İktidar ‘yeni parti’yle, seçimle değişir mi?

İktidar ‘yeni parti’yle, seçimle değişir mi?

Türkiye’de iktidarlar, bir büyük sınıf hareketi ya da ulusal kurtuluş mücadelesi olmadığı koşullarda, gerçekten seçim, referandum vs. ile mi değişmektedir? Yoksa bunlar bir iktidarın hareket alanının sınırlarını çizen siyasal tatbikatlar mıdır?

Hakkı Özdal

Geçtiğimiz çarşamba akşamı… Bir zamanlar “Türkiye’nin en etkili haber kanalı” olmakla övünen, ama uzunca süredir, bütün türdeşleriyle birlikte, gün içinde saatlerce Cumhurbaşkanının bilmem neredeki konuşmasına bağlanıp, neredeyse hepsi birbirinin aynı olan bu konuşmaları canlı yayınlayan, kalan vakitlere serpiştirdiği bültenlerde de bunların özetini döndüren ve bu haliyle daha çok kurmalı bir müzik kutusuna dönüşmüş bulunan NTV kanalı… Gün içindeki ‘gelişmeleri’, gün boyu yayınlanmış o konuşmaların sahibi lehine türev fonksiyonlarla yeniden kurup bunun adına da ‘analiz’, ‘yorum’ falan diyecek olan zevat, bir masanın etrafında göçmen kuşlar misali, geniş, ama seyrek bir “V” oluşturacak şekilde toplanmış.

Programın ‘kolaylaştırıcısı’ Oğuz Haksever gündemleri sıralıyor.

Bu gündemlerden biri de “eski AKP’lilerin kuracağı yeni partiler” söylentisi.

Söz sırası çabucak Mehmet Barlas’a geliyor. Türkiye sağının, devlet sağcılığının, Evrenciliğin, Özalcılığın, (yerine zamanına göre) TÜSİAD’çılığın-MÜSİAD’çılığın, iktidar destekçiliğinin bu sergerdesi, yorgun görünen bedenini dikleştirerek, belli ki sözlerini hazırlamış bulunduğu girişini yapacak oluyor bu ‘yeni parti(ler)’ meselesine. Abdullah Gül’den açıyor kapıyı. Yaşlı yüzünde, zekadan çok cüretkarlığın kırışığını taşıyan, bu haliyle de ekseriyetle çok genç, çok toy olanlarda görünen alaycı bir gülümsemeyle, “Acaba diyorum, kendisi evlendiğinde 35 yaşındaymış ya…”demişken, Oğuz Haksever “bağışlayın” diyerek araya giriyor ve Çad Cumhurbaşkanı ile ortak açıklama yapan Erdoğan’a bağlanacaklarını söylüyor. Barlas “bu 35 yaşında evlenme” meselesinden ne tür bir analoji kuracaktı bilinmez; ama Erdoğan’ın “Çad’la ticaret hacminin 60 milyon dolar olması yetmez” diye devam eden açıklamalarıyla kesiliyor bu belli ki ‘hınzır analizi’…

Mehmet Barlas’ın da, çoktandır içinde olduğu iktidar-medya ilişkilerinin de berrak bir tablosu bu esasen: ‘Başkan’ın, sözgelimi Çad’la ticaret hacmi temalı konuşması, sizin şu ya da bu siyasi aktöre yapacağınız işlevli bir bel altı hücumdan daha önemlidir daima… Nitekim ‘başkan’ olmasa siz de olmazsınız. O münakaşalı sözle söylersek, olmasaydı olmazdınız; en azından artık… Tabii ki bunu bizden daha iyi biliyor(lar).

***

Mehmet Barlas’ı altın günü ya da avcı kahvesi gevşekliğiyle “O zaten bi de 35’inden sonra evlenmedi miydi” diye konuşmaya gark eden şey bir siyasal tehdit algısı mıdır, yoksa tedirgin bir tedbir midir? Neyse ne… Bu yeni parti(ler) meselesi iktidar mahfillerinde epey yankı uyandırmış ve daha da uyandıracak gibi görünüyor.

Nedir bu yüksek alakanın mucibi? Kendi soluk gölgelerinden başka bir şeye benzemeyen mimari tarifleriyle bu muhayyel partiler, üstelik rejimin geldiği noktada “yeni kurulan bir siyasi partinin hükmünün ne olacağı” ortadayken, neden alerjiye yol açıyor?

Bu soruya dönmeden önce, özellikle muhalif kesimlerde bir süredir çok yaygın olan şu soruyu hatırlayalım: “Türkiye’de artık seçimle iktidar değişebilir mi?”

‘Bugün’ün pencerelerini içeriye doğru sıkı sıkı kapatınca çok isabetli bir soru gibi görünüyor.

Peki bunun peşine şu ek soruyu sorsak: Türkiye’de bugüne kadar iktidar(lar), ne zaman seçimle değişti ki? Yapısal bir değişimden söz edeceksek, belki, 1950’de mi?

Son 40 yıla bakalım hızlıca. 12 Eylül 80 bir iktidar dönüşümüdür, ama nasıl gerçekleştiği malumdur. 83’te ANAP’ı iktidara taşıyan seçim, yöneten aktörü değiştirmiştir, ama 12 Eylül rejimini değiştirmiş midir? 91’de ANAP’ı iktidardan indiren seçim gerçek anlamda ‘yeni bir iktidar’ kurmamıştır. Bunlar hep, yönetici sınıflar için miadı dolmuş siyasal aktörler için oyuncu değişikliği tabelalarının kalktığı; ‘giren oyuncu’nun daima ‘takımın bir parçası’ olduğu ve ‘önceden bir süre ısınarak’ oyuna hazırlandığı görev devirleridir. Her birinde ‘değişim iradesi’ seçimden (ya da darbeden) bir süre önce başlamıştır. Aynı durum AKP’yi iktidara taşıyan 2002 seçimi için de geçerlidir. Hatta daha büyük bir dönüşümün başlayacağı 2007 ve 2011 seçimleri için de… Yeni iktidarın aktörleri hazırdır, ısınmıştır ve oyuna girmeye hazırdır.

Buna bir ek daha yapmak lazım: Bütün büyük siyasi dönüşümler, sadece iktidarı değil, muhalefeti de ‘değiştirir’. Aktörler, söylemler, hatta partiler…

Geçtiğimiz hafta “eski AKP’lilerin kuracağı yeni partiler” konuşulurken belli belirsiz bir başka tartışmanın daha ilk işaretleri görülmeye başlandı: “Seçimden sonra CHP’de yönetim değişikliği.”

Acaba iktidarı ve onun başlıca figürlerini rahatsız eden, kendilerine rakip olarak işaret edilen eski yol arkadaşlarının kalibresinden öte, yaşanan devasa sorunlar karşısında gündeme gelmesi giderek daha kaçınılmaz hale gelen bir sahne ve kast değişimi midir? Gerek “küskün AK Partililerin”, gerekse “muhalefetin iç muhalefetinin” kıpırdandığına dair işaretler; ‘iş dünyası’‘Batılı siyasi merkezler’ gibi belirsiz (ya da yeterince açık belirtilmemiş) aktörlerin desteğine dair kulislerle birlikte anılıyor sıklıkla. Acaba iktidarı asıl rahatsız eden, kendi doğumuna da damga vurmuş bu ‘oyun kuruculuğun’ harekete geçtiğine dair bir tehdit algısı mıdır?

Türkiye’de iktidarlar, bir büyük sınıf hareketi ya da ulusal kurtuluş mücadelesi olmadığı koşullarda, gerçekten seçim, referandum vs. ile mi değişmektedir? Yoksa bunlar bir iktidarın hareket alanının sınırlarını çizen siyasal tatbikatlar mıdır?

Gazete Duvar


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar