Hepimiz özgürüz!

Hepimiz özgürüz!

Bizler hangi özgürlüklerden ve daha da önemlisi kimler için özgürlükten bahsettiğimizi artık bilsek fena olmaz mı?

Nəriman Bakı

Hülya Koçyiğit’in, ““Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ı ben çok başarılı buluyorum. Türkiye’de kimse baskı altında değil, bilakis fazla özgür” cümlesi ile başlayan “özgürlük” tartışmasına Kaya Çilingiroğlu da katıldı. Çilingiroğlu, “Ben baskı olduğunu düşünmüyorum. Güneyde isteyen rahat rahat bikinisini de giyiyor, içkisini de içiyor. O baskı nerede hissediliyor anlamıyorum” demiş.

Son günlerdeki özgürlük tartışmalarında esas sorun Koçyiğit ve Çilingiroğlu gibi  açıklamalarından kaynaklanmıyor. Esas sorun, muhatap alınmamaları gereken bu reklam budalalarının kendilerini gündemleştirme amacıyla yaptıkları zıptıkçılıklara karşı sol-demokrat çevrelerde kendisini gösteren tutumlarda.

Örneğin Çilingiroğlu’nun açıklamasından sonra Kerem Altıparmak twitter hesabından şu “açık çağrı” da bulunmuş:

Açık Çağrı: @ihd_genelmerkez @insanhaklari @aforgutu @ihop_tr Kaya Çilingiroğlu, Hülya Koçyiğit, Yavuz Bingöl, Orhan Gencebay gibi ünlülere yönelik bir bilgilendirme toplantısı organize edelim. Diledikleri soruyu sorsunlar, kayıt altına alalım. Bakalım ne kadar özgürüz?

Altıparmak’ın iyi niyetini sorgulamayacağımız bu çağrısı aslında özgürlük meselesindeki akıllardaki esas sorunu göstermektedir. Esas sorun, özgürlüğün kavranmasında kendisini göstermektedir.

Şunu başa yazalım: Hülya Koçyiğit ve Kaya Çilingiroğlu, özgür oldukları konusunda sonuna kadar doğrudurlar ve de haklıdırlar. Her şey bir kenara, fiilen var olan OHAL düzeninde bile bu iki figür ve benzerleri, sanatlarını, mesleklerini, işlerini icra edebiliyorlar mı? Evet.

AKP hükümeti ve kapitalist iktidar bunlara arzuladıkları biçimde yaşama hakkı tanıyor mu? Evet.

Bu haklarını kullanmak için hükümet ve iktidarın talep ettiği söylem ve eylemlerde bulunmak onlar için bir dert mi? Hayır.

En basitinden mevcut düzenle ilgili dertleri var mı? Hayır.

O zaman bu insanların özgür olmadıklarını kim iddia edebilir?..

Onların özgürlükleri karşısına insan haklarından yola çıkıp özgürlük tartışması başlatmak, meseleyi ya anlamamak demektir ya da bilinçli bir körlük halidir. Çünkü özgürlüğü bu şekilde tartışmaya açmak, özgürlüğün mutlak bir kavram olduğunu iddia etmek demektir ki, bu külliyen yanlış bir tutum olur.

Sınıflı toplumda özgürlük, metafizik bir ideal olgu değil tersine diyalektik tarihsel bir olgudur. Sınıflı bir toplumda aksi zaten mümkün değildir. Aslında Altıparmak’ın işaret ettiği gibi özgürlük, toplumsal pek çok olguda olduğu gibi,  zıt ve çelişik karakterlidir. Onlar için özgürlük olan şeyler başkaları için özgürlük değilken, aynı zamanda, başkaları için özgürlük olan şeyler onlar için özgürlük değildir.

Özgürlük görelidir. Göreliliğinin biricik nedeni, sınıflı toplumdur. Bu basit gerçekten dolayı herkesin özgür olduğu iddiasını merkeze alıp politika üretmek, gerçekliği ters yüz etmektir.

İşin daha ilginç ve acı tarafı, egemen sınıfın kendisi herkesin özgür olmadığını bilir ve buna göre hareket ederken, sol cephenin burjuvazinin çoktan terk ettiği liberalizm cephanesini kullanmakta ısrar etmesidir.

Gerçekliği görmek için fazla değil  son iki yıldır yaşananlara bakmak bile yeterli:

AKP,  OHAL ilan edip kafasına estiği biçimde KHK’lar çıkarmakta özgür müydü? OHAL ilan ederken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni askıya almada özgür müydü? İnsanlar işsizlikten açlığa yatarken, intihar ederken bu tepkilere kulak tıkamakta özgür müydü?

Buna benzer ve çoğaltılabilecek nice sorunun cevabı evet değil midir? O zaman karşı cephe olarak bizler hangi özgürlüklerden ve daha da önemlisi kimler için özgürlükten bahsettiğimizi artık bilsek fena olmaz mı?

Her allahın günü ölümüne hayatta kalmaya çalışan işçilerin ve kadınların, yoksullukla boğuşan kitlelerin, artık ölmeleri bile faşizm için yeterli olmayan Kürtler’in, cinsel tercihleri nedeniyle sürekli tehdit altındaki insanların, tecavüz-taciz cenderesindeki çocukların, toplumda yük gözükmeye başlamış yaşlıların özgürlüklerinden bahsetmemiz gerekmiyor mu?

Özgürlüklerden söz edeceksek eğer, şu iki temel ilkeyi tavizsiz biçimde kullanmak zorundayız:

1- Özgürlük mutlak değil, görelidir.

2- Özgürlük ait olunan sınıf, ulus, cinsiyet, yaşa aittir, herkese değil.

Bu basit ve temel ilkeler ışığında, Koçyiğit ve Çilingiroğlu gibi “özgürlükçü”lere ne söylememiz gerektiğini -farklı bir bağlamda da olsa- Lenin söylemiştir:

Evet beyler! Yalnızca bizi çağırmakta değil,istediğiniz yere, hatta bataklığa bile gitmekte özgürsünüz. Aslında bize göre sizin gerçek yeriniz bataklıktır, oraya ulaşmanız için size her türlü yardımı  yapmaya da hazırız. Yeter ki ellerimizi bırakın, yakamıza yapışmayın ve o büyük özgürlük sözcüğünü kirletmeyin, çünkü biz de dilediğimiz yere gitmekte “özgürüz”, yalnızca bataklığa karşı değil, yüzlerini bataklığa doğru çevirenlere karşı da savaşmakta özgürüz.!

Çizilen bu yoldan yürüme zorunluluğunu kavrarsak, ancak o zaman özgürlüklerimiz için ilk adımını da atmış oluruz.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar