Halepçe’yi unutmamak..

Halepçe’yi unutmamak..

İnsanlık tarihinin kanayan sayfalarından biri olan Halepçe Katliamı sadece 16 Mart’larda hatırlanmamalıdır

Halepçe katliamı bundan 30 yıl önce, 16 Mart 1988 sabahı, elma kokulu kimyasal silahlı gazlarla gerçekleştirildi. Bu koku, bölgeye öyle bir sindi ki, o bölgede yaşayan Kürt emekçiler yeni bir kimyasal saldırı olup olmadığı kuşkusu taşıdılar yıllarca, gaz maskelerine koştular.

 

Gerici diktatör Saddam Hüseyin iktidarının Kürtlere yönelik soykırım politikaları Hitler faşistini aratmayacak nitelikteydi. 1983-1984 katliamları ve nihayetinde 1988‘de Halepçe’de, en fazla bebek ve çocukların öldüğü büyük katliam!..

 

Kürt sanatçı Eyaz Yusuf’un Halepçe katliamı üzerine yaktığı ağıtta dediği gibi:

 

“Me goti Hitleri miriy, care şin na bitın/Me nızani de kure wi Bexda mezin bitin” (Hitler’in öldüğünü, şimdilik yeşermeyeceğini zannettik/ Oğlunun Bağdat’ta büyüdüğünü bilemezdik)

 

Saddam diktatörü başta ABD emperyalist silah tekelleri olmak üzere, tüm emperyalist güçlerin kimyasal silahlarını adeta Kürt katliamlarında test etmişti. 1983′de Hacı Ümran bölgesinde yüz1984′ün Ekim ayında Süleymaniye yakınlarındaki Penjuvin’de 3 binin üzerinde kişiyi hardal gazı ile katletmişti.

 

Halepçe’den önce kimyasal bombalar atılmıştı. Bunun üzerine Kürtler, büyük bir panikle çoluk çocuk, kadın-erkek, genç ihtiyar, ülkenin kuzey sınırına doğru kaçmaya başlamışlardı. Şeyhan bölgesinde dar bir vadiden kendilerine kucak açmasını istemişlerdi. Oysa derin, ince, uzun vadi üç binin üzerinde savunmasız insana mezar olacaktı.

 

Gerici faşist Saddam Hüseyin’in askeri uçakları buraları bombalamak ister. Vadinin dar, ince ve uzun olması sonucu uçaklar dalış yapamazlar ama, tek bir Kürdün de oradan sağ kurtulmasını istemezler. Sonra vadiye zehirli gazlar atarlar. Sadece 10-15 dakika içinde üç binin üzerine insan katledilir. Gazların etkisi bir miktar azalınca da vadiye girip Kürt insanlarının cesetlerini toplu mezarlara, çukurlara doldururlar.

 

16 Mart 1988 ise vahşetin doruklaştığı bir gündür. Emperyalist kapitalist dünyanın Saddam‘la birlikte tezgahladığı vahşeti kollarını kavuşturarak izlediği gün… Bu zulmün arka planındaki rolleri, o soğukkanlılıklarının izahı sonrasında ortaya çıkan bilgilerle netleşecekti. Saddam diktatörü bu katliamı o dönemin “sosyalist” maskeli sosyal emperyalist Sovyetler Birliği’nin sattığı uçaklar, Hollanda, Almanya ve Fransa gibi emperyalist ülkelerden aldığı kimyasal bombalarla gerçekleştirmişti. Her birinin ellerinde Kürt halkının kanı vardı!

 

Bu katliam trajik olduğu kadar Kürt ulusal mücadelesi tarihi açısından sayısız derslerle dolu bir arka plana da sahiptir. Bildiğimiz gibi baba Barzani uzun yıllar süren mücadelenin sonucu olarak Baas diktatörlüğü ile 11 Mart 1970′de otonomi anlaşması imzaladı. Bu anlaşmanın ömrü 4 yıl sürebildi. 4 yıl sonra Saddam, otonomi anlaşması maddelerine uymayarak Kerkük, Ninova ve Hanekin’i Kürdistan sınırları dışında tutmaya girişti. Saddam Hüseyin, 1970’de tanınan otonomiyi tahrif ederken, otonominin toprağa değil, Kürtlere verildiğini söylüyordu.

 

Saddam‘ın bu tutumu karşısında 4 yıl sonra 1974 yılında İran ve İsrail‘in kışkırtmaları ABD‘nin açık desteğiyle Barzani yeniden silahlı mücadeleye başladı. Fakat 1975 yılında İran Şahı, Saddam rejimiyle Cezayir‘de el altından bir anlaşma yaparak Barzani’yi bir kez daha arkadan hançerledi. Tarihin bu kritik evresinde yapayalnız kalan Barzani yaşadığı sıkışma içinde Moskova‘ya “sığınmak” zorunda kaldı.

 

16 Mart’ın hatırlattıkları

İnsanlık tarihinin kanayan sayfalarından biri olan Halepçe Katliamı tam da bu yüzden sadece 16 Mart’larda hatırlanmamalıdır. Sadece katliam boyutuyla da hatırlanmamalıdır. Ve bütün katliamlar gibi bu katliamı da unutmamanın/unutturmamanın yegane garantisinin günün yüklediği görevleri omuzlamak olduğu hiç bir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.

 

Bugün bu sorumluluk, demokratik sorunlar için yürütülecek mücadeleyi sosyalizmin tarihsel amacına bağlayan militan bir sosyalist hatta yürümekte somutlaşmaktadır. Kürt halkına karşı tarihsel kökleri son derece derin olan ulusal önyargıları, şovenist yaklaşımları  sınıf içerisinde kırmaya çalışmakta düğümlenmektedir. İşçi ve emekçileri, emekçi kadınları, gençliği Kürt ulusunun ulusal duyarlılıklarına kayıtsız kalmayan, özenli; aynı zamanda sosyalist demokratik bir çözümün ancak sınıf örgütlenmesiyle yaratılabileceği özgüveniyle yürütülecek militan bir çalışma içinde örgütleyebilmekte toplanmaktadır. Bu zorlu bir çalışmadır. Ancak ve ancak ulusal sorunda tarih bilinci ve gelecek perspektifinin güçlülüğü ile yapılabilecek bir iştir. Sosyalizmin bayrağını dünya proletaryasının enternasyonal bir kazanımı olarak dalgalandırma ufkuna sahip olmayı ve bunun gerektirdiği örgütlenmeyi, savaşımı geliştirmeyi gerektirir.

 

Sayısız hamle, bir çok çarpışma gerektiren sosyalizm mücadelesinde ilerlerken, bugün somutta Kürt ulusunun demokratik taleplerini de kapsayan demokrasi uğruna savaşımın, dikkatimizi sosyalizmden başka yöne çekebileceği, sosyalizm perspektifini gözlerden gizleyebileceği, ikincil plana itebileceği yanılgısına düşmeden ilerleyebilmektir.

 

“Demokrasi mücadelesi okulunda pişmeyen bir proletaryanın sosyalist demokrasiyi de var edemeyeceğini” diyebilmektir.

 

Bu perspektifle 16 Mart Halepçe Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar