Gülmek iyileştirir…

Gülmek iyileştirir…

Öykü Arin her ne kadar koronadan çok farklı bir sağlık sorunu yaşamış olsa da, tedavi sürecinde çok katı bir tecrit yaşadı. Bu tecrit deneyimini korona günlerinde başta kronik hastalığı olan ve sokağa zorunlu olarak çıkamayan kişiler, aileleri ve çevreleri ekseninde ele almaya çalıştık

2019’da “Öykü Arin’e Umut Ol” kök hücre bağışı kampanyası ile tanınan Öykü Arin’in annesi Eylem Şen ile aşağıda okuyacağınız röportajı gerçekleştirdik.

Öykü Arin her ne kadar koronadan çok farklı bir sağlık sorunu yaşamış olsa da, tedavi sürecinde çok katı bir tecrit yaşadı. Bu tecrit deneyimini korona günlerinde başta kronik hastalığı olan ve sokağa zorunlu olarak çıkamayan kişiler, aileleri ve çevreleri ekseninde ele almaya çalıştık.

Alınteri olarak Eylem Şen’e katkılarından dolayı çok teşekkür ediyor ve Öykü Arin’in en kısa sürede eski sağlına kavuşmasını diliyoruz.

Alınteri: Sizi ve ailenizi, yakalandığı hastalık sonrası Öykü Arin için başlattığınız kök hücre bağısı kampanyası ile tanıdık. Öncelikle Öykü Arin’in sağlık durumunu sorarak başlayalım.

Eylem Şen: Öykü Arin’e 2018 Kasım’ında JMML tanısı konulmuştu. Mutasyonu PPTN11 idi. 11 nisan 2019’da ilik nakli için hastaneye yattık. Tam uyumlu donör bulamadık ve agresif bir mutasyon olduğu için hızla nakil olması gerekiyordu. O yüzden tam uyumlu nakil yapmak için kampanya yapacak çok az zaman vardı, birkaç ay sonra, tanıdan çok kısa bir süre sonra, nakil olması gerekiyordu. Çünkü bütün vücudunu sarabilirdi. O zamanda geri dönüşsüz, tedavisi olmayan bir noktaya gelebilirdi.

İlk önce benden yarı uyumlu nakil denendi, tutmadı. Sonra 1 Haziran 2019’da babasından (Çağdaş Yazıcı’dan) yarı uyumlu nakil denedi ve bu nakil tuttu. Ağustos ayının ikinci haftası sonra hastaneden çıktık.

1 Haziran 2019’un üzerinden 1 yıl geçmiş olacak yakın bir zamanda. Tedavi süreci devam ediyor. Doktorlar Öykü Arin’in durumu için tam olarak şunu söylüyorlar: Öykü Arin nakilden 5 yıl sonra iyileşmiş olacak. Yani 1 Haziran 2024’te tamamen iyileşmiş olacak. Bu zaman dilimi boyunca da tedavisi sürüyor ve hastalığın geri gelme riskleri de sürüyor olacak.

Şu an hâlâ Antalya’da, hastaneye yakın bir evde kalıyoruz. Burada tedavisi devam ediyor. Kullandığı ilaçlar nedeniyle ve nakilden sonraki 6. ayda ilik savaşı oldu. Kronik ilik savaşı tanısı koydular, bu nedenle henüz hastane yakınlarından uzaklaşamadık. Umudumuz bir süre sonra İzmir’e, evimize dönmek ve kontrolleri oradan devam etmek ve belki 1. yılı doldurduktan sonra Temmuz-Ağustos gibi İzmir’e dönebileceğiz. Döndükten sonra ayda 1 kez sadece kontrolleri için Antalya’ya gidip gelmemiz yeterli olacak. Şu an hâlâ tedavi devam ediyor.

Alınteri: Öykü Arin nadir gözüken bir kansere yakalandı. Tedavisi de devam ediyor. Tedavinin başlangıç döneminde hastanede hem Öykü Arin hem de anne-babası olarak sizler zorunlu bir izolasyon süreci yaşadınız. Bu dönem içinde sizlerin yaşadığı en büyük zorluk nelerdi ve nasıl aştınız?

Eylem Şen: Biz, Öykü Arin, Çağdaş ve ben hastanede 3,5 ay kaldık. Tek bir odada. Bu süreçte en zor olan Öykü Arin’e yapılan yarı uyumlu iliğin tutması meselesiydi. Aslında biz herkes gibi bir tecrit yaşamadık. O yüzden bu soruyu soranlara hep aynı şeyi söylüyorum: Şu an dünyanın büyük çoğunluğunun ve yaşadığımız ülkedeki insanların yaşadığı tecritle, ilik nakli olan ya da böyle ağır bir tedavi ile karşı karşıya kaldığı için tecrit olmak zorunda kalanların arasında dağlar kadar fark var.

Öykü Arin 2 kez çok ağır kemoterapi aldı. Çok ağır ilaçlar kullandı. Artık adım atamayacak kadar gücünü takatini kaybetti. Çok ağır ağrılarının olduğu, ciddi solunum sorunlarını yaşadığı ve çok yüksek hayati riskleri olan bir süreç yaşadı. Dolasıyla bizim açımızdan en büyük sıkıntı, zorluk, Öykü Arin’in o süreçte yapılan yarı uyumlu naklin tutması meselesiydi. Bizim için en kritik şey oydu.

‘Kan değerleri yükseldi mi, ilik tutu mu’ korkuyla geçirdiğimiz zamanlardı. Dolasıyla o hiçbir tecritle kıyaslanamaz. Açıkçası bize bütün dünyaları verseniz, orada tek bir odada kalmak arasında hiçbir fark yoktu. Çünkü hayatta her şeyden çok, canımızdan çok sevdiğimiz bir varlığın hayatta kalma mücadelesine, an be an gözümüzün önünde erimesine tanık olduk. Dolayısıyla bizim için zor kısmı buydu.

Tabii ki Öykü Arin’in kendisi için tüm bu zorluklar katlanarak yaşandı. Bütün bu sürecin ağırlığı, sağlık sorunları, ağrılar, can sıkıcı ilaçlar, bütün gün kesintisiz 24 saat serumlara ve ilaçlara bağlı yaşamak, güçten düşmesi vs. üstüne bir de tek bir odada bütün bu zamanı geçirmek… bir çocuk için hiç kolay değil. Bunu aşmak için de biz elimizden geleni yaptık. Öykü Arin belki tek bir odadaydı ama biz oynadığımız oyunlarla, filmlerle, kitaplarla, şarkılarla arkadaşlarımızın dostlarımızın, ailemizin gönderdiği oyuncaklarla ona bütün dünyayı taşımaya, onu seven herkesin sevgisini ona ulaştırmaya çalıştık. Onu korumak ve ona güç vermek için bizimle dayanışma içinde olan herkesle birlikte soluk soluğa bir mücadele yürüttük.

Alınteri: Hastaneden çıktıktan sonra da izolasyon devam etti. Öykü Arin’in yetişkin değil de çocuk olmasından kaynaklı olarak bu izolasyon sürecini nasıl geçiyorsunuz?

Eylem Şen: Hastaneden çıktıktan sonra çok uzun bir süre yasaklar çok daha fazlaydı, halen devam ediyor. Uzun bir süre de devam edecek. Sonuçta doktorlarının söylediği şu: Öykü Arin nakilden 5 yıl sonra, hastalık nüksetmediği takdirde iyileşti diyebileceğiz. İlk 3 yıl çok kritik. 2 yıl ise bağışıklık açısından ciddi riskler taşıyor. 2 ağır kemoterapi ile bağışıklığı 2 kez sıfırlandı. Öykü Arin’in bebeklik aşıları bile nakilden 2 yıl sonra tamamlanmış olacak. Yani kızamık aşısını ancak 1 Haziran 2021’den sonra yapılacak. Dolasıyla o zaman kadar bağışıklığı hâlâ ciddi sıkıntılı olmuş olacak. Dolayısıla covid salgını bizim için büyük bir risk oluşturuyor.

Özellikle ilk zamanlar hastaneden eve geçip evden tedaviye devam edildiği süreçte evden çıkması ilk zamanlar yine yasaktı. Evden sadece 1 kişi alışverişe gidebiliyordu. Şu an korona virüsü nedeniyle insanların evlerde uyguladığı hijyen tedbirlerinin birkaç katını biz o zamandan beri uyguluyoruz. Eve gelen her şeyi dezenfekte etmek, eve kimseyi almamak. Eve çok az insan gelip gidebiliyordu. Onların da eve gelişi bir sürü koşula bağlandı vs.

Çocuk için tecrit hem zor hem kolay. Kolay tarafı bir çocuğa etrafında onu çok seven annesiyle babasıyla birlikte olmak onun için çok kıymetli bir şey. Bizim için de öyle. Çok zorluklar yaşadık ama birlikte çok güzel zamanlarımız da oldu. Çok eğlendik, birlikte çok güldük, çok oyun oynadık, çok kitap okuduk, çok şarkı söyledik, bir sürü yaratıcı şey yaptık, birlikte çok hayal kurduk. Sonuçta bir çocuk diğer çocuklarla oynamak, koşturmak istiyor. Öykü Arin için en büyük eksiklik başka çocuklarla sosyalleşememe meselesi oldu bu süreçte. Ama onun dışında biz hem gelişimi hem de eğlenceli zaman geçirmesi için, bütün dostlarımızın, akrabalarımızın, sevdiklerimizin, Öykü Arin’i sevenlerin desteğiyle elimizden geleni yaptık, diye düşünüyorum.

Eve, içine zıplayabileceği bir trambolin aldık. Zaman zaman orada zıplıyor. Bir kaydırak var, orada kayıyor. Evin içinde hareket etme potansiyelini arttıracak bir takım duyu oyuncakları aldık. Bowlingten tutun da, evin içinde oynayabileceği özellikle bedensel olarak, fiziksel olarak güçlendirecek oyuncaklar alarak yeni şeyler keşfetmesini de sağladık. Çocuklar çabuk sıkılabiliyor. Hayal kurmak, birlikte oyun oynamak, yeni şeyler keşfetmek bazen zor olabiliyor tabii. Bir süre sonra elindeki şeylerden sıkılmış oluyor yeni bir şey bulmak, yeni bir şey geliştirmek, yeni bir oyun gibi şeyler de gerekebiliyor. Özellikle ilk nakil tutmadığı süreç, bizim yaşadığımız en zor zamanlardı. Birinci nakil tutmadı. Birinci ve ikinci nakil arası Öykü Arin’in sağlık durumu ve riskleri ve yaşadığımız endişe ile hiçbir zorluk kıyaslanamaz.

Şimdi herkes bu tecrit meselesinde, kiminle konuşsam ağır depresyonda, konuşmak istemiyor, hiçbir şey yapmak istemiyor. Bunu anlayabiliyorum aslında bir taraftan. Ama diğer taraftan da şöyle bir şey var. Böyle zamanlarda, yani tecritte kalınan koşullarda kendi içine kapanmak aslında çok iyi bir şey değil. Biz bu kadar zor koşullardayken bile hem kendi kızımız hem de bütün “Öyküler” için “Öykü Arin’e Umut Ol!” kampanyası yürüttük. Bu kampanyayı üyesi olduğumuz sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve bizimle dayanışma içinde olan bütün kurumlarla birlikte yürüttük. Toplumun bir çok kesimi, neredeyse her siyasi çevreden çok sayıda kamusal kurum, sivil toplum örgütleri dahil oldu. Ve Türkiye’de her şehirde en az 1 kere kampanya yapıldı.

Bu kadar güçlü bir kampanyayı örgütleyebilmek için hep birlikte ciddi bir güç ürettik ve kampanyayı yürütürken de onun yarattığı enerjiden güç aldık. Tek başımıza yapmadık tabii. Videolarda konuşan, gazetelerde gözüken anne olmamdan kaynaklı olarak ben ön plana çıktım ama gerçekten emek sarf eden çok fazla arkadaşımız, dostumuz vardı. Bunların bir kısmı yakın arkadaşlarımız, akrabalarımız, sendikalardan dostlarımız ve hatta tanımadığımız çok sayıda insan… Çok sayıda insan koşturdu. 100’ün üzerinde insanın kök hücre bağışı ile çocuklarla eşleşmesi sağlandı bu kampanya sayesinde. Çok sayıda insanın hayatını kurtaracak çalışma yapılmış oldu. Öykü Arin’e uygun tam uyumlu donör bulunamadı henüz. Ama yine de yüzlerce insana can olan bu kampanya bize umut ve güç verdi.

Biz bu süreçte bu kadar şeyle uğraşırken bu sadece bizim meselemiz diye bakmadık. Eğer öyle baksaydık, başka birinin derdine derman olma meselesini dert etmeseydik, kendi kendimize daha ağır bir tecrit yaratmış olurduk. Kendi kaderine gömülen bir şey olmuş olurdu.

Hâlâ şimdi Öykü Arin’e Umut Ol! grubundan arkadaşlarımızla korona sürecinde dayanışma ihtiyacı olan, kan arayan, trombosit ihtiyacı olan insanlara nasıl yardımcı olabiliriz diye düşünüyor ve bu tür işler de yapmaya devam ediyoruz.

Özetle şunu söylemeye çalışıyorum. Bize güç veren en önemli şeylerden ilki Öykü Arin’in neşesi, iradesi, onun mücadelesiydi. Hep çok neşeli ve güçlüydü. Çok zor günlerde bile gülümsemek, oyun oynamak için çaba gösterdi. İlk nakil tutmamıştı ve çok halsizdi artık üç adım dahi atamıyordu yardım almadan. Elinden tutarak üçüncü adım atabiliyordu. O kadar güçten düştüğü günlerde bile, bizim hatırımız için o üçüncü adımı atmayı denedi. Hep gülümseyerek yüzünü bize döndü. Ona çok güvendik. O da bize çok güvendi. Bu çok kıymetli bir şeydi. Hem mücadeleci bir çocuk hem de gerçekten bize güveniyor.

İkincisi, çevremizdeki bu dayanışma ağı… Bugüne kadar geçmişimizde yürüttüğümüz mücadeleler, dayanışma ağları sayesinde kurduğumuz ilişkiler, dostlarımız ve ülkede başka birisinin derdine derman olmayı dert edinmiş başka insanlarla kurduğumuz, hiç tanımadığımız insanlarla kurduğumuz bağlar… bu tür tanıdığımız sevdiğimiz ya da yeni tanıştığımız ve sevdiğimiz ve bütün bu insanların verdiği güç… Sadece yaşadığımız ülkede değil yaklaşık 12 ülkede tüm bu mücadele ağları ve sıkı dostluklar sayesinde kampanyalar yürüttük. Sanki bugün de birbirine bir çeşit sihirle dokunmuş insanlar iyi bir iş için büyülü bir işe girişmiş gibiydi. Tüm bu dostluklar ve dayanışma ağları bize çok güç verdi. Tecriti böyle kırdık.

Üçüncü olarak da, bütün Öyküler’e umut olmak için yürüttüğümüz kampanya. Bu kampanya sayesinde kapatıldığımız tecrit koşulları ve içine sürüklendiğimiz kötü kader başka öykülere umut olan bir ışıkla aydınlandı.

Tüm bunlar bir yana, sonuçta bütün bu zorluklarla mücadele ettiğiniz o odada çocuğunuzla baş başasınız. Ben, Çağdaş ve Öykü Arin bütün bu zorluklarda üstesinden gelmek için Öykü Arin’in gözünün içine baktık.

Alınteri: Öykü Arin gibi akut ya da kronik rahatsızlığı olan çocukların özellikle bu korona salgını döneminde izolasyonun evde geçirilme sürecinde ebeveynlere ne tür önerilerde bulunabilirsiniz?

Eylem Şen: İzolasyon sürecinde ebeveynler çocuğun neleri sevebileceğini, nelerle mutlu olabileceğini daha iyi keşfetmeyi deneyebilir. Çocuk odaklı bir şey yapmaları gerekir. Çocuk doğduktan sonra çocuk odaklı bir hayat sürmeye başlanıyor zaten. Ama kronik hastalığı olan bir çocuk varsa söz konusu olan hayatın merkezinde çocuk olması gerekiyor. Bize bu hastalık tanısı konulduğu zaman iki şey söylendi: 1- Hijyen 2- Moral. İkisi de çok önemli. Hatta moral hijyenden de önemli çoğu zaman. Bağışıklı için bile öyle. Doktorların ve bu hastalıkla mücadele etmiş olanların söylediği “gülmek iyileştirir”. Kilit şey bu.

Dolasıyla yaşanan bütün bu kritik süreçleri, bütün bu gerilimleri neşeyle geçirmek için çocuğa karşı, birbirinize karşı ve de kendinize karşı da sabırlı olmak ve gülmek… Gülmek için fırsatlar yaratmak, onu neşelendirmek. Onun nasıl güleceğini, nasıl mutlu olacağını çocukla birlikte bulmak, keşfetmek

Bir sürü şey yapılabilir ama mutlaka çocukla oyun oynama saati yapmak lazım. O nedenle belirledikleri saatlerde oyun oynayabilirler. Daha çok zamanları varsa, daha çok oynasınlar mümkünse. Ama az zamanları varsa da mutlaka en az günde 1 saat onunla gülerek, oynayarak zaman geçirmeliler. Kitap okuyabilirler, oyun oynayabilirler, ama merkezinde çocuk neyi seviyorsa o olmalı. Çocuk kitap okumayı seviyorsa -ki her çocuk sever-, bol bol kitap okumak gerekir. Hikaye anlatmak, birlikte hayal kurmak..

Mesela biz şöyle yapıyoruz. Bir tane kitabı okuduk diyelim, o kitaptaki karakterleri sonra canlandırıyoruz. Film oynatır gibi o karakterler oluyoruz. Sonra o karakterlerin resimlerini yapıyoruz, o karakterle ilgili başka hikayeler yazıyoruz. Şarkılar söylüyoruz. Bir çizgi film izliyorsak o çizgi filmin karakterleri oluyoruz. Böyle birbirini takip eden, çocuğun hayaller kurarak mutlu olmasını da mümkün kılıyoruz. O 4 duvarın ötesine geçecek bir düş dünyası yaratabilmesinin önünün açılması lazım.

Bir de eklemek istediğim bir konu daha var. Sadece korona günlerinde değil, çoğu zaman dünya zorluklarla dolu. Çocuklar şeker hamurundan yapılmış bir dünyada yaşamayacaklar. O nedenle karşılaştıkları zorluklarda ebeveynlerin nasıl davrandığı onlar için önemli. Eğer ebeveynler bencilce sadece kendi içlerine dönüyorsa çocuk da bunu öğrenir ya da çocuklara karşılaşılan zorluklar yokmuş gibi davranılırsa da kendisine anlatılmayan büyük ve çok korkulacak bir şeyle karşı karşıya olduğunu düşünebilir. Bu nedenle çocukları korkutmadan ama sadeleştirerek anlatmak gerekir. Açıklıkla onlara güvenerek ve onların da sizin yanınızda güvende olduğunu göstererek… İnsanların dayanışma içinde mücadele ederek zorluklarla baş edebileceğini göstermek, anlatmak gerek. Bütün güzel çocuk kitapları bunları anlatıyor bütün güzel çizgi filmler bu öykülerle dolu. Asla pes etmemeyi öğretmek, her türlü zorluk karşısında başkaları ile dayanışma içinde bunların üstesinden gelecek gücü bulabileceği yollar olduğu duygusunu aşılamak önemli. Bu da hem konuşarak hem de yaparak, yani öyle yaşayarak olur.

Alınteri: Çocuk kategorisinden çıkarıp genel olarak kronik rahatsızlığı olan bireylerle birlikte yaşayan kişilere korona salgını dönemine dair neler önerebilirsiniz?

Eylem Şen: Kronik hastalığı olan kişilerle birlikte, onların bakımını sorumluluğunu alan insanlara ne önerirsiniz sorusu önemli. Çok sevdiğiniz birisi böyle kronik bir hastalıkla mücadele ederken psikolojinizi iyi tutmak ve onun bakımını en iyi şekilde gerçekleştirmek kolay bir iş değil.

Dolayısıyla kendinizi de rahatlatmanız ve kendi psikolojinizi de iyi tutmak için neyi seviyorsanız, neden hoşlanıyorsanız böyle şeyler düşünüp bunu da yapmanız lazım. Çünkü sizin psikolojiniz iyi olursa ona moral verebilirsiniz, özellikle de bu bir çocuksa. Yetişkinse de öyle. Çocuksa siz ona bir şey söylemeseniz bile sizin keyfiniz yerinde olmadığında, kafanızda sorular arttığında, anksiyeteniz/kaygınız yükseldiğinde bu ona duygu olarak geçiyor. Bu duygu geçişini engellemek mümkün değil, engelleyemezsiniz. O yüzden kendi anksiyetenizi düşürmek, aşağıya çekmek için yöntemler bulmanız lazım.

Belki böyle zamanlarda çocukla konuşmak da iyi oluyor olabilir. Bazen çok yoğun olduğunu söylemek ve bunun için gerekirse özür dilemek ve çocuktan da anlayış istediğini söylemek iyi olabilir. Çocuklarla konuşmak, kendinizi ifade etmek çok önemli. O da kendisini anlatabilir böylece. İnsan en çok dinleyerek ne yapması gerektiğini anlayabilir.

Profesyonel yardım alınmasını doğru buluyorum. Çocuğun baş edebilmesi için belki bir çocuk psikoloğundan, bir oyun terapisinden destek almak çok çok gerekli. Yetişkinlerin de bu süreçle baş edebilmesi ve kendisiyle barışarak, çocuğunun durumuyla aş edebilmesi, o mutlu neşeli ortamı sağlayabilmesi için mutlaka destek alınması gerekiyor.

Bunu bir profesyonel olarak birisinden alamıyorsa bir yakınından ya da sevdiği güvendiği birisiyle sohbet ederek, paylaşarak yapabilir. Kendisini mutlu edebilecek, dinlendirebilecek zamanlar düşünüp böyle şeyler yapması lazım. Kendi moralini yüksek tutacak bir inançla birlikte mücadele etmesi lazım. Çünkü kronik hastanın bakımıyla ilgilenen kişinin de bakıma ihtiyacı var. Aslında sadece bakım yapan kişiye iş düşmüyor. Çevrelerindeki insanların desteği çok önemli. Biz şanslıyız çünkü bizim etrafımızda bizi bizden çok düşünen insanlar var. Gerçekten ihtiyaç duyulan şey bu. Çağdaş’la birlikte Öykü Arin’e moral ve güç verebiliyorsak bu aynı zamanda bizimle ilgilenen ve bize moral-güç veren dostlarımız ve ailemiz sayesinde oluyor demektir. Çünkü bizlerin de, bakım yapan kişinin de desteğe ve güce ihtiyacı var ki dışarıdan aldığı güç ve enerji ile çocuğuna ya da bakım verdiği kişiye enerji verebilsin.

Görüşme imkanlarının sınırlı olduğu bu tür dönemlerde, şu an herkes tecrit durumunda olduğu için böyle diyorum dayanışma içinde olmanın yüz yüze gelmeden de bir yolu bulunabilir. Bazen bir telefon etmek hal hatır sormak, bazen bir kahve yapıp götürmek, çocuk ya da bakıma ihtiyacı olan kişi için yemek yapmak, ya da sevebileceği pasta-kek yapmak, kitap ya da oyuncak almak, ihtiyaç varsa ekonomik destek sağlamak vb yapılabilecek bir çok şey var. Özellikle korona günlerinde kronik hastalıkla mücadele eden aileler alışveriş için dışarı çıkamıyor olabilir bu konuda destek olmak çok önemli.

Moralinizin bozuk olduğunda birini arayıp konuşmak işe yarayabilir. Kimseyi aramak istemiyorsunuz, kimseyle konuşmak istemiyorsunuz. Böyle zamanlar oluyor. Müzik dinlemek… hayal kurmak…. bir yol bulmak şart. Zorla olacak gerekirse, kendisini zorlayacak. Başka çaresi yok. Moralli olmak, neşeli olmak bir hastalıkla mücadele etmenin tek yolu. Moralimiz bozulduğunda stres olduğumuzda hızla, ya uçuk çıkarırız ya sivilce çıkarırız bağışıklık sistemimiz çöker.

Bütün bu hastalıklarda bağışıklık sistemi en önemli şey. Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın en önemli yolu da mutlu olmak, morali yüksek tutmak. Saf, pür bir mutluluk tabii mümkün değil ama neşeli olmak, anksiyeteyi azaltacak duyguları ön plana çıkarmak. Sevgiyi, şefkati, umudu öne çıkartmak gerekir.

Tüm bunlar dayanışmayla mümkün, tek başına üstesinden gelmek mümkün değil. İnsanlar birbirine doğrudan fiziksel olarak temas edemiyorsa da, duyguların birbirine temas etmesini sağlayacak başka yollar bulabilirler. Bu yolları yaratmak gerekiyor.

Alınteri: Çok teşekkürler.

Eylem Şen: Ben teşekkür ederim.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar