Ekim Devrimi ve kadınların kurtuluşu*

Ekim Devrimi ve kadınların kurtuluşu*

“Ezilenler ile ezenlerin, sömürülenler ile sömürenlerin ‘eşitliği’ olamaz, yoktur ve olmayacaktır!” Komünistler kadınla erkek arasındaki eşitlikten, “Kadın için erkeğin yasal ayrıcalıkları karşısında özgürlük olmadıkça gerçek özgürlük olmaz”ı anlıyorlardı. 1917 Ekim Devrimi’ne giden yolun, kadın kitleleri içinde birikmiş bu öfkenin sokaklara dökülmesiyle açılması bundandır

103 yıl önce bugünlerde Rusya’da, insanlığın ezilen tarafının binlerce yıllık özleminin bir devrim şöleniyle gerçeğe dönüşmesinin penceresi açıldı. “Ezilenin ezileni” olan kadınların binlerce yıllık kölelik koşullarında biriktirdikleri tüm acılar özlemlerle birleşerek bu devrimin yürek atışının en güçlü ritmini oluşturuyordu.

Ekim Devrimi, insanlığın ve emeğin kurtuluşu yolunda atılan muazzam bir adımdı. Proletarya önderliğinde, işçi sınıfı ve köylülüğün ittifakına dayanan bir devrimdi. Ekim Devrimi bu nitelikleri yanı sıra, “Bir devrimin başarısı, kadınların ona hangi ölçüde katıldığına bağlıdır” sloganıyla hareket eden bir devrimdir. Kökleri binlerce yıllık derinlikte olan kadının ezilmişliğini, “İşçi kadını, işçinin karısını, köylü kadını, küçük adamın karısını ve mülk sahibi sınıfların kadınlarını bile bazı açılardan ezen ve ıstırap çektiren her şeyden nefret ettiğimizi ve ortadan kaldırmak istediğimizi ispatlıyoruz” yaklaşımıyla sadece emekçi kadınların kurtuluşu çerçevesinde ele almadı. Emekçi kadınların kurtuluşuna da tek başına üretime çekilmeleri, yapılan kimi yasal düzenlemeler ve bahşedilen kimi haklar sığlığında yaklaşmadı.

Kadın, “hem kanun önünde ve hem de pratikte, aile içinde, devlette, toplumda erkekle tam hak eşitliğine” kavuşmalıydı. “Hak eşitliği”yse burjuva demokratların anladığı tarzda kimi üst yapısal düzenlemelerle sağlanamazdı. Lenin bu yaklaşımı “Ezilenler ile ezenlerin, sömürülenler ile sömürenlerin ‘eşitliği’ olamaz, yoktur ve olmayacaktır!” sözleriyle tanımladı. Komünistler kadınla erkek arasındaki eşitlikten, “Kadın için erkeğin yasal ayrıcalıkları karşısında özgürlük olmadıkça gerçek özgürlük olmaz”ı anlıyorlardı. 1917 Ekim Devrimi’ne giden yolun, kadın kitleleri içinde birikmiş bu öfkenin sokaklara dökülmesiyle açılması bundandır.

Çarlığın yıkıldığı Şubat Devrimi’yle ortaya çıkan ikili iktidarın Ekim’le sosyalist bir iktidara dönüşmesinin köprüsünü kadın kitlelerinin barış ve ekmek isteklerini açığa çıkararak kuruyorlardı. Ekim Devrimi’nin ebeliğini de bu kadın öfkesi yapmıştır. Onlarca yılda atılmayan birçok adımın, devrimin ön günlerinde bir anda yasal güvenceye kavuşturulmasıyla tarihe şerh düşüldü.

Üretim araçlarının toplumsal mülkiyete dönüşmesini, toplumsal ilişkilerin bu temel üzerinde örgütlenmesini temel alan komünistler, “Üretim araçlarının kamusal bir mülke dönüşmesiyle karı-koca ailesi toplumun ekonomik biçimi olmaktan çıkacaktır” dediler ve sorunun esas halkasını da yakaladılar.

Toplum ve devlet içindeki bütün çelişkiler, minyatür halinde, modern ailenin içinde mevcuttur” diye tanımladıkları burjuva aileyi temelden dinamitleyip kadın erkek ilişkilerini köklü bir değişime uğratmak, tahayyül edilen toplumun en önemli ayağını oluşturuyordu.

Tarihteki ilk sınıf baskısı, dişi cinsin erkek cins tarafından baskı altına alınmasına rastlar” diyen komünistler açısından devrimin karakterini belirleyen en önemli şeylerden biri kadının özgürleşmesiydi. Çünkü o, özel mülkiyet sistemine geçişin bir sonucu ve aynı amanda onu üreten temel dinamiklerden biriydi.

Feodal bir imparatorluğun ağır-gerici gölgesinin tüm toplumsal ilişkilere sindiği Rusya gibi bir köylüler ülkesinde, kadın sorunu gibi hassas bir meselede keskin bir kılıçla işe başlamaları, onların bu sorunu devrimin merkezine oturtan yaklaşımlarıyla ilgiliydi. İlerleyen süreçlerde koşulların basıncıyla çeşitli sapmalar yaşanmış olsa da komünist politikanın esasını bu oluşturdu.

Çağ açan dönemeç

Ekim Devrimi’nin daha ilk yılında 8 saatlik işgünü kararnamesini yürürlüğe kondu. Bu kararnameyle kadınların uzun süreli çalışmasına son verildi. Kadın ve çocukların ağır-sağlıksız koşullarda, yeraltı ve gece işlerinde çalışması yasaklandı.

1918’de kadınlara tam oy hakkı tanındı. Aile reislerinin otoritesine son veren düzenlemeler yapıldı. Miras hakkı kaldırıldı, evliliğin gönüllü birlikteliğe dönüşmesini sağlayacak düzenlemeler yapıldı. Boşanma hakkı yasal güvenceye kavuşturulurken, meşru ve gayr-ı meşru çocuklar arasındaki ayrım ortadan kaldırıldı. Eşit işe eşit ücret, eşit çalışma hakkı ve ücretli doğum izni verildi. Zina ve eşcinsellik ceza yasasından çıkarıldı.

Devrimin hemen ertesinde atılan ilk adımlar, kadını eve hapseden gerici aile kurumunun sarsılmasına dönük adımlardı. Devrimden sadece 4 gün sonra, kadın emeğinin ve annenin korunmasına ilişkin kararname, Aralık’ta evlilik ve aile ilişkileri ile ilgili kararname çıkarıldı ve arkası geldi…

O günün Rusyasında kadın her açıdan gerici-feodal dinsel zincirlerle aile ocağına bağlanmış bir köleydi. Evlendirilen kadınların babalarının, damatlarına, otoritelerini koruyup sürdürmeleri için gerekirse kullansınlar diye kırbaç hediye ettikleri bir ülkeydi burası!

Devasa büyüklükteki bu ülkede her bölge ciddi farklılıklar taşıyordu. Bazı bölgelerde feodal aşiret ilişkileri, hurafeler, ağır dini kurallar, gerici gelenek ve görenekler söz konusuydu. Kadın bunların hepsinin hedefiydi. Kimi yerlerde kara çarşaf giyiliyor, kimi yerlerde kadınlar satılıyordu. Evlilik yaşı ortalama12’ydi.

Özellikle de feodal ilişkilerin hem ekonomide hem sosyal hayatta katmanlı bir yoğunlukta hüküm sürdüğü Orta Asya cumhuriyetlerinde kadınların kurtuluşu konusunda ileriye doğru her adım korkunç bir irade, emek ve ısrar gerektiriyordu. Kadın hakları konusunda faaliyet yürüten partili kadın militanlar büyük acılar ve bedeller pahasına da olsa bu gerilik çemberinin yarılmasında buzkıran rolünü oynadılar. Onların öncülüğünde kaydedilen her gelişme büyük bir tarihsel anlam ve öneme sahipti.

Kadınlar hiçbir siyasi hakka sahip değillerdi. Kamu ve hükümet işleri onlara tamamen yasaktı. Sadece yüzde 17’si okuma yazma biliyordu. Çalışan kadınlar için en yaygın meslek, hizmetçilik-gündelikçilikti. Çalışan kadınların yüzde 55’i bu işlerdeydi. Çoğunluğu da bir toprak beyinin angarya işlerine koşuluyordu.

Ücretle çalışan kadınların sadece yüzde 13’ü sanayide çalışıyor, yoğun olarak istihdam edildikleri işlerse kalifiye olmayan, ücretlerin genellikle düşük olduğu tekstil ve konfeksiyon gibi işlerdi. Erkekle aynı işi yapan kadın, erkek işçinin ücretinin sadece 3/5’ini alıyordu. Çalışan kadınlar her türlü sosyal haktan yoksundu. Hem çalışmak hem de aile içi işleri yapmak zorundaydılar. Çocuklarını bırakabilecekleri hiçbir destekleyici kurum yoktu.

Ekim’den önce ücretli çalışan kadın sayısı sadece 5 milyondu. Bu rakam, toplam kadın nüfusunun sadece yüzde 8’ine tekabül ediyordu. Ki işçi ve hizmetli kadınlar, bu rakamın yarısı bile değildi. Büyük çoğunluk ise daha çok köylerde ağır angarya işlerine koşulan beygir muamelesi görüyorlardı.

Kadınlar için mesleki eğitim, ev ekonomisi, el işi, dikiş nakış dersleri verilen az sayıda okulla sınırlıydı. Orta ve yükseköğretim hayal gibiydi. Bırakalım onu, ilköğretim bile neredeyse imkansızdı.

Kısacası Ekim’den önce ücretli çalışan kadınlar her türlü haktan yoksundu. Düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, güvenceden yoksunluk ve ağır çalışma koşullarıyla pekçoğu erken yaşlanıyordu. Ücret almadan çalışan köylü kadının koşulları da bir o kadar korkunçtu.

Komünistler çok yönlü bir seferberliğe giriştiler. İlk olarak yemek-çamaşır-çocuk bakımı gibi kadının sırtına yüklenen işleri hızla toplumsallaştırmaya yöneldiler. Aleksandr Kollontay bunun önemini, “Evlilikle mutfağın ayrılması kadının tarihinde Kilise ve Devletin ayrılmasından daha önemsiz bir reform değildir” sözleriyle özetliyordu. Bu herhangi bir reform değildi. Özünde özel mülkiyet sisteminin önemli bir dayanağının ortadan kaldırılmasına girişmekti. Bu yaklaşımla 1919-1920 yıllarında Petrograd nüfusunun yüzde 90’ı ortak mutfaklardan beslendi. Moskova nüfusunun yüzde 60’ı bu mutfaklara kayıtlıydı.

Öte yanda, kadının kendi bedeni üzerinde karar alma hakkı anlamına gelen kürtaj yasallaştı, parasız hizmet haline getirildi. Kilise nikahı kaldırıldı. Devasa bir okuma-yazma seferberliğiyle iç içe geçen bu çalışmalar kesintisiz sürdürüldü.

Ekim Devrimi’yle kadınların önüne özneleşebilecekleri yeni bir dünya serildi. Onları kölenin kölesi haline getiren zincirlerin kırılmasına dönük ardı ardına düzenlemeler yapıldı, bunlar hızla pratikleştirildi. Kadın, aile-kilise-feodal değer yargıları ve devlet baskısıyla kilitlendiği dört duvar arasından çıkarıldı.

Devrimin ebeliğini yapan işçi ve emekçi kadınların partinin kadın örgütlenmesi olan Zhenodtel’de örgütlenmesi için özel çaba harcandı. Kadının yönetime katılması, sorunlarını, beklenti ve taleplerini işçi demokrasisinin bir parçası olarak dile getirmesi için Sovyetler’de örgütlenmeleri teşvik edildi. Binlerce yıl toplumsal hayatın dışına itilen kadınlar, siyasi iktidarın bir parçası olmaya başladı. Toplumsal yaşamın -sendikalardan partiye ve hükümete kadar- hemen her alanında kendi iradeleriyle yer almaları teşvik edildi ve sağlandı.

Kadının, aile-kilise-feodal değer yargıları ve devlet baskısıyla kilitlendiği dört duvar arasından çıkarılmasını ve üretimin-toplumsal hayatın yeniden örgütlendiği bu görkemli şölenin parçası haline getirilmesini hedefleyen pratik adımlardı bunlar. İdeolojik- siyasal tutarlılık ve bütünlüğü olan bir yaklaşımdan besleniyorlardı.

Komünistler, iktidarın ele geçirilmesinden sonra bu birikimlerini, kadın kitlelerini yeni bir dünyanın kurulmasının özneleri olmaya teşvik yönünde kullandılar. Bunun için bilinçli politikalar üretip, onların en başta gündelik hayatlarını-düşünsel dünyalarını beklenti ve hedeflerini sayısız yöntemle değiştirmeyi esas aldılar.

Kırılmalar ve geriye gidiş…

Kadın sorunu gibi derin tarihsel köklere sahip toplumsal bir sorun kuşkusuz, kısa bir sürede tümüyle çözülmüş olmazdı. Rusya gibi geri bir ülkede özel bir yönelim anlamına gelen özel kadın örgütlenmesi (Zhenodtel) “tüm parti örgütü kadınlarla ilgilenmek, kendini kadınlar arasındaki çalışmaya ve kadınları partiye kazanmaya vermekle yükümlüdür” gerekçesiyle 1927’de lağvedildi.

1930’lara gelindiğinde temel anlayış ve ilkesel yaklaşımda belirli kırılmalar baş gösterdi. Kadın örgütünün dağıtılmasının ardından, 1934’te kadının “işçi ve anne” olarak tanımlanmaya başlanması, 1936’da kadının bedeni ve genel olarak hayatı üzerinde söz söyleme özgürlüğünün de ifadesi olan kürtaj “hakkı”nın geri alınması komünistlerin soruna yaklaşımdaki ilkesel duruşlarındaki ciddi kırılmanın boyutlarını gösteriyor.

Özellikle II. Emperyalist Paylaşım Savaşı ve SSCB’ye dönük kolektif saldırganlık, nüfus artışını sağlayacak politikaları ya da kadın emeğinin daha kitlesel bir şekilde üretime çekilmesi zorunluluğunu dayatmış olsa da kadının çocuk bakımı, mutfak ve ev işlerini de yeniden üstlenmek zorunda bırakılması ciddi bir geri adımdı. Keza kimi ekonomik kısıtlamalara gitme zorunluluğunun ortaya çıktığı noktalarda akla ilk gelenin kadının özgürleşmesinin temelini oluşturan kolektif çamaşırhane-mutfak ve kreşlerin kapatılması da kadınların kurtuluşu mücadelesi açısından bir gerilemeydi.

Akla gelen ilk tavizin, proleter devletin temellerinin atıldığı yıllardaki ilkesel konulardan biri olan kadın sorununun çözümüne dönük politikalardan yapılmasının aynı zamanda sosyalizmin en önemli hedeflerinden taviz vermek anlamına geldiği açıktır.

Ekim Devrimi’nin kadınlara kazandırdıkları kuşkusuz bütün bir süreci kapsayacak şekilde ele alınmalıdır. Fakat sonrasında geriye gidiş anlamında yaşananlar ne olursa olsun hiçbir şey Ekim Devrimi’nin işçi sınıfı ve ezilen halklar için olduğu kadar kadın kitlelerine açtığı engin ufukların ve kazandırdıklarının önemini ortadan kaldırmaz.

Ekim Devrimi ve arkasından girişilen sosyalizmi inşa süreçlerinin kadınların kurtuluşu kavgasına hem düşünsel hem pratik açıdan kattıklarını unutturamaz. Kadınların kurtuluşu mücadelesi -artısıyla eksisiyle- bu zengin tarihsel pratiğin öğrettiklerinden beslenerek yolunu açacak, ilerleyecek ve derinleşecektir.

[* Bu makale Birleşik Devrim dergisinin Ekim özel sayısında yayınlanmıştır]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar