İnce gerçekten korktu!

İnce gerçekten korktu!

İnce, işçi ve emekçilerin yıllardır kaybettiği sokak inisiyatifini olur da bir daha kazanırlar olasılığından düzeni adına korktu

Dün seçim bitip, sandıklar açılmaya başladığı saatlerde YSK önünde gerçekleştirdiği açıklamalardan sonra ortalıkta görünmeyen, o saatten sonra partiden temsilcileri üzerinden kesintisizce “AA manipülasyon yapıyor, sandıklara sahip çıkın, terk etmeyin, bizdeki verilere göre seçim ikinci tura kalıyor” çağrıları yapan, gecenin ilerleyen saatlerinde Fox TV’den İsmail Küçükkaya’ya attığı mesajla “adam kazandı” diye haber salan CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Muharrem İnce, saatler sonra CHP Genel Merkezi’nde yaptığı açıklamalarla Erdoğan’ın seçim galibiyetini adeta meşrulaştırdı.

İnce’nin onca “sandıklara sahip çıkın” çağrılarından sonra böylesine ani bir vites değişikliği yaparak yenilgiyi bir TV fenomeni üzerinden, bu şekilde ilan etmiş olması pek çok soruyu da beraberinde getirmişti.

Durum gerçekten #incenerede etiketinin Twitter’da Trending Topic olmasını hakedecek kadar garipti.

Saat 12:30’da CHP Genel Merkezi’nde basının karşısına çıkan İnce, gerek açıklamalarını yazılı bir metinle yapması ve bunu oldukça gergin bir dikkatle icra etmesi gerekse rakamlar üzerinden yaptığı sörfle bu garipliği daha da derinleştirdi.

Kuantum fiziğinden, uzay biliminden bahseden İnce’nin verdiği rakamlar matematiğe takla attıracak bir mantığı ifade ediyordu. Keza İnce Erdoğan’ın yüzde 52,4 gibi bir rakamla kazanmış olmasının barajı sadece yüzde 3,4 gibi bir farkla aştığı anlamına geldiğini unutmuşçasına konuştu. Erdoğan’ın başarısını kendi aldığı yüzde 30,8’lik oy oranıyla kıyaslayarak rakamlaştırdı. Bu nedenle de “arada 10 milyon gibi bir oy farkı var” diye belirtti. Bu mantıkla dillendirdiği rakamlarla Erdoğan’ın bile ilk açıklamalarında yuvarlak ağızla dile getirdiği başarısını büyük bir zafere dönüştürdü.

Soru cevap bölümünde “evet çalmışlardır” dese de kendi mantığına göre yaptığı hesapla bu çalmayı da oldukça makul bir rakama çekip, seçmene adeta “kabul edin” diye buyurdu.

Bir gün önce seçmeni sandığa çağıran ve Ben canım pahasına oyunuza sahip çıkacağım, başaracağız.” diyen İnce şimdi hem “evet çalmışlardır” diyor hem “ama o kadar çok çalmaları mümkün değil” diyor hem de “o kadar çok” dediği rakamları açık bir mantık çarpılmasıyla kendisine göre büyütüyordu. Ama en önemlisi de oy çalmayı “makul düzeyde” kaldığı sürece meşrulaştırıyordu. Bunu yaparak da burjuva parlamentarizminin sınırlarını, pisliklerini, tüm çarpıklıklarını bizzat kendisi ortaya koyuyordu.

İşçi ve emekçilerin demokrasi rüyasını alevlendiren o sandıkların nasıl bir hükümsüzlüğün ifadesi olduğunun altını kalınca çizen İnce, bu tutumuyla ENSAR’daki çocuk tacizini “bir kereden bir şey olmaz” diyerek aklamaya çalışan AKP’li bakanın yaptığını “az oy çalmakla bir şey olmaz” şeklinde tercüme ediyordu.

İnce bu söylemiyle büyük bir değişim umuduyla o sandıklara giden işçi ve emekçilere, onların iradelerine sadece hakaret etmiyordu. Asıl olarak da bu düzende seçim sandıklarının aslında bir hükmünün olmadığını, bu gerçeğin kritik evrelerde daha fazla böyle olduğunu bizzat ifade ediyordu.

“Çalınan oylar için sokağa çıkmayacak mısınız?” sorusuna verdiği yanıtla da bunu pekiştirip, burjuva partilerin her birinin genetik kodlarına işlemiş düzen bekçiliğini bir kez daha ortaya koyuyordu. “Sonuçlar ortada. Sokaklarda olmanın anlamı yoktu” diyen İnce, genlerine işlemiş sokak fobisi ve alerjisini de “Millet iradesine saygı” gibi bir tekerlemeyle kılıflıyordu.

Sonuç itibariyle bir burjuva siyasetçisinin en tipik reflekslerinden hareket ederek konuşan İnce, tarihsel bir gerçeği bizzat kendi pratiğiyle bir kez daha ortaya koymasıyla arayış içindeki kitlelere tek bir iyilik yapmış oldu. O da CHP ve diğer düzen partilerinin bir umut olamayacakları, işçi ve emekçilerin beklentileriyle aralarında aşılamayacak bir sınıfsal duvarın bulunduğu, bu değişim arayışının asıl öznesinin işçi ve emekçilerin bizzat kendileri olması gerektiğidir.

İnce’nin konuşmasına dair daha pek çok şey söyleyebiliriz. Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğü konusundaki düzen refleksi ulusalcı tepkilerine, Erdoğan’ın sandığa gitme oranından yola çıkarak attığı demokrasi havasına selam çakarak Türkiye’deki demokrasi kalitesine övgüler düzmesine ve tüm bunlara rağmen inşa edilecek rejimin tehlikelerine vurgu yapmasındaki aleni çelişkiye, şişkin egosuna kadar pek çok şey… Ama İnce üzerinde bu kadar çok laf etmeye bile değmeyecek bir sıklette olduğunu bizzat kendisi kanıtladığı için, “değmez” diyerek geçiyoruz.

Son söz olarak….

Korkmadığını, kendisini korkutacak-tehdit edecek birinin daha anasından doğmadığını iddia eden İnce, nasıl korktuğunu bu konuşmasıyla bizzat ele vermiş oldu. Onun bu korkusunun kişisel boyutları bizi ilgilendirmiyor. Derdimiz asıl korkusuyla… O da, işçi ve emekçi kitlelerin yıllardır kaybettiği sokak inisiyatifini olur da bir daha kazanabilmeleri olasılığıdır. Her yönüyle krizle sarsılan bu barbarlık düzeninin emekçilerce aşılan korkular ve kazanılan sokak iradesiyle ağır bir komaya girmesi olasılığıdır. Yüreğinin el vermediği budur…


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar