H. Selim Açan: Dürüst ve samimi olmayı rehber aldım

H. Selim Açan: Dürüst ve samimi olmayı rehber aldım

Anılarının birinci cildi yayınlanan H. Selim Açan, kararının bir yönüyle yıllar içinde oluşan bir birikimin ürünü olduğunu ama uzun boylu düşünüp planlamadan oturup yazmaya başladığını söylüyor.

Hejar Baran-Çiğdem Devran

Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği-TİKB’nin ilk kuşak kadrolarından H. Selim Açan’ın anılarının birinci cildi, geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Bitmedi Daha…” başlığını taşıyan kitap Sel Yayıncılık tarafından yayınlandı.

Kendisini merkeze koyan birey anlatımlarından farklı olarak yaşadığı dönemin özellikleri ve mensup olduğu kolektifin içine oturtarak anlatan yaklaşımıyla dikkat çeken kitap, cesur özeleştirilerin yanında sarsıcı eleştirel değerlendirmeler içeriyor.

Kendisine yazılı olarak ilettiğimiz sorulara H. Selim Açan’ın yanıtlarını aşağıda bulacaksınız:

Sizi anılarınızı yazmaya iten ne oldu?

H. Selim Açan: Bu kitap bir yönüyle bir birikimin ürünü. Diğer yandan uzun boylu düşünülüp planlanmış bir çalışma olmaktan daha çok aniden ortaya çıkan bir patlamanın sonucu.

Türkiye’de anı yazma “modası”, ’90’lardan sonra, özellikle de 2000’lerde patlama yaptı. Dikkat edilirse her iki dönem de devrimci hareketin bütününü altüst eden ağır yenilgilerin arkasından gelen düşünsel ve ruhsal çöküntü dönemleridir. Kimi istisnalar olmakla birlikte o süreçlerde kaleme alınan “anı”ların çoğuna da zaten bu ruh hali, yılgınlık, umutsuzluk, kendini temize çıkarıp kendi dışında suçlu arayışı yön verdi. Türkçe’de yayınlanan bu kitapların yüzde 90’ından fazlasını okudum sanırım. İçlerinde eski TKP’li Vartan İhmalyan’ın anıları (Bir Yaşam Öyküsü) gibi dürüst ve samimi bulduklarım çok az oldu maalesef. Yazılanların çoğu kişisel resmi tarih anlatımlarıydı.

İlk cümlede sözünü ettiğim tarihsel birikimi yaratan arka planı bunlara duyduğum tepki oluşturuyor. En son “Kurtuluş Kendini Anlatıyor” başlığı altında yayınlanan dizi, bir anlamda bardağı taşıran damla oldu benim için. Neredeyse hepsini tanıdığım eski Kurtuluşçuların, bizlerin de iyi kötü bildiği kendi tarihlerini anlatırken sergiledikleri benmerkezcilik, bundan kaynaklanan hoyratlık, kendilerini “haklı” göstermek için öne çıkarıp mesele yaptıkları şeyleri görünce anılarımı yazma düşüncesi içten içe güçlendi.

Buna rağmen yazmaya karar verişim yine de ani oldu. Oya başta olmak üzere yoldaşlarım, değişik çevrelerden devrimci dostlar ve arkadaşlarım öteden beri bunu telkin ederlerdi. Geçmişte yaşananlara dair sohbetlerin neredeyse hepsi “Bunları niye yazmıyorsun,” sorusuyla noktalanırdı. Bu soruya uzun yıllar “Daha emekliliğime çok var,” yanıtını verirdim. Fakat geçen Mayıs sonlarında bir vesileyle bir araya geldiğimiz Yunan yoldaşlar da aynı soruyu sorunca, içimden “Hakikaten” dedim, “ben daha neyi bekliyorum…” O gecenin ertesi günü karar verdim yazmaya. Bir-iki hafta sonra da yazmaya başladım.

Yazarken neyi hedeflediniz?

H. Selim Açan: Dürüstlüğü ve samimiyeti rehber aldım. İlk soruda sözünü ettiğim olumsuz örneklerin tümünü gözümün önüne getirerek “Onlar gibi yazmamalıyım,” düşüncesiyle yola koyuldum.

Anı türü, mayınlı bir alan. Yanılgıya olduğu kadar çarpıtmalara da çok açık. Bu hem ‘gerçek’ dediğimiz somutluğun çok yönlü olduğu kadar dinamik karakterinden kaynaklanan bir sonuç hem de aynı şeye dahi nereden, nasıl baktığınla ilgili. Anı yazımı sırasında belleğin yanıltıcılığı da devreye giriyor. Bütün bunlar birden fazla gerçek olduğu anlamına gelmiyor kuşkusuz. Gerçek tek ama bizim onu kavrayışımız eksik olabilir. Bu noktada bütün mesele, gerçeğin bilinçli olarak eğilip bükülmemesinde düğümleniyor.

Gerçeklerin yorumlanışı tabii ki kişiseldir. Kişilerin somut olgu ve olaylara hangi ölçütleri esas alarak nereden baktığına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Ama somut olgu ve olayların, nelerin nasıl yaşandığının çarpıtılarak aktarılması ve bunun üzerine yorum inşa etmek tamamen başka bir şeydir. Birincisi en fazla bizim gerçeği kavrayışımızın eksikliği ya da yorumlarımızın yanlışlığını gösterirken ikincisi düpedüz kalpazanlığa girer. Tarih çarpıtıcılığıdır. Birincisinden ne kadar kaçınabildiğime dair bir yargıda bulunamam ama ikincisini yapmadım! Bunu büyük bir güven ve samimiyetle söyleyebilirim.

İkinci olarak, her şeyi yaşandıkları dönemin koşullarıyla bağlantısı içinde aktarmaya gayret ettim. Örnek alınması ve yaşatılması gereken olumlulukların da pişmanlık ve utanç duyduğum yanlışların da hangi ortamda, hangi koşulların ürünü olarak ortaya çıktıkları zihinlerde canlansın istedim. Geçmişi ve bireyleri fetişleştirmenin de, bugün haklı olarak eleştirdiğimiz hata ve yanlışları ortaya çıktıkları koşullardan kopartarak ele alıp geçmişi bütünüyle karalamaya kalkışmanın da doğru bir tutum olmadığını somutlamaya çalıştım.

Kitabınızda kendiniz dahil tek başına birey yok. Politik-sosyal-kültürel doku içerisinde birey var. Efsanevi karakterler, devrimci idealizmi içselleştirmiş olanlar kadar duruşu devrimci dalganın yükseliş ve geri çekilişine göre değişen ‘med-cezir devrimcileri’ de az değil. Kitap, “Bu devrimci idealizmin bugün yeniden üretilmesi elzem” dedirtiyor. Bunun için neler yapılabilir?

H. Selim Açan: Öncelikle ‘med-cezir devrimciliği’ tanımınızı çok isabetli bulduğumu belirtmek isterim. Rüzgara göre yelken açan, daha doğrusu, özümsenmiş bir tarih bilincine dayanmak yerine sürüklenme hali biçiminde yaşanan bir “devrimcilik” türünü iyi resmediyor.

Komünistler, her türlü kişisel hırs ve beklentiden arınmış olarak, kendilerini başkalarıyla oluşturdukları devrimci bütünlüklerin parçası olarak anlamlı bulurlar. O kolektif ilişkinin işlevsel bir parçası olabildikleri ölçüde bireysel yeteneklerini konuşturur, bu arada eksiklik ve zayıflıklarının tamamlandığını görürler. Onları birey olarak geliştirip zenginleştiren de bu ilişkidir. Dolayısıyla, kitapta gördüğünüzü söylediğiniz birey-toplum ilişkisinin kuruluş tarzı bu kavrayışın doğal sonucu. “Kendinde birey” ya da “kendi başına birey” algısı da kuşkusuz sınıfsal bir tutum. Ama bu, proletaryanın değil kendisini dünyanın merkezi olarak gören küçük burjuvazinin tarzı.

Sözünü ettiğiniz ‘devrimci idealizm’in yeniden canlandırılabilmesi, insanların güncel ya da konjonktürel hedeflerin üstüne çıkan, onları da kapsayan fakat sadece onlardan ibaret olmayan bir ütopya sahibi haline gelmeleriyle mümkündür. Lenin’in çok sevdiğim özlü sözlerinden biridir: “Büyük bir rüyanın ilhamı olmadan kimse devrimcilik yapamaz!” O ‘rüya’nın ne olduğunu, daha doğrusu ne olması gerektiğini, kapitalist sistemin bugün insanlığı ve dünyamızı sürüklediği nokta çıplak gözle dahi görülebilecek kadar net bir biçimde gözümüze sokuyor: Bu ‘rüya’ sosyalizm rüyasıdır.

Ama içi doldurulmamış bir slogan olarak tekrarlanan ya da tarihte yaşadığımız başarısızlıklardan hiç ders almamış dogmatik bir sosyalizm ajitasyonu anlamında değil. Marks’ın bütün eserlerinde “insanlığın kurtuluşu” ya da “özgürlük dünyası” olarak tanımladığı sosyalizmin, 21. yüzyıl koşullarında insanlığa neler vadettiğinin zihinlerde canlanmasını sağlayacak, işçi ve emekçiler başta olmak üzere kapitalizm tarafından ezilen bütün toplumsal sınıf ve güçlerin uğrunda dövüşmeye, gerekirse ölmeye değer bulacakları somut bir sosyalizm projesinin ortaya konulması bu idealizmi yeniden canlandırmanın tayin edici halkasıdır.

– Kitabın en dikkate değer yanlarından biri de “kol kırılır yen içinde…” yaklaşımının devrimci hareketin genel imajına, örgütlere ve yoldaşlık ilişkilerine verdiği zararları dürüstçe sergilemesi. Ne olursa olsun açıklık ve dürüstlüğün kazandıracakları üzerine ek olarak ne söylemek istersiniz?

H. Selim Açan: Özümsenmiş, samimi bir devrimcilik açısından açıklık ve dürüstlüğün bir erdem olarak alkışlanmasını yadırgatıcı bulurum, bunun üzerine ek bir şeyler söylemeyi de… Fakat size bu soruyu sorduran etkenlerin de farkındayım. Devrimcilik anlayışı, ahlakı, politika yapma tarzı ’90’ların ortasından itibaren öylesine bozulup yozlaştı ki, sırf başkalarına üstünlük taslamak, “haklı çıkmak” uğruna her yol ve yöntem mübah görülür oldu.

Bu aslında bir sonuç; daha doğrusu, devrimciliğin yozlaşmasının, devrimci hareketin dokusunun bozulmasının, yarı emekçi yarı lümpen semt kültürüne özgü ölçü, anlayış ve alışkanlıkların sosyalizm amacını ve devrimci değerleri unutturacak ölçüde ortalığı kaplamasının doğurduğu sonuçlardan biri.

İşin içine bir de burjuvaziyi ve devleti bir kenara bırakıp başkalarına ya da birilerine karşı politika yapma, üste çıkma, mükemmel görünme saplantıları girince, devrimci politika adına kullanılan yöntem ve araçların burjuva politika sahnesinde tanık olduklarımızdan farkının kalmaması kaçınılmaz oluyor.

– Kitap ’80’ler sonrasıyla devam edecek bildiğimiz kadarıyla. Daha doğrusu, kitabın devamı nasıl gelecek?

H. Selim Açan: Kitabın devamı konusunda şu an bir çıkmaz içindeyiz. Yayıncı dostlar, yurtdışına çıkışımızdan sonraki yılları da kapsayacak şekilde bugüne kadar getirmemi önerdiler. Fakat bunun, normal bir kitap sınırlarını fazlasıyla aşacağını söyleyerek 2002 sonunda yurtdışına çıkışımızla kesmeyi önerdim. Bu sınırlar içinde anlatım bile tahminimden uzun tuttu. Şimdi hangi bölümleri çıkararak nasıl kısaltabiliriz sorusuna yanıt arıyoruz.

İkinci cilt içerik olarak, TİKB’nin 12 Eylül karşısındaki direnişinden başlayarak o dönem kaldığım cezaevlerinde yaşadıklarımı, cezaevleri yaşamım boyunca içinde yer aldığım altı ayrı firar girişimini, 1990 ve 2000 sonrası yaşadığımız ideolojik ve örgütsel krizlerin arka planını, TDH’nin 90’ların ortalarından itibaren yaşadığı tarihsel kırılma ve karakter bozulmasını, 19 Aralık katliamını, F tiplerine karşı Ölüm Orucu Direnişi’nin fazla can kaybı olmadan somut kazanımlarla bitebilmesi için yaptığım girişimlerin bilinmeyen yönlerini, yurtdışına hangi koşullarda neden ve nasıl çıktığımızı kapsıyor.

İlk ciltte olduğu gibi, simge olarak seçilen bazı kişilerden hareketle TDH’de yerleşik bazı anlayış ve alışkanlıklara yönelik değerlendirmeler ikinci ciltte de var. İlk ciltte Oğuzhan Müftüoğlu, Hacı Ilgar ve Aktan İnce’den hareketle yaptım bu değerlendirmeleri. İkinci ciltte ise bu kez üzerimde büyük emekleri ve etkileri olan üç kadın üzerinden yapıyorum.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar