Ekim ateşi sönmez!..

  • In _
  • 07/11/2018
Ekim ateşi sönmez!..

Ekim, geleceğe uzanan bir yolun açılışı, bir çağın başlangıcıdır…

İnsanlığın kurtuluşuna giden yolda büyük bir tarihsel sıçramayı temsil eden sosyalist Ekim Devrimi’nin 101. yılındayız.

Ekim, geleceğe uzanan bir yolun açılışı, bir çağın başlangıcıdır… Sonradan tökezlemiş, hatta geri döndürülmüş gibi görünse de aslında yanmaya devam eden bir ateştir ve onun temsil ettiği ideallerin, esinlediği ruhun söndürülmesi olanaksızdır!

İnsanlık tarihinin bu dev sıçramasına ilişkin iki tanıklığı yansıtacağız aşağıda:

Bunlardan birincisi, devrim sırasında Rusya‘da bulunan Fransız sosyalist Jacques Sadoul‘un Champigny-sur-Marne Milletvekili Albert Thomas‘a 7 Kasım 1917‘de Petersburg‘dan yolladığı mektup.

Onun bıraktığı yerden ilk Sovyet Hükümeti‘nde Kültür Bakanı olan Anatoli Lunaçarski devam ediyor. Devrim’in ilan edildiği II. Sovyetler Kongresi‘nin açılışına ilişkin izlenimlerini aktarıyor.

Bunların ardından, Ekim Devrimi’nin nasıl muazzam bir esin kaynağı olduğunun yansımalarından birini, Nazım’ın Petrograd 1917 başlıklı şiirini okuyacaksınız.

 

6 Kasım 1917, Jacques Sadoul anlatıyor

Bolşevik hareket bu gece patlak verdi. Odamdan, biraz uzakta meydana gelen çatışma seslerini duydum. Bu sabah sokaklar sakin ama yüz civarında Rus subayının ve müttefik subayının kaldığı Astoria otelinde, geçici hükümete sadık muhafızlar hiçbir çatışma olmaksızın Bolşevik müfrezelerle yer değiştirdiler.

Her saat başı, istasyonların, bankaların, telefon ve telgraf idaresinin, bakanlıkların birbiri ardına isyancıların eline geçtiğini öğreniyoruz. Hükümete bağlı birlikler ne yapıyor acaba?

Yemekten dönerken, güçlü Bolşevik müfrezelerince savunulan dört barikatla karşılaştım. Hükümet güçleri nerde? Bunu bilmek imkânsız. Askerler kime bağlı olduklarını biliyorlar mı? Bir arkadaşım yolda gördüğü askerlerden birine sorduğunda kendilerini seçilmiş bir komitenin yönettiği ama geçici hükümeti savunup savunmadığını bilmediği cevabını aldı.

Daha evvelsi gün bana hükümetin aldığı önlemlere tam güveni olduğunu söyleyen Avksantiyev‘i görmek için saraya girmeyi denedim. Ama sarayda muhafızlardan başka kimse yok.

Meydanda yürürken, Astoria otelinden saray muhafızlarına birkaç el ateş açıldı. Hızlandım. Ateş bir müddet devam etti ama pek etkili olmadı. Saat 04.00’te Kerenskiy‘le beni tanıştırması gereken bakanlar konseyi sekreteri Halpern ile randevum vardı. Ancak Kışlık Saray Bolşeviklerce çevrilmişti ama zaten başbakanın beni kabul etmekten daha önemli işleri vardı herhalde.

Müttefikler arasında gerilim oldukça yüksek. Müttefik subaylarının Bolşeviklerin saldırılarına maruz kalacakları şayiaları her yerde yaygın dolaşıyor. Bir ara, Sovyet kongresinin yapıldığı Smolniy’e gidip, kendi adıma ayaklanma önderlerini görmeyi düşündüm. Smolniy Petersburg Sovyeti‘nin merkezi. Onları henüz tanımıyordum ama oldukça rahat bir şekilde gireceğimi sanıyordum. Önerimi şaşkınlıkla karşıladılar, tabii ki sonra reddettiler.

Bütün kavşaklar kızıl muhafızlarca gözetim altına alınmış durumda. Her yerde devriyeler dolaşıyor, arada bir zırhlı araçlar hızla geçiyor. Bazen silah sesleri duyuluyor. Her silah sesinde yollardaki kalabalık, hemen duvar diplerine, kapı altlarına doğru koşuyor. Smolniy’de kızıl muhafızlar Devrimci Komite‘yi koruyor. Bahçede mitralyözler duruyor. Öndeki kolonlar arasında toplar var. Kapı sıkı sıkıya kapalı. Köylü Sovyeti‘ne giriş kartım, Longuet’nin Steklov‘a gönderdiği bir mektup ve özellikle de Rusça bilmem nedeniyle içeri girmeyi başardım.

Smolniy Enstitüsü 18. yüzyıl sonundan kalma bir bina ve eskiden aristokratların kızlarının lisesiymiş. Beyaz geniş koridorlar askerler ve işçilerce doldurulmuş durumda. Petersburg’u terketmiş olduklarından ne Dan‘ı ne de Çernov‘u göremedim. Ancak aniden SteklovKamenev ve Lapinskiy‘yle karşılaştım. Mutlular, meşguller ama benimle Fransızca konuştular. Beni kardeşçe karşıladılar ve meraklı sorularıma içtenlikle cevap verdiler. Onlara söylediğim bazı dedikoduları yalanladılar. Bana ertesi gün basında elçilik görevlilerinin güvence altında olduğu duyurusunun yer alacağını söylediler. Bazı Kazaklar ve kadın müfrezesinin dışında Petersburg Garnizonu‘nun kendileriyle beraber olduğunu söylediler. Bütün devlet dairelerinin ellerinde olduğunu hatırlattılar. Geçici hükümetin Kışlık Saray‘da kuşatıldığını söylediler. Devrimci komite şiddet kullanmak İsterse, hükümet üyelerinin tutuklanacağını, ama ikinci devrimin kan dökme niyetinde olmadığını söylediler. Güzel umutlar ama gerçekleştirmesi güç.

Yarın, Sovyetler Kongresi’nde derhal oluşturulacak Bolşevik hükümetin programı geliştirilecek.

Bu acil programın bazı maddeleri şöyle:

• Halklara, adil ve demokratik bir barış sağlamak amacıyla karşılıklı görüşmelerin başlamasını olanaklı kılacak bir ateşkesin önerilmesi.

• Büyük toprak mülkiyetinin ortadan kaldırılması ve yerel tarım komiteleriyle 12 Kasım‘da toplanacak kurucu meclis tarafından düzenlenecek bir prosedür gereğince köylülere toprak dağıtımı.

• Üretim ve bölüşüm üzerinde işçi kontrolü.

• Bankaların tekelleştirilmesi.

• Cephede ölüm cezasının kaldırılması.

Yeni başbakan kim olacak? Şüphesiz bir Bolşevik. Kadetler ve Menşevikler iktidarı iflas etti. İşçiler şimdi kendi kaderlerini ellerine alacaklar.

Saat 22.00’de Kışlık Saray’ın önünde şiddetli çatışmalar oluyor. Komite savaşa mı karar verdi?

Bolşeviklerin coşkusu giderek artıyor. Menşevikler’in suratı asık. Hiçbir şeye güvenleri yok. Sadece Bolşevikler inisiyatif kullanan eylem adamı niteliğine sahip.

Asker ve İşçi Sovyetleri Yürütme Komitesi‘nin gece seansına katıldım. Büyük çoğunluk Bolşevik. Sabaha karşı 04.00’te eve döndüm ve size bu satırları yazıyorum. Bundan böyle, bir günlük tutacağım. Ne olacağı hiç belli olmaz. Tamamen kişisel yargılar taşıyan, hızla kaleme alınmış ve size epeyce geç ulaşacak bu notların ne derece önemli ve yararlı olacağını bilemiyorum.

7 Kasım 1917, Anatoli Lunaçarski anlatıyor:

Smolniy’in bütün ışıkları pırı pırıl yanıyordu. Koridorlarında heyecanlı insanlar oraya buraya koşuşturuyordu. Her yerde büyük bir canlılık vardı. Ama en coşkulu insan ırmağı, gerçek bir tutkulu insan seli en üst katın koridorunun sonuna, en dipteki, Devrimci Askeri Komite’nin toplandığı odanın önüne akıyordu. Ön odadaki kızlar açıklama ve talimat almaya, her türden talep ve şikâyetlerini bildirmeye gelen inanılmaz bir insan topluluğuyla kahramanca başa çıkmaya çabalıyordu. Bir kere bu insan seline kaptırınca kendinizi heyecandan kıpkırmızı kesilmiş yüzlerle ve bir emir ya da yetki belgesi almak üzere uzanmış kollarla kuşatılmış buluyordunuz.

Hemen oracıkta hepsi birbirinden önemli talimatlar veriliyor ve randevular alınıyordu; bunlar hızla, makinelerinin takırdaması hiç durmayan daktiloculara dikte ediliyor, bir yetkilinin dizinde kurşun kalemle imzalanıyor ve birkaç dakika içinde bu göreve layık görülmekten mesut bir genç yoldaş gece karanlığında son sürat sürdüğü aracıyla mesajı yerine ulaştırmak üzere koşturuyordu. Tam arkadaki odada, birkaç yoldaş oturdukları masada durmaksızın telgraf çekerek Rusya’nın ayaklanan kentlerine elektrik hızıyla emirleri ulaştırıyorlardı.

Devrim yürüyor

Bugün bile orada gerçekleştirilen bu dehşetli çalışmayı anımsarken hayretler içindeyim ve Ekim Devrimi günlerinde Devrimci Askeri Komite’nin yaptığı işleri, insan enerjisinin bir devrimcinin yüreğinde depolanmış bitmek tükenmek bilmeyen kaynak bolluğunda ifadesini buluşu ve bu yüreğin devrimin gök gürültüsüyle uyarıldığında neler yapmaya muktedir olduğunun bir örneği olarak görüyorum.

İkinci Sovyetler Kongresi o gece Smolniy Enstitüsü’nün Beyaz Salonu’nda açıldı. Delegeler zafer coşkusuyla ve neşeyle doluydu. Muazzam bir heyecan vardı ama Kışlık Saray’da çatışmalara sürdüğü ve zaman zaman çok kaygı verici haberler ulaşmasına rağmen hiç kimsede şu kadarcık olsun panik yoktu.

Panik yoktu derken Bolşevikler’den ve Kongrenin onlardan yana olan ezici çoğunluğundan söz ediyorum. Oysa kafaları karışık, içleri kararmış, sinirli sağ “sosyalist” unsurlar paniğin pençesine düşmüşlerdi.

Oturum sonunda başladığında Kongrenin havası da belirginleşti. Bolşeviklerin konuşmaları muazzam bir coşkuyla karşılanıyordu. İçeriye dalarak Kışlık Saray’daki çatışmaların seyri hakkında bilgi veren genç denizcilerin anlattıkları hayranlıkla dinleniyordu.

Çoktandır beklenen Kışlık Saray’ın ele geçirildiği ve kapitalist bakanların tutuklandığı haberi nasıl bitmek tükenmek bilmez bir alkışla kutlandı! Bu arada bir Menşevik, o sıralar ordu teşkilatında önemli rolü olan Teğmen Kuçin kürsüye çıkarak derhal kendi cephesinden Petograd’a birlik sevketmekle tehdit etti. Sovyet iktidarına karşı 1., 2., 3., aralarından özel bir ordunun da olduğu ta 12. Orduya kadar bütün ordulardan gelen kararları okudu ve “böyle bir macera“ya kalkışan Petrograd’ı doğrudan doğruya tehdit etti.

Sözleri kimseyi korkutmadı. Kimse bir köylüler okyanusunun kabarıp karşımıza geçeceği ve bizi yutacağının bildirilmesinden de korkmadı.

Lenin’in keyfi yerindeydi. Dur durak bilmeden çalışıyor ve uzak bir köşede çağımızın en ünlü sayfasını oluşturacak olan yeni hükümetin genelgelerini kaleme alıyordu.

Devrimci hükümet kuruluyor

Bunlara Halk Komiserleri Konseyi’nin nasıl oluştuğunu da eklersem, bu Smolniy’nin küçük bir odasında gerçekleşti. İskemlelerin şapkaların altında kaldığı onlarında üstüne paltoların doldurulduğu bu odada herkes kötü aydınlatılmış bir masanın çevresinde oturuyordu. Rusya’yı yeniden kuran liderleri seçiyorduk. Bu seçim bana hayli rasgeleymiş gibi görünmüş ve hepsini yakından tanıdığım ve üstlendikleri işler için eğitilmemiş görünen kişilerin kendilerini bekleyen görevlerin üstesinden gelemeyebileceklerinden korkmuştum. Lenin bana can sıkıntısıyla bir el işareti yaptı ama gülümsüyordu da.

Şimdilik böyle” dedi. “Sonrasına bakacağız. Her mevki için sorumlu insanlar gerekiyor; eğer üstesinden gelemezlerse değiştiririz.

Ne kadar haklıydı. Tabii, kimileri görevlerinden alındı. Diğerleri yerlerinde kaldılar. Ve pek çoğu acemice başladıkları görevlerinin hakkını verebildiklerini gösterdiler! Ayaklanmaya katıldıkları ve devrimi dışarıdan seyretmedikleri halde kimilerinin karşılarına çıkan fırsatlar ve güçlüklerden başları döndü. Lenin müthiş zekasıyla görevlerin nasıl yerine getirileceğini değerlendiriyor ve tecrübeli bir kaptanın dev bir transatlantiğin dümenini kavraması gibi ele alıyordu.

***

KIŞLIK SARAY

Kışlık Saray’da Kerenski.
Smolni’de Sovyetler ve Lenin,
sokakta o n l a r.
O n l a r biliyorlar ki, O:
– Dün erkendi, yarın geç.
Vakit tamam bugün,
” dedi.
O n l a r : “– Anladık, bildik,” – dediler.
Ve hiçbir zaman
bildiklerini bu kadar müthiş ve mükemmel bilmediler…
İşte: cepheden dönen süngüleri,
kamyonları, mitralyözleriyle,
hasretleri, ümitleri, mukaddes iştihaları,
rüzgârda karın üstünde savrulan sözleriyle
o n l a r yürüyorlar kışlık saraya…

Putilovski Zavot’tan Bolşevik Kitof:
– Bugün büyük bir gündür, yoldaşlar, – diyor, – büyük bir gündür.
Ve ihtar ederim ki çapul yapmak isteyenlere
artık Kışlık Saray ve bütün Rusya işçinin ve köylünündür.

Tesviyeci Topal Sergey:
– Hey gidi dünya, – diyor, – hey,
ben 905’te on yaşımda geçtim bu yoldan :
en önde iri, mazlum gözlü azize tasvirleri,
yalnayak çocuklar, kocakarılar
ve uzun saçlı papaz Gapon…
Karşıda, kırmızı pencerede, bütün Rusların çarı
sapsarı bakıyordu bize.
Kadınlar ağlaşarak toprağa diz çöktüler.
Ben kaldırmıştım ki elimi istavroz çıkarmak için
birdenbire dörtnala Kazaklar geldi karşımıza.
Kazaklar şahlanmış bir at ve simsiyah bir kalpaktılar.
Biz çocuklar bağrışarak serçe kuşları gibi düştük.
Bir at nalı ezdi benim dizkapağımı…

Ve Topal Sergey bacağını sürüyerek
yürüyor o n l a r l a Kışlık Saray’a…

Rüzgârdır
kardır
ve insanlardır hâkim olan manzaraya.

Lehistan cephesinden gelen köylü İvan Petroviç’in gözleri
karanlıkta kedi gözleri gibi görüyor :
– Ehhh, Matuşka, – diyor, –
yeşil başlı ördek gibi toprağı attık çantaya…

Sütunların arkasından ateş açtı Kışlık Saray,
ateş açtı yüzü güzel Yunkersler
ve şişman orospular.
Tesviyeci Topal Sergey :
– Hey gidi dünya, – dedi, – hey,
Kerenski kalmış kimlere…

Ve topal bacağının üstünden
düştü yere…
Köylü İvan Petroviç,
yağlı, semiz toprağı avucunun içinde görüp
ve kırmızı sakalına tükürüp
bir Ukrayna şarkısı gibi işletiyor mitralyözü…

Gecenin ortasında kırmızı tuğladan Kışlık Saray
ve limanda üç bacalı Avrora

Bolşevik Kitof haykırdı yoldaşlara :
“- Yoldaşlar,” – dedi, –
tarih
yani işçi ve köylü sınıfları,
yani kızıl asker,
yani, bir meşale yakıyoruz,
” – dedi, –
hücuma kalkıyoruz,” – dedi…

Ve Neva nehrinde buzlar kızarırken
o n l a r bir çocuk gibi iştihalı
ve rüzgâr gibi cesur,
Kışlık Saray’a girdiler.

Demir, kömür ve şeker,
ve kırmızı bakır,
ve mensucat,
ve sevda ve zulüm ve hayat,
ve bilcümle sanayi kollarının,
ve küçük ve büyük ve Beyaz Rusya ve Kafkasya, Sibirya ve Türkistan,
ve kederli Volga yollarının
ve şehirlerin bahtı
bir şafak vakti değişmiş oldu.

Bir şafak vakti karanlığın kenarından
karlı çizmelerini o n l a r
mermer merdivenlere bastıkları zaman…

NAZIM HİKMET
1939 İstanbul Tevkifanesi


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar