Erkek şiddeti: “Öldürüleceğimi bilerek yaşıyorum ben”

Erkek şiddeti: “Öldürüleceğimi bilerek yaşıyorum ben”

Defalarca polise başvurmasına rağmen ayrılmak istediği Ömer Faruk A. tarafından vurulan ve tek gözünü kaybeden Y.O. hâlâ tehdit alıyor.

Ömer Faruk A., kendisinden ayrılmak isteyen Y.O. ile kardeşine 26 Nisan 2016’da Ankara’daki evlerinin önünde pompalı tüfekle ateş açtı. Kafasından vurulan Y.O., 22 ameliyat geçirmesine rağmen sol gözünü kaybetti. Saldırı sırasında yanında bulunan kardeşi ağır yaralandı ve ölümden döndü. Ankara 8. Ağır Ceza Dairesi, tutuklu yargılanan Ömer Faruk A.’ya önce müebbet hapis verdi. Ardından haksız tahrik ve iyi hal indirimi yaparak cezayı 7.5 yıla indirdi. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi bu indirimi de az buldu ve daha fazla indirim yapılması gerektiğini belirterek kararı bozdu. Bunun üzerine Ömer Faruk A. yeniden yargılanmaya başlandı. Her iki mahkemenin aldığı karara da isyan eden Y.O., Ömer Faruk A.’nın tehditlerinin hala sürdüğünü belirterek “Tek bir gün öldürülme korkusu yaşamadan geçirmeyi o kadar çok özledim ki! Sözün bittiği yerdeyim. Bir gün öldürülürsem sözlerimi vasiyet ediyorum yayınlamanız için. Sorumlusu o mahkeme, o avukat ve o kararı verenlerdir” dedi.

Y.O.’nun anlattıkları Türkiye’de erkek şiddetinin neden önüne geçilemediğinin de bir özeti gibi. Ömer Faruk A.’ya ayrılmak istediğini söyleyince kabus dolu günlerin başladığını anlatan Y.O. defalarca polise başvurmasına rağmen başına gelenleri nasıl engelleyemediğini şöyle anlattı:

UÇURUMDAN ATACAKTI: Kendisinden ayrıldığım günün gecesinde evimi bastı. Yarı çıplak kaçırıldım ve uçurumdan atılmak istendim. Ailem kendisini telefonla arayınca son anda vazgeçti. Beni geri götürürken Esertepe Polis Merkezi’nin önünde kendimi hareket halindeki araçtan attım. Karakola sığındım. Hakkında işlem yapıldı, ben şikayetçi olunca da dava açıldı. Uzaklaştırma kararı da alındı ama hiçbir şey değişmedi. 1.5 yıllık süreçte bana her gün psikolojik işkence yaptı. Trafikte seyir halindeyken aracımı sıkıştırdı, arabama benzin döküp yakma tehdidinde bulundu. Kendisi hakkında onlarca kez şikayette bulundum. 9 ayrı dava açıldı.

1.5 SENE KARANLIKTA OTURDUM: Karakola gidiyorum, şikayet ediyorum, ifadesini alıp gönderiyorlar. Bir gün yine kapımın önünde beni darp etti; iki kaburga kemiğim kırıldı, kulak zarım patladı. Karakola getirdiler. Hiçbir işlem yapmadan gönderdiler. 1,5 sene evimde ışıklarımı kapatıp mum ışığında oturdum ben. Arabamı başka otoparklara park ettim evde olduğum anlaşılmasın diye. Onlarca defa şikayet etmeme, alınan koruma kararlarına rağmen hiçbir şey değişmedi. Polisler bana ‘Kapına gelirse eline bir bıçak al ve kendini koru’ dediler. Yine evimi bastığı bir gün sadece elime bıçak alıp ‘Yaklaşma’ dediğim için, hiçbir temasımız olmamasına rağmen para cezası aldım. Düşünebiliyor musunuz? Parayı ödemesem cezaevine girecektim.”

POLİSE DEFALARCA GİTTİM AMA: Kendisinden şikayetçi olduğum için açılan davanın duruşmasından bir gün önce şikayetimi geri almam için beni tehdit etti. Reddedince de kardeşimin evini silahlı kişiler bastı. Hemen karakola gittim. ‘Koruma kararım var, beni korumak zorundasınız. Kardeşim tehlike altında’ dedim.  ‘Siz evinize gidin, evinizden çıkmayın, polis oraya gider’ dediler. Ne yanıma polis verdiler ne peşimden geldiler. Arkadaşım bizi alıp kardeşimle birlikte evden uzaklaştırdı. Sessiz bir yerde ben, kardeşim ve arkadaşım arabada öylece oturup bekledik. Tabii telefonum susmuyor. Tehditler, küfürler durmadan devam ediyor. Sabaha kadar arabada duramayacağımızdan geri dönmeye karar verdik. Ben arabadan iner inmez arkada bir otomobilin farı yanıp söndü. Ömer Faruk’u, kardeşini ve bir başkasını gördüm. Direkt arabadan elinde pompalı tüfekle inip ateş etti. Sadece kafamı çevirebildim. Kafamın sol arka tarafından vuruldum. Bu anlattığım 30 saniye içinde oldu.

‘PENCEREYE ÇIKMA’ UYARISI: Saldırıda kardeşim de göğsünden vurulup ağır yaralandı. Arkadaşım, kardeşim ve beni hastaneye yetiştirmiş. Kardeşi yakalanmış ama Ömer Faruk kaçmış. Çok fazla sayıda ameliyat oldum. Yüzüm felç oldu. Ameliyat olduktan sonra bile 1 hafta boyunca acıdan titredim. Koruma kararına rağmen yanımda yine polis yoktu. Bana hastanede bir zarar vereceğinden korkup tam iyileşmeden evime, ailemin yanına döndüm. Her gün arayıp tehdit ediyordu. Ailem nöbet tutuyordu. 2 ay boyunca bu işkence sürdü. Polisler evimize gelip, “Telefonundan sinyal alıyoruz. Yakınlarda dolaşıyor, pencereye, balkona çıkmayın diyorlardı. Beni böyle koruyordu polisler.

2 AY BOYUNCA YAKALANMADI: Vurulmadan önce şikayetçi olmak için gittiğim ancak “Bundan bir şey olmaz” diyerek beni gönderen savcıya vurulduktan sonra da gittim. Savcı yüzümün halinden dolayı beni tanıyamadı. ‘Sizin yüzünüzden bu haldeyim’ diye isyan ettim. Ancak ondan sonra 24 saat korunmam için yazı yazdı. Emniyet sanığı bir türlü yakalamıyordu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) şikayet ettim. Bir gün sonra cinayet masasından polisler geldi. ‘Bize 3 gün müsaade et’ dediler. Gerçekten de 3 gün bile geçmeden Ömer Faruk’u yakaladılar.

ÇOK YALNIZ KALDIK: Dava başlayınca bana ettiği küfür ve tehditleri, beni pompalıyla vuracağını söylediği tüm mesajları delil olarak mahkemeye sunduk. İlk duruşmada kardeşi serbest bırakıldı. Kendisi de birilerini gönderip para teklif ederek şikayetimi geri çekmemi istiyordu. Kabul etmedim tabii, dünyayı verseler gözümü geri verirler mi?  Avukatı benim hayat kadını olduğumu öne sürdü. Ben hayat kadını olsam bile öldürülebileceğimi nasıl söylersin! Her girdiğim duruşma sonrası sinir krizi geçirip hastanelik oluyorum. Mahkeme ısrarla hazır bulunmamı istiyor. Bu süreçte bir avukatımla benden başka kimse yok. Ailesi, kendisi ve kardeşinin tehditleri, hakaretleri tüm duruşmalarda devam etti. SEGBİS’le bağlandığında bile parmak sallayarak tehdit ediyordu ve mahkeme başkanı bir şey yapmıyordu. Çok yalnız kaldık.

CEZASINDA İNDİRİM ÜSTÜNE İNDİRİM YAPILDI: Dava tasarlayarak ve planlayarak öldürmeye teşebbüsten değil sadece öldürmeye teşebbüsten açıldı. Kafama sıkacağına dair tehditlerini ispat etmemize rağmen bu böyle oldu. Kardeşim kaleci antrenörüydü ve artık işini yapamaz halde. Benim kafatasım paramparça oldu. Buna rağmen cezasında indirim üstüne indirim yapıldı. Davanın en başından beri takipçisi olan savcı, Allah ondan razı olsun, daha biz itiraz etmeden kendisi itiraz etti ve haksız tahrik indiriminin uygulanamayacağını, yasaların açık olduğunu söyledi. Karar bozuldu ve mahkemeye geri gönderildi.

SADECE KADINLAR YANIMDA DURDU: Avukatım sivil toplum kuruluşları ve kadın dernekleriyle iletişime geçti.  Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, İnsan Hakları Derneği ve başka bir çok derneğe, kadın savunucularına benden söz edeceğini söyledi. Kendileriyle görüştüm, çok ilgilendiler. Ayın 20’sindeki duruşmaya 15 kadın avukatla gittim. Aynı zamanda CHP kadın kolları, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, adını bilmediğim kadın dernekleri, birçok basın kurumundan insan da oradaydı. Duruşmada hakim de hayatının şokunu yaşadı o kadar avukatı, insanı benim yanımda bir arada görünce. İlk defa yalnız olmadığımı hissettim.

ANLATILMAZ BİR DUYGU: Ömer Faruk’un avukatı, “Kendisi ahlaklı, ağırbaşlı bir kadın olsaydı da vurulmasaydı’ dedi. Ömer Faruk, beni vurmadan önce de gözümün bozuk olduğunu, serbest kalırsa bunu ispat edeceğini söyledi. Duruşmadan sonra avukatlarımla konuştuğumda beni ilk dinlediklerinde bana inanamadıklarını ama mahkemede yaşananları gördükten sonra bu zamana kadar delirmediğim için beni tebrik ettiklerini söylediler. Bu mahkemede gördüğüm dayanışma, yanınızda birilerinin olduğunu bilmek anlatılmaz bir duygu. Hepsine sonsuz teşekkür borçluyum.

VASİYETİMİ YAYINLAYIN: Duruşma 15 Ocak’a ertelendi. Ben hala tehdit alıyorum. Hiçbir şey yapamıyorum. Abartısız söylüyorum, hala acaba ne zaman öldürüleceğim diye bekliyorum. Geleceğe dair bir şey düşünemiyorum. Evlenmeyi düşünemiyorum mesela. Cezaevinden çıktığında gelip beni öldüreceğini biliyorum. Tek bir gün öldürülme korkusu yaşamadan geçirmeyi o kadar çok özledim ki! Yaşamak adına bir şeyler yapmam gerekiyor, çünkü hiç kimse bir şey yapmadı. Ne polis ne hakimler korudu beni. Hiç kimse yapmadı. Kadın olarak da değil, bir canlının bu kadar kıymetsiz olduğunu hiç düşünmemiştim. Gerçekten sözün bittiği yerdeyim. Bir gün öldürülürsem de sözlerimi tekrar tekrar vasiyet ediyorum size yayınlamanız için. Sorumlusu o mahkeme, o avukat ve o kararı verenlerdir. Başka kimse değil. Bir insanın öleceğini bilerek yaşaması kadar korkunç bir şey yok. Öleceğimi bilerek yaşıyorum ben.”

Gazete Duvar/Şaban Çoban


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar