özgü) bir mecburiyeti genelleştirme hatası işlediği iddiasındadır. Bu devrim karşıtları Marks ve Engels’i de kendileri gibi ‘pasifist’ göstermeye çalışırlar ama bu konuda proletaryanın önderlerinden gösterebilecekleri topu topu iki kanıt da onları doğrulamak yerine yalanlar.

Bunlardan birincisini Engels’in Kapital‘in İngilizce baskısına 1886’da yazdığı önsözde görürüz. Orada Engels şunu söyler:

“…Kuşkusuz, teorisinin tümü İngiltere’nin ekonomik tarihinin ve koşullarının bir ömür boyu incelenmesinin sonucu olan ve bu çalışmasıyla, hiç değilse Avrupa’da, İngiltere’nin, kaçınılması olanaksız toplumsal devrimin tamamen barışçı ve yasal yollarla gerçekleşebileceği biricik ülke olacağı sonucuna varan bir adamın sesine böyle bir anda kulak vermek gerekir. (Ama -nba) O, aynı zamanda, bu barışçı ve yasal devrime İngiliz egemen sınıflarının ‘köle yanlısı bir isyana’ kalkışmaksızın boyun eğeceklerini pek ummadığını da sözlerine eklemeyi kuşku yok ki unutmadı.” (Engels, Kapital, I. cilt, abç)

Sosyalizme barışçıl geçiş olasılığı üzerine Marksizmin kurucu önderlerinden verilebilecek ikinci kanıt olarak, onların daha sonraları “belki kuruluşunun henüz başındaki genç Amerika’da buna gerek olmayabilir” demiş olmaları gösterilebilir. Ancak bu örneği verirlerken, yeni kurulmakta olan burjuva bir devlet olarak Amerika’da bürokrasi ve ordunun henüz diğer kapitalist ülkelerdeki kadar gelişip kökleşmiş olmamasından hareketle andıkları bu olasılığın “daha şimdiden geçersizleşmekte olduğuna” dair koydukları kayıt da onların ‘kural’ olarak neyi esas aldıklarını gösterir.

Zaten kurucu önderlerimizin sadece ortaya koydukları teori değil pratikleri de onları ‘ılımlı birer pasifist’ olarak göstermeyi imkansız kılar.

“Namuslu insanları” yani dönemin Alman küçük burjuvazisi ve işçi sınıfının geri yığınlarını ‘ürkütüp kaçırmamak’ gerekçesiyle sosyalist proletarya ve onun öncülerinin “ılımlı ve ağırbaşlı bir görünüm sergilemelerini” kabullenen Almanya’daki hareketin önderi konumundaki yoldaşlarına, aşağıdaki tavizsiz tepkiyi gösteren devrimci önderleri ‘ılımlı birer pasifist’ olarak gösterebilmek kimin haddinedir:

“… Biz kendi payımıza, bütün geçmişimiz yönünden önümüzde tek bir yol görüyoruz. Neredeyse kırk yıldır sınıf savaşımının tarihin doğrudan itici gücü olduğunu ve özel olarak burjuvazi ile proletarya arasındaki savaşımın modern toplumsal devrimin büyük kaldıracı olduğunu vurguladık; o nedenle, bu sınıf savaşımını hareketten çıkarıp atmak isteyen kimselerle işbirliği yapmak bizim için olanaksızdır.

Enternasyonal oluşturulduğunda biz şu savaş narasını açık seçik biçimde formüle etmiştik: İşçi sınıfının kurtuluşu işçi sınıfının kendi işi olmalıdır.

Dolayısıyla, işçilerin kendilerini kurtarmak için çok eğitimsiz oldukları ve önce insansever büyük burjuvazi ve küçük-burjuvazi tarafından yukardan özgürlüklerine kavuşturulmaları gerektiğini açıkça öne süren kimselerle işbirliği yapamayız.

Eğer yeni parti organı, bu bayların görüşlerine uygun düşen bir yol, burjuva olan, proleter olmayan bir yol benimsiyorlarsa, o zaman bizim için, üzülerek de olsa, buna karşı olduğumuzu kamuoyu önünde açıklamaktan, şimdiye dek yurtdışında temsil etmiş olduğumuz Alman Partisi ile olan bağlarımızı kesmekten başka yapacak bir şey kalmıyor. Ama işlerin buraya vardırılmayacağını umalım.” (Marks ve Engels’ten A. Bebel, W. Liebknecht, W. Bracke ve ötekilere mektup, Eylül 1879)


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar