Feministler, Flormar direnişi ve bazı şeyler

Feministler, Flormar direnişi ve bazı şeyler

Dün Flormar direnişini ziyaret eden feminist kadınlar, feminizm ve işçi direnişleri konusunda oldukça öğretici bir pratik sergilediler

Nilgün Kumru

Dün, Flormar direnişçilerini ziyaret eden 100 kadar feminist kadının direnişe kattıkları ses ve sundukları desteğin üzerinden atlamak haksızlık olur. Ne var ki, feminizmin işçiye ‘sınıf’ olarak bakmakta yaşadığı derin sıkıntılar, bahsi geçen destekçi kadınların direnişe verdiği desteği daraltmalarına ve yer yer boşa düşürmelerine sebep oluyor.

Öncelikle, genel anlamda destekçi kadınların söylemlerinde “kadın dayanışması” ibaresinin ısrarla altını çizmeleri, bu daralmanın bilinçli ve kasti yapıldığını gösteriyor. (ki feministlerin “özellikle” kadın direnişçilere destek için orada bulunmaları olağan, ancak “sadece” kadın direnişçilere destek için orada olmaları eleştirilecek bir tutum)

Çalışanlarının dörtte üçü kadarı kadın olan Flormar fabrikasında sendikalaştığı için işten çıkarılan direnişçilerde de bu oranı görmek mümkün. Ne var ki, direnişteki destekçiler (burada kast ettiğim destekçiler ‘ziyaretçiler’ değil günlerce bilfiil işçilerin yanında direnişe katılanlar) içinde ise bir erkek çoğunluğu mevcut. Bu oranları belirtmemin sebebi, birazdan bahsedeceğim kısımlarda ortamın vaziyetini zihinde canlanırken belirebilecek binlerce kadın arasındaki üç beş erkek tablosunun önüne geçmek.

Şahit olduğum birkaç olaydan ilki şu şekilde gelişti: Feminist kadınlar sloganlar eşliğinde toplantının yapıldığı düğün salonu önüne yürürken, korteje ‘ilişmiş’ ve çocuksu bir heyecanla bir yumruğu havada slogan atan direniş destekçisi emekçi ağabeyin (bu direnişçi, fabrikadan atılan işçilerden değil, kendisi emekli ama destek için her gün direniş alanında bulunuyor, arabasıyla GOSB merkeze gidip gelecek olanları götürüp getiriyor) kortejdeki kadınlardan biri tarafından epey sert bir dille ve çekiştirilerek kortejden çıkarıldı.

Gözümün önünde yaşanan olaya müdahil olma gereği duyarak kadın arkadaşa kolundan çekerek azarladığı kişinin Flormar direnişçisi olduğunu söyledim, ancak bana da kortejin kadın korteji olduğunu, erkeklerin kenardan (eliyle epey uzak bir yeri göstererek) alkışlayarak destek olabileceğini söyledi.

‘Kadın korteji’ kavramına gerek hangi kaygılarla yapıldığı yönünden anlam verebiliyor, gerekse bu mantığın durduğu yerin en nihayetinde geri bir nokta olduğu yönünden eleştiriyor olmakla beraber; feminist ideoloji ve pratik çok kapsamlı bir mesele olduğundan o kısma bu yazıda pek fazla girmeyeceğim.

Bu olay özelinde üzerinde duracağım tek nokta; muhatap olduğumuz kadın arkadaşın, destek için gelinen direnişin bir parçası olan işçiye ve duruma müdahil olan şahsıma (yani kendi hemcinsine) karşı takındığı son derece saldırgan tavır (söylemlerin yanında ses tonlamasını ve beden hareketlerini de katarak çok net bir şekilde saldırgan diyebiliyorum maalesef) Ki bu tavır bile başlı başına günümüz coğrafyasında geçerli olan feminizmi belli boyutlarda özetliyor.

İkinci olay ise feminist kadınların tavırlarının yanı sıra Flormar işçisinin sınıf bilincinin ve birlik duygusunun ne derece oturmuş olduğunu göstermesi açısından çok değerli bir deneyimdi.

Kadın korteji düğün salonunun önünde basın açıklaması yaptıktan sonra salona inildi. Salonda coşkulu dakikalar boyunca sloganlar atılıp, feminist kadınlar adına konuşmalar yapıldı. Ardından içerideki insanlar yavaş yavaş oturma düzeni aldı ve Petrol-İş tarafından hazırlanan açıklamanın okunmasına geçildi.

Bu esnada salonun genel durumu şu şekildeydi: Salonun içinde sandalyelerde oturan kadınlar ve kapının önünden başlayan bir kuyrukla merdivenlerden yukarı ve hatta dışarı taşan erkekler.

Muhafazakar değil ama feminist anlamda bir “haremlik selamlık” durumu söz konusuydu yani. Konuşmalara geçildiğinde ise, az evvel ziyaretçiler gelmeden önce alınan toplantıda işçiler ne kadar sessiz ve pürdikkat birbirlerini dinliyorlarsa o kadar sesli ve uğultulu bir ortam vardı. Uğultu öyle fazlaydı ki, o esnada konuşma yapan Petrol-İş Gebze Şube Başkanı uyarıda bulundu, ki uyarıdan sonra uğultu azaldıysa da bitmedi maalesef.

Sendikacı, konuşmasında Flormar’ın nicelikten ötürü kadınların omuzladığı ve dinamiğinin de kadınlar olduğu bir direniş olmasına karşın bir “kadın direnişi” değil bir “işçi direnişi” olduğunu vurguladı. Petrol-İş’in, kadın işçilerin maruz bırakıldığı ücret eşitsizliği, kadınlara özel uygulanan mobbingler gibi konularda toplu iş sözleşmelerine maddeler koyduklarını belirterek, adeta bir savunma yaptı. Konuşmasının devamında ziyaretçi kadınlara destekleri için teşekkür ederek kürsüden indi. Sendika başkanının bu konuşması akabinde işçiler, bir alkış koparıp “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganı atmaya başladı.

Petrol-İş temsilcisinin konuşmasında takındığı “savunmacı” tavra da birkaç söz etmek lazım elbette… Kapitalist üretim içindeki cinsiyetçiliği, kadının özel ezilmişliğini vurgulamak ve sadece vurgulamak değil bunu özel bir mücadele konusu haline getirmek kendisine “sendikayım” diyen tüm örgütlerin görevi olmalı. Bu eşitsizliği sınıfın bütününde özel bir duyarlılık konusu yapacak bir çabanın…

Petrol-İş temsilcisi kendi sendikalarının bu konuda duyarlı olduğunu, TİS’lere özel maddeler koydurduğunu söyledi. Petrol-İş’in gerek ücret eşitsizliği gerekse kadın işçilere dönük özelleşmiş mobbing konusunda pratikte ne kadar yol aldığı konusunda net bilgim yok. Buna rağmen sınıfın genel haline baktığımda bu sorunun birkaç düzenleme ya da TİS’e konulmuş bazı maddelerden ibaret olmayacak kadar derin ve kapsamlı bir sorun olduğunu ve sürekliliği bulunan özel bir faaliyetin konusu olması gerektiğini söylemeden geçemeyeceğim.

O açıdan da sendikacının “biz zaten yapıyoruz” anlamına gelen savunmacı bir tutum içine girmesini en azından anlaşılmaz bulduğumu belirtmeliyim.

Dolayısıyla feminist kadınları, onların feminizmi de karikatürize ederek, belli davranış kalıplarına sıkıştırmış olmalarını ve bu davranışlarıyla oluşturdukları en hafif ifadeyle çiğ görüntüyü ne kadar eleştiriyorsam; Petrol-İş yöneticisinin bu uç yaklaşımlar karşısında sorunu önemsizleştirmese de sanki büyük adımlar atılmış/atmışlar gibi bir profil çizmeye çalışmasının da bir o kadar eleştiriyi hak ettiğini belirtmek isterim.

Sonuç olarak, Flormar direnişçilerinin dünkü toplantısında, sınıf bilincinin ‘kadın’ ekseninden nasıl yanlış ele alınabileceğinin iki farklı örneğiyle yüzleşmekten kaçamadık.

Sınıf birliğinin üstünden atlayan ‘kadıncı’ bir tarafla, sınıf içerisinde kadınlar için katmerlenen sorunların özgünlüğünün üzerinde yeterince durmayan bir taraf vardı.

Ne var ki, bu tarafların karşılıklı kılıç çektiği ortamı hazırlayanlar da yine feminist kadınlardı.

Erkek işçilerin salona girmekten çekinmeleri, içerideki üç beş erkek işçinin de köşelere çekilmeleri, coşkuyla çekilen halaylara tek bir erkek işçinin dahi girmemesi bunu apaçık ortaya koyuyor.

İşin güzel yanı, sendika yahut feminist kadınlar her ne kadar “bu işlere daha aşina” olsalar da taraf olmayan ve sınıf bilinciyle kadın haklarını doğru yerden yorumlayanın işçiler olması. Erkek ve kadın işçiler ücret eşitsizliğinin de, kadına özel uygulanan mobbingin de farkında ve karşısındalar; ancak direniş alanında ve sendikal mücadelede yan yana, sırt sırtalar.

Flormar direnişi; direngenlik, coşku ve birliktelik duygusunun yanı sıra bu yönden de sınıfa örnek olabilecek bir işçi profiline sahip.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar