Gelmekte olan savaş

Gelmekte olan savaş

Daha mücadele başlamadan çoktan mağlup olmuş, defalarca gülünç duruma düşmüş sosyal demokratlar vardı bir de…

En yüksek Alman mahkemesi tarafından tanık olarak ifade vermek üzere çağrılan Hitler, bir gün tamamen kanuni olarak iktidara geleceğini ve işte o zaman kellelerin alınacağını mahkeme salonunda haykırıyordu ve hiçbir şey olmuyordu. Ak saçlı mahkeme başkanının aklına tanığı salondan attırmak gelmiyordu. Devlet başkanlığı seçiminde Hindenburg’la yarışan Hitler bu mücadelenin kendisi için her halükarda kazanılmış olduğunu söylüyordu. Çünkü rakibi 85 kendisi 43 yaşındaydı; bekleyebilirdi. Yine hiçbir şey olmadı. Bir sonraki toplantıda aynı şeyleri bir kere daha söylediğinde izleyiciler sanki gıdıklanmış gibi güldüler. Altı SA mensubu, “aykırı düşünen” birine, bir gece yatağında saldırıp kelimenin tam anlamıyla öldürene kadar tekmeledikleri için ölüme mahkum edildi. Hitler, bunlara tasvip ve takdirlerini ifade eden bir telgraf yolladı. Yine hiçbir şey olmadı. Hayır, bu defa bir şey oldu. Altı katil affedildi.

Bu karşılıklı tırmanmayı gözlemlemek tuhaf bir duyguydu: Küçük, nahoş, nefret havarisini adım adım bir iblis haline getiren fütursuz küstahlık, onu dizginlemesi gerekenlerin aymazlıkları ve onun söylediklerinin veya yaptıklarının ne anlama geldiğini hep geç kalarak -yani ancak daha azgın bir ifade veya daha canavarca bir cürümle bahis konusu olayı gölgede bıraktığında- kavrayabilmeleri ve tabii iğrençliğin büyüsüne ve kötülüğün sarhoşluğuna giderek daha fazla teslim olan izleyicilerinin hipnozu.

Daha mücadele başlamadan çoktan mağlup olmuş, defalarca gülünç duruma düşmüş sosyal demokratlar vardı bir de ve nihayet dogmalarına bir tarikatın müritleri gibi katı bir inançla sarılmayı karakter özelliği haline getirmiş ve yenilgiyi adeta alamet-i farika edinmiş komünistler (Tuhaftır, ne yaparlarsa yapsınlar sonunda yenilenler ve kaçarken vurulanlar hep komünistler oluyordu. Bu sanki tabiat kanunu gibiydi).

Bugün gelmekte olan savaş ne ise, o dönemde de Hitler’in iktidarı ele geçirmesi ve Nazilerin o zamandan öngördükleri “Uzun Bıçakların Gecesi” aynı şeydi. Detaylar bile benzerlikler gösteriyordu: Korkulan hadiselerin yavaş yavaş yaklaşması, direnmesi beklenen güçlerin dağınıklığı ve -düşmanın günbegün çiğneyip üzerinde tepindiği- oyunun kurallarına umarsızca sadık kalınması, tek taraflı sürdürülen savaş, “huzur ve düzen” ile “iç savaş” arasında gidip gelen bir durum. (Barikatlar kurulmamış ama her gün anlamsız ve çocukça kavgalar ve silahlı çatışmalar, “parti binalarını” saldırılar yaşanıyor ve birkaç kişi ölüyor.) “Yatıştırma politikası” kavram olarak o gün de mevcuttu. Güçlü gruplar Hitler’e “sorumluluk” yükleyerek onu “zararsız hale getirmek” taraftarıydı.

[Bir Alman’ın Hikayesi, Sebastian Haffner]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar