Eski Roma’dan 2000 yıl sonra…

Eski Roma’dan 2000 yıl sonra…

Arjantinli müteahhit Enrique Pescarmona küreselleşmeyi övgüyle açıkladı: “Asyalılar ayda seksen dolara günde yirmi saat çalışıyorlar. Eğer rekabet etmek istiyorsam onlara başvurmam gerek. Küreselleşen dünya bu. Filipinli kızlar Hong Kong’daki ofisimde her zaman emre amadeler. Ne Cumartesileri, ne Pazarları var. Uyumadan günlerce orada kalıp çalışmaları gerektiğinde bunu yapıyorlar ve ne fazla mesai alıyorlar ne de bir şey istiyorlar”

Teknolojik devrimin gerçekleştirdiği şaşırtıcı verimlilik artışı ücretlerde orantısal bir artışa yol açmadığı gibi, üstüne üstlük, en yüksek teknolojiye sahip ülkelerde bile mesai saatleri azalmamıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde çok sık yapılan anketler şu anda stresin temel kaynağının -boşanmaların ve ölüm korkusunun çok çok üzerinde- iş olduğunu belirtiyor; Japonya’da ise karoshi, yani aşırı çalışma her yıl on bin kişiyi öldürüyor.

Paradoksal olarak, dünyanın güneyinden gelen pekçok işçi kuzeye göç ediyor ya da rüzgâra ve gelgite karşın bu yasak macerayı denerken, kuzeyin pek çok fabrikası da güneye göç ediyor. Para ve insanlar yolda karşılaşıyor.

Eski zamanlarda Roma bütün Akdeniz’e ve daha fazlasına hükmederken ordular arkalarında savaş esiri kervanlarını sürükleyerek dönerlerdi. Bu esirler kölelere dönüşür ve köle avları da özgür işçileri yoksullaştırırdı. Roma’da ne kadar çok köle varsa ücretler o kadar düşer, iş bulmak o kadar zorlaşırdı. İki bin yıl sonra, Arjantinli müteahhit Enrique Pescarmona küreselleşmeyi övgüyle açıkladı: “Asyalılar ayda seksen dolara günde yirmi saat çalışıyorlar. Eğer rekabet etmek istiyorsam onlara başvurmam gerek. Küreselleşen dünya bu. Filipinli kızlar Hong Kong’daki ofisimde her zaman emre amadeler. Ne Cumartesileri, ne Pazarları var. Uyumadan günlerce orada kalıp çalışmaları gerektiğinde bunu yapıyorlar ve ne fazla mesai alıyorlar ne de bir şey istiyorlar.”

Bu övgüden birkaç ay önce Bangkok’ta bir oyuncak bebek fabrikası yanmıştı. Günde bir dolardan az kazanan, fabrikada yiyip fabrikada uyuyan işçi kızlar diri diri yanarak öldüler. Fabrika, kölelik dönemindeki barakalar gibi dışarıdan kilitliydi. Kol gücü bulmak için yoksul ülkelere göç eden endüstriler sayısız; kol gücü de çok ucuz ve bol.

Bu yoksul ülkelerin hükümetleri, ilerleme mesihlerinin gümüş tepside getirdiği yeni iş kaynaklarına “hoşgeldiniz!” diyorlar. Ama bu yoksul ülkelerin çoğunda, yeni imalat proleterleri Rönesans döneminde işe verilen tripalium adını hatırlatan şartlarda çalışıyorlar: Bu aynı zamanda bir işkence aletinin de adıydı. Disneyland tarafından satılan ve üzerinde Pocahontas figürü bulunan bir tişörtün fiyatı, bu tişörtü Haiti’de saatte 375 tişört hızıyla çalışarak diken bir işçinin haftalık ücretinin tümüne karşılık geliyor. Haiti dünyada köleliği kaldıran ilk ülkeydi ve pekçok ölüme mal olan bu kahramanlıktan iki yüzyıl sonra ülke ücretli kölelikten mustarip. McDonald’s zinciri çocuk müşterilerine oyuncak hediye ediyor. Bu oyuncaklar Vietnam’da, işçilerin kan ter içinde aralıksız on saat çalıştığı karanlık atölyelerde seksen sente üretiliyor. Vietnam, Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri istilasını alaşağı etmişti ve pekçok ölüme mal olan bu kahramanlıktan çeyrek yüzyıl sonra ülke küresel aşağılamadan çekiyor.

[Eduardo Galeano, Tepetaklak]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar