Gezi Davası’nın ilk duruşması bugün başladı

Gezi Davası’nın ilk duruşması bugün başladı

6 yıl sonra akıllara zarar bir iddianameyle açılan Gezi Davası’nın ilk duruşması bugün görüldü, duruşmaya yarın devam edilecek

Gezi Direnişi’ni (Mayıs-Haziran İsyanı) birkaç kişinin (İddianameye göre ikisi tutuklu 16 kişi!) komplosu ve darbe girişimi olarak tanılayarak haklarında “müebbet hapis cezası” isteyen akıllara zarar davanın ilk duruşması bugün Silivri Cezaevi’nde başladı. Bugünkü duruşmada aylardır tutuklu bulunan Osman Kavala, diğer tutuklu “sanık” Yiğit Aksakoğlu, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay savunmalarını yaptı. Duruşmaya yarın devam edilecek.

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun tutuklu yargılandığı 16 sanıklı davanın ilk duruşmasına 600 gündür tutuklu olan Osman Kavala, diğer tutuklu isim Yiğit Aksakoğlu ile tutuksuz sanıklar Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, İnanç Ekmekçi, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi katıldı.  Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu salona girdiklerinde izleyici sıralarındakiler ayağa kalkarak alkışladı.

Diğer sanıklar Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Memet Ali Alabora, Gökçe Yılmaz Handan, Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu hakkında yakalama kararı bulunuyor.

Jandarma duruşma salona yalnızca beş uluslararası 20 de ulusal basın kuruluşu muhabirinin alınacağını belirtti. Bunun mahkeme kararı olduğunu ifade etti.

Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu, HDP milletvekilleri Filiz Kerestecioğlu, Ahmet Şık, Garo Paylon, Meral Beştaş da duruşma salonunda bulunanlar arasında. Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla duruşmaya çok sayıda kurum ve kişi katılarak, izledi.

GeziyiSavunuyoruz sosyal medya hesabından yapılan bilgilendirmelere göre duruşma Osman Kavala’nın avukatı İlkan Koyuncu söz alması ile başladı. Koyuncu “CMK değişti. İddianamedeki suçlamalara ilişkin eylemlere dair deliller eklenir maddesi eklendi. Bizim de talebimiz doğru Mart’a kadar soruşturma gizli olduğundan dosyayı inceleyemedik. Dosyaya erişince tapelerle hakimlik kararının olmadığını gördük” dedi.

Kavala: İddialar haysiyet kırıcı

Bugün ilk kez hakim karşısına çıkan Kavala birçok konuya dikkat çektiği savunmasında şu çarpıcı ifadeleri kullandı:

20 aydır tutuklu bulunmama sebep olan fantastik bir kurgudur. Gezi olaylarının organizatörü olduğum söylenmiştir. Hakkımdaki iddialar haysiyet kırıcıdır. Hayatımın hiçbir safhasında demokratik seçimler dışında hükümet değişimine yakın durmadım. Ergenekon ve Balyoz davalarında hukuksuzluğu eleştirdim. Toplumsal barışa ve uzlaşmaya hizmet etmeye çalıştım. Hiçbir zaman gizli bir örgütle ve cemaat yapısıyla ilişkim olmadı. Davranışlarım, gizli bir faaliyet yürüten birinin davranışları değildir. Gezi olaylarıyla ilgim gezi olaylarından 3 ay sonra açılan sergi olmuştur. Gözaltına alınmadan önce suçlu olduğumun kabul edildiğine inanıyorum. İddianamede gizli bir örgüt üyesi olduğuma ilişkin delil mevcut değildir. Mehmet Ali Alabora’yla ilişkim Gezi olaylarından sonraki iki telefon konuşmasıdır. Yaptığım konuşmaların hiçbirinde eylem talimatı olarak algılanacak bir şey yoktur. Otpor veya Canvas’tan kimse ile bir tanışıklığım veya bağlantım yoktur. Birkaç kişiden oluşan bir örgütün 80 ilde eylem yapmış olduğu iddiası oldukça fantastiktir. Gezi iddianamesi, Ergenekon davalarını hatırlatıyor. Gezi iddianamesi, FETÖ savcıları tarafından hazırlanmış, daha sonra onların görevden alınmalarının ardından yeniden kıymetlendirilmiştir. Somut delillere gerek duymadan iddianame hazırlanması FETÖ döneminde emniyette ve yargıda sık uygulanan bir durumdu. Şimdi de aynı uygulamanın geçerli olduğu görülüyor. Bu iddianamenin ciddiye alınabilmesi için maddi kanıtlar olması gerekiyor. Finansmanını sağladığım iddia ediliyor ancak bunu kanıtlayacak bir delil yok. Böyle bir finansmanın iz bırakmadan yapılması mümkün değildir. 2013’te Açık Toplum ve Anadolu Kültür’ün harcamalarına bakıldığında olağanüstü bir para akışı söz konusu değildir. Ne Açık Toplum’da ne de Anadolu Kültür’de hiçbir zaman fon yönetecek yetkim olmadı. Benim üzerimden Gezi olaylarına finansman aktarıldığına dair hiçbir kanıt mevcut değildir.

Mahkeme başkanı “Eylemler sıralanmış, 2011’de Gezi parkında yapılan birtakım toplantılardan bahsedilmiş, Otbor hareketinden bahsedilmiş ve bu kişilerin yurtdışına gidilmesinden bahsedilmiş, MiMinor oyunun sergilenmesinden bahsedilmiş. Sanıkların özetle TC hükümetini devirmeye teşebbüs ettikleri iddia ediliyor. Çok kabaca ve basitçe özü bu. İddianame Şubat’ta çıktı herkes en ince satırına kadar okudu. İddianamenin burada anlatılması amaca hizmet etmez. Sanıklara haklarını hatırlatmak istiyorum. Susma hakkınız var, delil toplanmasını isteyebilirsiniz, avukatlarınızdan her tür yardımı talep edebilir, mahkemeden her tür talepte bulunabilirsiniz, bu konuda sınırlama söz konusu değil” dedi.

“7 aydır 10 metrekarelik bir hücredeyim”

Tutuklu Yiğit Aksakoğlu savunmasına başladı. Aksakoğlu şunları söyledi:

Tutuklu olarak bu anı 7 aydır bekliyorum. Ben sivil toplum ve sosyal politikalar alanında çalışma yapan yayınlar hazırlayan bir sivil toplumcuyum. İddianamede tarafıma yönlendirilen suçlamalar temelden yoksun ve faaliyetlerime ters düşecek nitelikteyim. 1976’da Aydın’da doğdum. 2000’de YTÜ İnşaat Mühendisi’nden mezun oldum. Londra Ekonomi Üniversitesi’nin sivil toplum kuruluşları yönetimi yüksek lisans programından mezun oldum. Avrupa Gençlik Forumu’nda yer aldım 1999’da TESEV’de çalışmaya, 2001’de Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Merkezi’nde çalıştım. Bilgi Üniversitesi ve başka yerlerden çıkan politika yayınları etkilemeye yönelik yayınlarım var. Savunuculukla ilgili bir kitap Bilgi Üniversitesi tarafından basıldı. 2011’de yarı zamanlı olarak aile içinde çocuğa yönelik azaltılması için çalışmada yer aldım. Marc Mataheru’yu o zamandan tanıyorum. Bunu nasıl suç unsuru olarak gösterdiler anlamıyorum. Bu çalışmalarıma ilişkin konuşmalar Gezi olaylarıyla ilgiliymiş gibi gösteriliyor. Kasım 2018’de Bernard van Leer Vakfı TR temsilcisi olarak Antep Büyükşehir Belediyesi’yle çocuklara yönelik projeler için Fatma Şahin ile bizzat görüştüm. Şahin bu davada 7 numaralı mağdurdur. Uzmanlığım kapsamında çok çeşitli çalışmalara katkı sundum. Asker Hakları Platformu’na gönüllü destek verdim. Ayfan Sefiroğlu, İsmet Yılmaz ile defalarca görüştük. İsmet Yılmaz bu davada 22 nolu mağdurdur. Hak ihlalleri için çözümler ürettik. DİSKO uygulamasına dikkat çekip kaldırılmasına katkıda bulunduk. Barış sürecine katkı sunmak için dernek kurduk. Çözüm sürecine silahların susması ve ateşkesin sağlanmasının ötesinde toplumsal barışın sağlanması için ülkenin en batısında doğmuş biri olarak destek sunmaya görev bildim. Bunu gezi olaylarıyla ilgili değerlendirilmesini anlayamıyorum. Kaldı ki bu iddiaları yöneltenlerin bir kısmı firari bir kısmı benimle aynı cezaevinde. Kitap basımı için 25 bin dolarlık bir fon aramamızı bazı sözde gazeteler yazdı. Oysa bu para hiç alınmadı. Ama bunu gazeteciler biraz araştırsalardı, bunun 10 katını AKP’li belediyelere verdiğimizi görebilirdi. Çalışmalarımda AKP’li belediyelerle çalışılması gerektiğini ben önerdim, askerler konusunda Savunma Bakanı ile çalıştım. Buna rağmen hükümete diz çöktürmek gibi bir suçlamayla ağırlaştırılmış müebbet isteniyor. 7 aydır 10 metrekarelik bir hücredeyim. Hiçbir zaman şiddetle gelen ani değişimden yana olmadım. Ama değişimden yana oldum. Bir ülkede hakkınız yok sorumluluğunuz varsa kölesiniz, sorumluluğunuz yok hakkınız varsa kralsınızdır. Haklar ve sorumluluklar dengesi için çalıştım. Sivil toplumcular iktidara talip olmaz, talip olan siyasi partilerdir. Sivil toplumun talepleri daha mütavazıdır. Bebek ölümlerinin azalması gibi kendi gerekliliğini ortadan kaldırmaya yönelik talepleri vardır. Sivil toplum şiddeti taşır. Yoksa zaten sivil olamaz. Bu nedenle sivil toplum ve sosyal kalkınma uzmanı olarak şiddeti hiç savunmadım, şiddetle hükümeti devirmek ne eğitimini aldığım ne de savunduğum bir şeydir. Şiddeti teşvik eden, hükümeti devirmeye yönelik hiçbir konuşmam yoktur.

“Şiddetsiz eylemle ilgili yayın hazırlama girişimi nasıl suç oluyor anlamıyorum”

Suç yok, suçlu yok ama pervasızca ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi var” diyerek savunmasına devam eden Aksakoğlu, iddianamede yer alan suçlamalar ile ilgili şunları söyledi:

Gözaltına alındığım günden beri tek bir hücrede tutulmamın dahi gerekçesi yok. İddianame suç işleme algısı yaratmaya kalkışmış. Bu algıyı yaratmak için 5-10 sayfada bir aynı iddiaları tekrarlıyor. Kıymetlendirildiği söylenen deliller ancak geçen hafta dosyaya girdi, ses kayıtları dahi yok. Dinlemeleri kim yaptırmış? Kimler kıymetlendirmiş? Bunları avukatlarıma bırakıyorum. Devamla iddianamede benimle ilgili dinlemeler park boşaltıldıktan 10 gün sonra başlıyor. Hakkımda başka delil yok. İddianamede üyelik suçlaması yöneltilmiyor ama örgüt, talimat gibi ifadeler geçiyor. Örgüt yok ama örgüt üyesi var. Olmayan örgüte olmayan üyeliğimde 2011’den beri gezi olaylarını planladığımızın somut delil yok, sonuç ilişkisi yok. Ama bu iddianamede delilsizlik bizim için sürpriz değil. Kavala ile yaptığım 35 saniyeli telefon görüşmesinde talimat aldığım iddia ediliyor. Osman beyi tanımak suç değil tabi ama tanımıyorum da. Benimle ilgili tüm dinlemelerde değil. Şiddet, hakaret bile yok ama http://www.siddetsizeylem.com  alan adını satın almam suç olarak sayılmış. Bu ülkede her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. Bu ülkede kadınları öldürenleri bir siyasi parti başkanını yumruklayan adamın adı gazetelerde inisiyallerle verilirken benim alan adı almam suç olarak gösteriliyor. Bu insanlar nezarethanede 1 gün bile geçirmediler bense 7 aydır tutukluyum. 1 Eylül’deki görüşmemde “havai fişek attı aptallar” diyerek şiddeti eleştiriyorum. Hem şiddetsiz eylem hem sivil itaatsizlik üzerine gezi olayları öncesinde ve sonrasında basılmış onlarca yayın var. Şiddetsiz eylemle ilgili yayın hazırlama girişimi nasıl suç oluyor anlamıyorum. Girişim olduğuna da dikkatinizi çekerim. İddianamede sık sık yer verilen konuşmamdaysa piyano çalan adam, duran adama ve yeryüzü iftarına atıfta bulunuyorum. Konuşmalarsa park boşaltıldıktan sonra yapılmış. Ben duran adam değilim, piyano çalamıyorum. Ama durmak da, piyano çalmak da iftar yapmak da suç değil. Çözüm süreçlerine toplumsal katkının tartışılmasına yönelik bir proje için sivil düşünden bir destek fonu aldık. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nde toplantı yaptık. Bunun Gezi ile alakası yoktu. İddianamede İvan Maroviç’i TR’ye getirme düşüncem suçlama olarak yer alıyor. Dikkatinizi çekerim düşünmem Maroviç’in ismini çalışmalarından biliyorum ve ondan önerdim ama bu sadece bir fikirdi. Ne kolaylaştırıcılık bir suç ne de toplantı düzenlemek. Tutuklanma gerekçesinin kendisi toplantıların içeriklerinin bilinmediğini itiraf ediyor. Kaldı ki biz aylardır bu “karanlıkta kalan” kısımları açıkladık. Ama şüpheden yararlandırılmadım. Ne Taksim Dayanışması ile ne de üyeleriyle ne Anadolu Kültür ile ilişkim yok. İlişkimin olması suç değil ama yok. Otpor ve Canvas ile ilgili ilişkime dair delil yok. Gezi’de bulunduğuma dair bile bir delil yok. Gezi’ye gittim geldim ama 1 gece bile Gezi’de yatmadım. 220 gün cezaevinde kalacağımı bilseydim bir gün olsun Gezi’de kalırdım. Cezaevinde gardiyanlardan biri suçumu sorduğunda, Gezi dedim. “Biz de gittik bir hafta kaldık” dedi. Sonra da aramamı yapıp üstüme kapıyı kilitledi. Gezi ile ilgili 1 tek tweet’im yok. Geziyi organize etmişiz ama tek bir whatsaap grubu yok. Planladığım, gerçekleştirdiğim, yaygınlaştırıp derinleştirdiğim bir olayla ilgili tek bir fotoğraf bile yok. O zaman insan soruyor, neden buradayım, neden tutuklandım, neden şüpheden yararlandırılmadım, neden ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyorum? Eğer tüm iddianameler böyleyse yazık bizim hukuk sistemimize, eğer bu iddianame böyleyse yazık bize. İddianamede geziye “sui generis” demiş yani “kendine has.”Asıl bu iddianame “sui generis”. Bu iddianame bin sayfalık bir dosyayı kıymetlendirerek ağırlaştırılmış müebbetimizi istiyor. Neyse ki idamı kıymetlendirerek idamımızı istemedi. Bu iddianamedeki herkes, hatta dünyadaki birçok insan bu iddianameden suç çıkmayacağını biliyor. Odadaki fil, bu iddianamenin uzun tutukluluğu meşrulaştırmak için oluşturulduğu ve bunun için 16 kişinin eklendiği torba bir iddianame olduğudur.

“Bu dava hukukla ve yurttaş arasındaki yükselen duvarla ilgili”

Aksakoğlu savunmasının sonunda beraatını şu ifadelerle talep etti:

Eğer çağrılsaydım ifade verirdim, 220 gün hapiste olmasaydım da burada olurdum, 6 yıl sonra kıymetlendirilmiş delilleri karartmam mümkün değil. “Pişman mısınız” diye sormanızdan korkuyorum çünkü neden pişman olmam gerektiğini, ne de suçumun ne olduğunu bilmiyorum. Bu sivil toplumun ve sivil toplum çalışmalarının kriminalize edilmesi olayıdır. Ben çalışmalarımda sivil toplumun dışına hiç çıkmadım, şiddeti hiçbir zaman savunmadım. Bu dava sadece benimle ya da geziyle ilgili değildir. Bu dava hukukla ve yurttaş arasındaki yükselen duvarla ilgilidir. Vereceğiniz karar bu duvara ya tuğla koyacak, ya da bir tuğla azaltacak. Bu tutuklama sadece benim değil birçok kişi için uzun dönemli mağduriyet yarattı. Bundan birinin sorumluluk almasını isterdim. Eğer burası haklar ve sorumluluklar temelinde bir ülkeyse en temel hakkımı özgürlüğümü istiyorum. Çocuklarımı okullarına bırakabilmek için tahliyemi ve beraatimi istiyorum.

“Gezi olayları sırasında yaşamını yitirenler, algıyla mı hayatını kaybetti?”

Duruşma kısa bir aranın ardından devam etti. Taksim Dayanışması’ndan Mücella Yapıcı savunmasına başladı. Yapıcı “Benim buraya bu konuda aynı suçtan ikinci gelişim. Geçen iddianameden ve onun dayalı olduğu fezlekeden bahsedeceğim. FETÖ savcılarının hazırladığı iddianamenin yeni versiyonu olan son iddianameye göre bendeniz için darbeye teşebbüs ve daha birçok suçlama var. Bunların en komiği Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet ettiğim iddiası; 40 yıllık meslek hayatımda bu gülünç bir suç, gülünç bir iddia. Telefon görüşmelerinin suçlama konusu edilmesiyle ilgili “78 kuşağını sonundan yakalayan biri olarak ‘devrim’ bizim sık kullandığımız bir kelimedir” dedi.

Yapıcı konuşmasının devamında şunları söyledi:

Biz öyle bir iş yapmışız ki sanki Gezi’de şiddet varmış algısı oluşturmuşuz. Gezi olayları sırasında yaşamını yitirenler, gözlerini yitirenler algıyla mı hayatını kaybetti? Ben işimi yapmaya çalışırken anayasal hak olarak hukuksuzsunuz derken 50 cm mesafeden gaz yemem algı yüzünden miydi? Benim yargılanmam İstanbul seçimlerine benzedi. Olmadı, bir daha! Suçlamalar hiçbir delile dayandırılmıyor. Ama yine de ben suçlamalara yanıt vereceğim. Ben bu iddianamenin ileri sürdüğü tüm suçlamaları külliyen reddediyorum. Sadece ret değil, hem yanıtlamak istiyorum hem de herkesin bir kez daha şu ülkenin geleceği için tekrar düşünmesini istiyorum. Cezalandırılmam için hazırlanan bu iddianame yeni değildir. Benim yargılanmam da yeni değildir. Tam beş yıl önceydi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı o dönemlerde 26 kişi hakkında iddianame düzenlemişti. Ben ve dört arkadaşım için örgüt kurma ve toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu’na muhalefet etmek gibi suçlarla yargılanıyordu.

“Şu anda Beyoğlu planlarında afet anında helikopter inecek yer yok”

Şu anda Beyoğlu planlarında afet anında helikopter inecek yer yok” diyen Yapıcı, sözlerine şöyle devam etti:

Sahra hastanesi kuracak yer de yok. Biz de bu yüzden Topçu Kışlası’nı yapmayın dedik. Ama dönemin Başbakanı Erdoğan kışlayı yapmaya kararlı olduğunu söyledi. Yok edilme sürecine girilince Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi olarak planlara itiraz edelim dedik. Kadir Topbaş da dahil olmak üzere pek çok kişiye çağrı yaptık. Buraları korumak yalnızca devletin, belediyenin görevi değildir. Meslek odalarının, bizlerin varoluş sebebidir, ödevidir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar