Emanetteki kemikler…

Emanetteki kemikler…

Birkaç dakika olsun koyabilsek kendimizi onun yerine… Bu barbarlık çağında anne olmanın sorumluluğunu taşıyanların avuçlarına bırakılan kemik kutusunu hangi duygularla açmış olduğunu tahayyül etsek

Leyla Sander

Korku, kaygı ve endişe o ana, o güne, o döneme özgü bir şey değil. Yüzlerce yıl izini sürebiliyorsunuz; direnişin, mücadele azminin de… Adeta genetik bir kod gibi işliyor hücrelerimize, unutmuyoruz! Herbiri bir diğerinden daha ürpertici insanlık düşmanlıklarının dövmelerini kazıyor ruhumuza. Bir döküm yapmaya kalksak içinden çıkamayız; ucu bucağı belirsiz bir derya bu düşkünlük bataklığı…

Korona virüsü dünyayı kasıp kavururken, kimi medya organlarında ancak küçücük bir yer bulabildi haber. Konu, yüzlerce yıldır Kürt düşmanlığıyla sicilli devletin yeni bir vicdansızlığıydı:

Dersim’de bir çatışmada yaşamını yitiren HPG’li Agit İpek‘in cenazesini almak için 3 yıldır mücadele eden anne Halise Aksoy, yaşadıklarına inanamıyordu. “Diyarbakır Adliyesi’ne gittiğimde ‘Emanet nedir’ diye sorunca ‘Kemikleriniz gelmiş, kutunun içinde’ dediler” diye inledi.

Yüzlerce kayıp anasından biriydi o, Cumartesi Anneleri gibi oğullarının kızlarının kemiklerine ulaşmak için olsun çabalıyordu.

Oğlu Agit’in 23 Mayıs 2017’de yaşamını yitirdiğini televizyon haberlerinden öğrenir Halise Aksoy. Cenazeyi almak için önce Tunceli Adliye’sine başvurur. “Burada yok!” kayıtsızlığı “örgüte sorun” saldırganlığıyla birleşir. 2019 Mayıs’ında DNA testi yaptırdıktan 5 ay sonra cenazenin Malatya Adliyesi’nde olduğunu öğrenir. Oradan da geri çevrilir. Bu kez Dersim’e yönlendirilir. Tunceli Adliyesi’nde yeniden kan örneği veren anne Aksoy, bir ay sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan cenazenin kendilerine ait olmadığını gösteren yeni bir yanıt alır. Bu belgede, -her ne hikmetse- oğlu Agit’in tüm bilgileri doğru yazılmıştır.

Cenaze İstanbul-Dersim-Diyarbakır üçgeninde PTT’yle dolaşır durur. Cenaze dediğimize bakmayın, cenaze dediğimiz şey, 3 yıldır “emanet” adı altında oradan oraya savrulan kemikleridir Agit’in. Diyarbakır Adliyesi’nde emanet nedir diye sorar anne: “Kemikleriniz gelmiş, kutunun içinde…”

Agit gelmiş yıllar sonra anasının evine; kanlı canlı güleç yüzlü Agit değil, ömrünü Kürt halkının mücadelesine veren kemikleriyle de dik duran bir halkın evladı.

Çocukluğunu hatırlıyor annesi: “Okulda isminin anlamını soruyor, dalga geçiyorlarmış. ‘Anne benim ismimden nefret ediyorlar’ diyordu. Ben de, ‘Onlara söyle, senin ismin kahraman anlamına geliyor’ diyordum. Oğluma evinde otur deyince ‘Anne ayıp değil mi evde oturmamı söylüyorsun, adı Agit olan birisi nasıl evinde otursun’ diye susturuyordu beni.

Agit’inin kemiklerinin olduğu kutu kucağında, yüzünde derin bir keder ve öfke öylece oturuyor. Sadece Agit için değil bu uğurda hayatını kaybeden herkes için yanıyor. Birkaç dakikalık olsun koyabilsek kendimizi onun yerine… Bu barbarlık çağında anne olmanın sorumluluğunu taşıyanların avuçlarına bırakılan kemik kutusunu hangi duygularla açmış olduğunu hayal etsek. 3 yıldır o şehir bu şehir demeden peşinde koştuğu Agit’in ’emanetteki’ kemiklerini sığdırdıkları kutuyu açıp açmama ikileminin öldürücü bozkırda adım atmak olduğunu geçirsek aklımızdan.

Mücadele sürdükçe -kuşkusuz sürecek- yeni Agit’ler gülerek gidecekler birer birer… Çoğu zaman inanmadan, bir umut söylenen ‘Evinde otur’ lafları sadece adı Agit olanları değil bilinç ve ruhunu mücadelenin ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendiren yüzlerce insanı kesiyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar