Hâlâ uyanmayacak mıyız?

Hâlâ uyanmayacak mıyız?

Bu rejimin kendiliğinden ya da “parlamento içi muhalefet” yoluyla yıkılmasını bekleyenlere sormak gerekiyor: Uyanmanız için daha ne olmalı?

Ekonomik-siyasi krizin zaten derin, giderek daha da derinleşecek bir toplumsal krizle birleşerek yarattığı ağırlık, rejimin baskı ve zorbalığı tırmandırmasına yol açıyor. Bu süreçlerin gelişine hazırlık kapsamında temelleri atılan führerci tipte faşizm şimdi mantıki sonuçlarına götürülmek üzere Bahçeli’nin de deyimiyle “tahkim” ediliyor. Milletvekillerine ilişkin tezkerelerin aylardır bekletildikleri raflardan indirilerek uygulamaya konulması ve vekillikleri kaldırılan Leyla Güven, Musa Farisoğulları ve Enis Berberoğlu’nun anında tutuklanması bu tahkimatın kendi içinde sıçrama noktalarından birini oluşturdu.

Rejim, oturtmakta zorlandığı führerci sisteme etkinlik kazandırarak toplumsal yaşamın bütün alanlarında mutlak hakimiyet kurma çabasını daha saldırgan biçimlerde gerçekleştireceğini 4 Haziran’daki bu kararıyla dostuna da (!) düşmanına da ilan etmiş oldu.

Bu sıçrama için uzun süredir hazırlık yapılıyordu. Koronavirüs pandemisiyle birlikte derinleşerek çok katmanlı yapısına yenileri eklenen krizi yönetebilmesinin başka bir yolu da yok zaten. Sınıf mücadelesinin yükselmediği her koşulda işin içinden şu ya da bu şekilde sıyrılıp çıkabilmenin tarihsel deneyimine sahip olan burjuvazi, şimdilerde ABD’den esen öfke patlamalarıyla karşılaşma riskini devletin zor aygıtlarını ve donanımını güçlendirerek savuşturmaya hazırlanıyor. Kendi içinden çıkan yeni partilerin fotoğrafladığı iç zayıflıklarını parlamentoyu da sandığı da başkanlık rejiminin mantığına uygun olarak daha fazla güdükleştirip sadece kendisine “meşruiyet” kılıfı sağlayacak gerçek bir göstermelik araca dönüştürmek istiyor. Libya ve Suriye’deki işgalci girişimlerini tarihsel-toplumsal gericilik birikimini alevlendirmenin aracı haline getirerek soluk alma, zaman kazanma peşinde koşuyor.

Kısacası rejim kendisini daha fazla militaristleştirip içerde daha saldırgan bir düzleme oturtarak sadece siyaset alanını değil tüm toplumsal ilişkileri daha derinlemesine denetim altına alarak önümüzdeki günlere hazırlanmakta ardı ardına yapacağı bir hamleler demetiyle işine bakıyor, geleceğini sağlama almaya çalışıyor.

Bu hazırlığın önemli bir ayağını da kendi ittifak güçleri dışında kalan düzen içi ya da HDP gibi demokratik muhalefet dinamiklerini gerilettiği noktada tutmak hatta daha da gerileterek kelimenin gerçek anlamıyla duvara dayamak oluşturuyor. Karşıtları arasındaki olası ittifakları klasik araçlar ve söylemlerle engellemek, kendisine karşı birleşik hareket etmeleri dahil bu cephenin tüm hamlelerini çeşitli yaptırım ve sınırlamalarla en baştan engellemek çabası içinde. Nitekim yeni bir seçim mevzuatını görüşmeye başladılar bile!

Gerçi bunu yapmasına da gerek yok aslında. Kendi ittifak güçlerinin dışında kalan burjuva muhalefet de özellikle Kürtler sözkonusu olduğunda aynı saiklerle hareket ediyor çünkü. Dün üç ismin vekilliği düşürüldü, ama gerek CHP gerekse burjuva muhalefetin diğer aktörleri sadece CHP’li Enis Berberoğlu’nu gördüler. Bu tutumlarıyla hem genlerine işlemiş şovenizmi bir kez daha kustular hem de rejimin kızıştırmak istediği çatışmayı düzenin selameti açısından dengede tutma siyasetini sürdüreceklerini, çizilen sınırlara riayet edileceği mesajı vererek kabul etmiş oldular.

Rejimin her türlü girişimine muhalefet yapıyormuş gibi davranan ve fakat “yanlış olduğunu bile bile” diyerek onay veren CHP’nin ibretlik tutumu bu açıdan manidardır. Kararın hemen ertesinde açıklama yapan Kılıçdaroğlu sadece Berberoğlu’nun vekilliği düşmüş gibi konuşmuştu. Bu tutumunun ilk anın “şaşkınlığı” içinden gelişmediğini, son derece bilinçli bir politik tutum olduğunu sonraki açıklamalarında altını çizerek ortaya koydu.

Bugün öğlen saatlerinde sosyal medya hesabından mesaj paylaşan Kılıçdaroğlu’nun bu yaklaşımıyla demokrasi mücadelesi için hangi bedel gerekiyorsa ödemeye hazır olduğunu, bu bedeli ilk önce CHP’nin göğüsleyeceğini söylemesindeki riyakarlık artık mide bulandırıcı bir nitelik kazandı. Açıklamasında döne döne Berberoğlu’nun terörist olmadığını, saygın bir gazeteci ve siyasetçi olduğunu vurgulama gereği duyması bile kendisini HDP’den ayrıştırma çabasının iğrenç bir ifadesiydi.

Bu böyleyken HDP’nin son açıkladığı siyaset belgesinde halen kendi örgütlü gücü ve iradesini seferber etmek, ciddi bir toplumsal muhalefet hareketine adres olacak bir iddiayı dile getirmek yerine burjuva muhalefetle birlikte hareket etme ısrarını sürdürmesi gerçekten anlamsız kalıyor.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar