Er ya da geç “karışacak”!

Er ya da geç “karışacak”!

İşçi sınıfı er ya da geç devletin ya da patronların organik parçası haline gelen sendika ağalarını o sıcak satış koltuklarından edecek “karışıklıklar” yaratacaktır! Ergün Atalay gibileri “bu yaşlarından sonra” o “karışıklıkların” altında kalmak dışında bir seçeneğin olmadığını anlayacaktır!

200 bin kamu işçisinin 2019-2020 dönemdeki ücret ve sosyal haklarını belirleyen çerçeve anlaşma protokolü dün imzalandı. İşçilerin 140 bine yakınının örgütlü olduğu Türk-İş’in yetkili sendika olarak imzaladığı protokol, işçiye kelimenin gerçek anlamıyla bir çay, bir simit parası oranında zam anlamını taşıyor.

Tam 7 ay boyunca sesini çıkarmayan AKP’li devlet cephesi, bu sessizliğini daha işçinin cebine girmeden buharlaşacak o malum zam teklifiyle (2019’un ilk 6 ayı için yüzde 5, ikinci 6 ayı için yüzde 4!) bozmuştu ilk olarak.

Süreç birçok işkolunda grev aşamasına gelmişken açılan bu karta karşı işçileri sözümona temsil eden sendikalarsa adeta mırıldanmışlardı. AKP’nin koltuk değneği Hak-İş’in bir “daha azına da razıyız” demediği kalmış, DİSK’ten tık çıkmamıştı. En düşük ücretin 3 bin 500 liraya yükseltilmesini, tüm kamu işçilerine seyyanen brüt 300 lira zam, ilk altı ay yüzde 15, ikinci, üçüncü ve dördüncü altı aylarda enflasyon artı 3 puan refah taleplerini dile getiren Türk-İş ise ikinci kez masaya oturmadan önce aldığı göstermelik eylem kararlarını açıklamıştı. Bu arada fiilen yasaklanmış greve ne kadar uzak olduğunu da başkanlık koltuğunda on binlerce liralık maaşla oturan Ergün Atalay’ın tarihe geçecek sözleriyle alenen ortaya koymuştu.

Atalay o açıklamalarında sanki sendikanın sahibiymiş gibi “ben bu yaştan sonra grev meraklısı değilim” gibi bir cümle sarfetmişti. Ardından da ama kanundan aldığımız yetkiyi kullanmaktan hiç çekinmeyiz, onu da yaparız” gibi bir miyavlama sesi çıkarmıştı. Masaya oturmadan önce yapılan bu açıklamalar her şeyin devletin organik bir parçası haline getirilmiş sendikal düzen içinde olup biteceğini gösteriyordu.

Belli ki alışılmış sendika ağalığı ölçütlerine bile tahammül yok artık. O ölçütler içerisinde sendika ağaları esmese bile gürlerlerdi. O gürleme anlarında işçiler bir dalgalanma yaşar, grev konuşulur, dayatılan kölelik koşulları üzerine tartışmalar yaparlardı. Şimdiyse AKP’li devletin OHAL kararnameleriyle yasalaştırdığı bir sendikal düzenin bekçiliğini yapmak zorundalar. Bu sendikal düzende grevin göstermelik olarak fiile dönüştürülmesi bir yana adının zikredilmesi bile yasak! Atalay da bu nizama uygun olarak grevin anlamını “zorluk, eza, cefa” olarak kodladığını ifade eden o cümleyi sarfederek dünkü satış masasına oturdu.

Satış masasında açık kalan mikrofona yansıyan, “Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle” sözleriyse bunun açık ilanı oldu. Uzasa işçilerin grev aşamasına gelmiş süreci zorlayacaklarını ve kendilerinin göstermelik de olsa grevi başlatmak zorunda kalacaklarını iyi bilen Atalay, bu sözleriyle tabandaki kaynamayı itiraf ederken aynı zamanda sendika ağalığının artık devlet ya da patronla özdeş bir sıfata tekabül ettiğini, “işin karışmaması” için ne gerekiyorsa yapacak bir kapı kulluğuna dönüştüğünü ele vermiş oluyordu.

Devlet adına sözleşme masasına oturan Bakan’a ““Siz söyleyeceğinizi söylediniz. Benim söyleyecek hiçbir şeyim yok. Sadece protokolün altına imza atacağım “derken de bu kapı kulluğunu açıkça göstermekten çekinmedi!

Sonuç olarak işçiye çay-simit zammı dayatan o sözleşmeye imza attı. Buna göre ücreti 3 bin 500 TL’nin altındaki işçiye 150 TL iyileştirme, tüm işçilere bu yıl için yüzde 8 + yüzde 4, 2020 için yüzde 3 +  yüzde 3 ve enflasyon farkı oranında zam yapılacak! Kamu işçilerine yapılan bu “zammın” tüm işçilerin ücretlerini, sözleşmelerini, haklarını belirleyeceği açık.

Birçok işkolunda toplu sözleşme dönemi olan bu yıl perde ilk olarak TÜPRAŞ’taki büyük satışla açıldı. İşçileri aylarca göstermelik, lokal eylemlerle oyalayan, daha sonra bu eylemleri de çok görüp durduran Petrol-İş yönetimi dananın kuyruğunun kopacağı aşamada yine bazı bölümleri kapsayacak fabrikaya kapanma eylemleri başlatmıştı. Bu eylemlerin işçinin öfkesini yatıştırmak için yapılan göstermelik çıkışlar olduğuysa imzalanan satış sözleşmesiyle ilan edilmişti. Fakat buna rağmen Kamu sözleşmelerinde de büyük satış böyle gerçekleşti. Şimdi önümüzde metal grup sözleşmeleri var. Bu görüşmeler de TÜPRAŞ ve kamu işçilerinin satış sözleşmelerinin gölgesinde gerçekleşecek. Bu sözleşmelerde de aynı nizamın dayatılacağını ve sendika ağalarının tüm bunlara kafa sallayacağı açık.

Bu saltanatın, patronlar ve devletle organikleşmiş bu ilişkinin işçi sınıfının mevcut örgütlenme sistemi içinden hareket etmesi ya da örgütsüzlüğünün tepe tepe kullanılmasının doğal bir sonucu olduğu açık. Fakat açık olan bir şey daha var ki birike birike devasa bir patlama dinamiği haline gelen o sınıf, bu düzenin daha fazla sürdürülemeyeceğini er ya da geç anlayacak ve bunu tıpkı metal fırtınada olduğu gibi fiile dönüştürecektir. Kendisini bu denli ucuza ve bu denli pişkince satanları kolay kolay affetmeyen/affetmeyecek bir sınıf olduğunu dosta da düşmana da bir kez daha gösterecektir.

Atalay gibi ağaların saltanatını sarsacak karışıklıklar uzak değil, bunu biliyoruz!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar