Halk sağlığı mı, o da ne?

Halk sağlığı mı, o da ne?

Mikroplar ve insanlar arasındaki yarışın kesintisiz bir mücadele olduğunu biliyoruz. Savunmamızı geliştirdikçe onlar da saldırılarını geliştiriyor. Küresel ekolojik dengeyi kendi aleyhimize altüst ettiğimizi -iklim değişikliği- biliyoruz. Sol hariç yaygın olarak anlaşılmayansa, insanlık için, bu meydan okumalara yanıt vermemizi sağlayacak bir yol haritası çıkarmanın önündeki en büyük engelinin kapitalistler ve onların açgözlülüğü olduğudur

1890’lardan 1950’lere kadar süren üçüncü veba pandemisinin milyonlarca insanı öldürdüğü unutuldu. Sadece Hindistan’da tahminen 10 milyon kişi…

Bulaşıcı hastalıkların artık kendilerini ilgilendirmediğine inananlar zengin ülkelerdir. Bu hastalıklar, zenginler bu tür hastalıkları sınırlarının dışında tutabileceklerine inandıkları ölçüde zenginler tarafından “unutuldu”. Üçüncü Veba neredeyse tamamen sömürgeleştirilmiş dünyayla sınırlı kaldı, öyle ki sömürgeciler, sadece pis, pire dolu ve sıçan istilasına uğramış dünyanın geri kalanını etkileyen bulaşıcı hastalıkların hakkından geldikleri rahatlatıcı inancıyla baş başa kaldı.

Covid-19 pandemisi hastalıkların misilleme yapabileceğini ve belirmekte olan yeni, bulaşıcı bir hastalıktan sadece bir mutasyon kadar uzak olduğumuzu kanıtladı.

Bulaşıcı hastalıkların artık zenginlerin sorunu olmadığı inancının sonuçlarından biri, bu tür hastalıklara yeni ilaçların geliştirilmesi için gerekli araştırma fonlarının kurumasıdır. Tüberküloz (TB) her yıl 1,5 milyon insanı öldürmekte ve 10 milyon insanı hasta etmektedir (DSÖ’nün 2019 TB Raporu, sadece Hindistan’da bu sayı yarım milyon ölü ve 2,7 milyon enfekte olmuş insandır. Buna rağmen yeni TB ilaçlarının ilk seti kırk yıldan daha uzun bir süre sonra piyasaya sürüldü. Her yıl 200 milyondan daha fazla insanı hasta eden sıtma için son üç ilaç günümüzde 50 yaşında. Bu üçünden ikisi, Vietnam kurtuluş güçlerine karşı ABD’nin sömürge savaşında çarpışan askerleri için ABD Ordusu tarafından geliştirilmişti.

Benimle yaptığı bir söyleşide, 2009’da Nobel Kimya Ödülünü alan Venkataraman Ramakrishna, halihazırdaki ilaç geliştirme modelinin bulaşıcı hastalıklar için iki nedenden dolayı işe yaramayacağına işaret etti. Birincisi ilaç şirketleri, hastaları birkaç günde iyileştirecek, bu nedenle de daha fazla ilaç kullanımını gereksiz kılacak bir ilaç geliştirmede teşvik edici bir şey görmüyor. Diğeri ise bulaşıcı hastalıklar yoksul ülkelerde daha hakimdir ve yoksullar çokuluslu ilaç şirketlerinin istediği fiyatları ödeyemez. İster bulaşıcı hastalıklar için ilaç ya da aşı olsun, bunlar halk sağlığı sorunlarına işaret eder, çokuluslu şirketlerin ya da büyük farmanın bu işe ilgisi düşüktür.

Unutulmuş” hale geldikleri ölçüde zengin ülkelerdeki halk sağlığı da unutulur. Hastaneler örneğinde sistemi harekete geçiren özel hastaneler için özel kârdır. Ya da kamu hastaneleri için “verimlilik” olarak devreye sokulan aynı kapitalist ölçüttür. Kapitalist verimliliği azamileştirme ilkesi yatak kullanımını azamileştirir; bu da sermaye tarafından devreye sokulan, envanterleri ve böylece de maliyeti azaltan “tam zamanında üretim”in çarpıtılmış bir biçimidir. Sermayenin terimleriyle yatakları, ekipmanı ve tıbbi çalışanları azaltmak üretimi “ussallaştırmak” ve “verimliliği” arttırmaktır.

Covid-19, özellikle hasta yükünün zaten doruğuna ulaştığı grip mevsiminde, gelişmiş kapitalist ülkeleri vurduğunda, bu ülkeler yoğun bakım yataklarının, ekipmanların, hekimlerin ve hemşirelerin devasa bir açığıyla karşı karşıya kaldılar. Bu hastaneleri çökerterek bu kadar yüksek ölüm oranlarına neden olan buydu. Burada diğer sorunlardan, kişisel koruyucu ekipmanların (PPE) ve ilaçların küresel tedarik zincirinin çökmesinden, söz etmiyoruz.

Birçok gözlemciyi şaşırtan, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki sağlık sisteminin çökmesiydi. Forbes dergisi, Ocak [2020] sonunda epidemiyle baş etmek için “hazırlıklı olan ve olmayan” ülkeleri sıraladı. Sıralamalarına göre [hazırlıklı olma bakımından] en tepedeki iki ülke ABD ve Birleşik Krallık’tı (BK). Günümüzde ABD dünyadaki en yüksek hasta ve ölü sayısına sahiptir; BK ise şimdiden Avrupa’nın en yük ölü sayısını kaydetti. Forbes’un en hazırlıklı ülkeler olarak sıraladığı ülkelerin neredeyse tamamı -ABD ve AB’nin merkez ülkeleri- bugün en kötü sayılara sahip!

Daha az zengin ülkelerde bulaşıcı hastalıkların – veba, kolera, çiçek, kızılcık – kolektif bir hafızası ve epidemiler sırasında gereksinilen halk sağlığı önlemleri hala bulunmaktadır. ABD’deki insanlar için yeni bir bulaşıcı hastalık tehdidi kolektif psişelerinin bir parçası bile değildir. Bu nedenle, karantina kapıdayken, silah ve cephane için olan talep ilaç ve yiyecek için olan kadar yüksekti. Tehdit, virüs ya da mikroplar değil, diğer insanlardır.

Covid-19 ölümlerinin gelişmiş ülkelerdeki göçmen toplulukları, yoksullar ve toplumsal olarak dışlanmışlar arasında yoğunlaşması rastlantı değildir. ABD’deki Afrika kökenli ABD’li ve Hispanik nüfus orantısız bir biçimde yüksek sayıda ölüm ve bulaşma sayılarına tanıklık etmektedir. AB’nin ve BK’nın göçmen alanları da yüksek sayıda ölüm ve bulaşma sayılarıyla karşı karşıyadır. Ama hastalıklar aynı zamanda eşitleyicidirler; yoksullar ve dışlanmışlar daha fazla ıstırap çekebilir ama zenginler de kurtulamayacaktır. Ve bu sefer, bulaşıcı hastalıklarla olan geçmişlerini geride bıraktıklarını düşünen zengin ülkeler, küreselleşmiş bir dünyada kendilerinin de pandemi riski altında olduğunu anlamaya başlıyorlar.

Yeni virüs -SARS-Cov-2- hastalığın daha eski meydan okumasını, insanlığın yüzleştiği varoluşsal meydan okumalar listesine yeniden soktu. Mikroplar ve insanlar arasındaki yarışın kesintisiz bir mücadele olduğunu biliyoruz. Savunmamızı geliştirdikçe onlar da saldırılarını geliştiriyor. Küresel ekolojik dengeyi kendi aleyhimize altüst ettiğimizi -iklim değişikliği- biliyoruz. Sol hariç yaygın olarak anlaşılmayansa, insanlık için, bu meydan okumalara yanıt vermemizi sağlayacak bir yol haritası çıkarmanın önündeki en büyük engelinin kapitalistler ve onların açgözlülüğü olduğudur.

Pandemiler sadece ölüm ve yıkım yaymakla kalmaz toplumları da temelden dönüştürür. Hayır, Covid-19 pandemisi ya aşı ya da enfeksiyonlar yoluyla sürü bağışıklığıyla sona erdiğinde, dünya aynı görünmeyecek. Peki ama, sermayenin halkların yaşamına karşı açgözlülüğüne toplumsal bir meydan okumaya yol açacak mı? Önümüzdeki sınav bu; tarih bizi bununla yargılayacak.

Prabir Purkayastha‘nın “Hastalık Kapitalizmi ve Covid-1” makalesini Dünyadan Çeviri‘den kısaltarak aktarıyoruz

Çeviren: S. Erdem Türközü


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar