Hayatta kalma şansı ve ‘kutsal’ savaş

Hayatta kalma şansı ve ‘kutsal’ savaş

Tek hayatta kalma şansları bir olmaktı ve bu yüzden mücadeleleri bir çeşit kutsal savaşa dönüşmüştü

…Ama hiçbir toplantıyı kaçırmadı. Artık birkaç kelime İngilizce öğrenmişti ve anlamasına yardımcı olan arkadaşları vardı. Bunlar çoğu zaman birkaç adamın aynı anda, İngilizcenin birçok aksanında heyecanlı konuşmalar yaptığı gürültülü toplantılar oluyordu; ama adamlar ciddi ve samimiydi, Jurgis de öyleydi çünkü bunun bir savaş olduğunu, kendi savaşı olduğunu anlamıştı artık. Jurgis gerçeği gördüğü andan itibaren kendi ailesinden olanlar hariç hiç kimseye güvenmemeye karar vermişti; fakat orada kader arkadaşları ve yandaşları olduğunu gördü.

Tek hayatta kalma şansları bir olmaktı ve bu yüzden mücadeleleri bir çeşit kutsal savaşa dönüşmüştü. Jurgis öteden beri kiliseye bağlıydı çünkü doğru olan buydu ama kilise onu hiç etkileyememiş, o işi kadınlara bırakmıştı. Fakat burada yeni bir din bulmuştu; onu etkileyen, her bir zerresini ele geçiren; yeni din değiştiren birinin coşkusu ve hırsıyla misyonerliğe soyunmuştu. Litvanyalılar arasında sendikalı olmayan çok insan vardı ve bunlara gerçeği gösterebilmek için bir misyoner gibi çalışıp didiniyordu. Bazen inat edip görmeyi reddediyorlardı ve, heyhat, Jurgis de sabrını her zaman koruyamıyordu tabii! Kardeşlik öğretisini silah zoruyla yaymak için yola çıkan ilk haçlılardan beri hepsinin yaptığı gibi, daha kısa zaman önce kendisinin de kör olduğunu unutuvermişti.

Sendika da onu çok değiştirdi; ülkeyi tanımaya başlamasını sağladı. Jurgis için demokrasinin başlangıcı oldu. Küçük bir eyalet, minyatür bir cumhuriyetti sendika; derdi herkesin derdiydi ve orada herkesin söz hakkı vardı. Başka bir deyişle, Jurgis sendikada siyaset konuşmayı öğrendi. Geldiği yerde siyaset filan yoktu; Rusya’da siyasete yıldırım ya da dolu türünden bir bela gözüyle bakılırdı. “Kaç kardeşim, kaç,” derdi yaşlı bilge köylüler; “her şey gibi bu da geçer.” Jurgis Amerika’ya gelirken burasının da aynı olacağını sanmıştı. Amerika’nın özgür bir ülke olduğunu duymuştu; ama bu ne demekti ki? Burada da aynı Rusya’da olduğu gibi her şeye zenginlerin sahip olduğunu görmüştü; insan iş bulamadığı takdirde hissedeceği açlık da aynı açlık değil miydi?

Şimdiyse sendikada bütün bu gizemleri ona açıklayan adamlarla tanışıyordu Jurgis; Amerika’nın Rusya’dan farklı olduğunu çünkü devletin demokrasiyle yönetildiğini öğrendi. İlk önce devleti yöneten ve bütün rüşvetleri alan devlet memurlarının seçilmesi gerekiyordu; bunun için siyasi parti denen iki rakip yiyici vardı ve en çok oyu satın alan başa geçiyordu. Arada bir oranlar birbirine çok yakın oluyor ve yoksullar burada devreye giriyordu.

[Chicago Mezbahaları, Upton Sinclair]


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar