İşçi sınıfı 2019’u birikmiş öfkesiyle uğurluyor!

İşçi sınıfı 2019’u birikmiş öfkesiyle uğurluyor!

İşsizlik, düşük ücretler, hayat pahalılığı, patronların pervasızlığı, ücret ve hak gaspları, devlet gücünün sınıfın üzerine salınması, iş cinayetleri, sendika düşmanlığıyla geçen 2019’un yarattığı toplumsal öfke birikiminin 2020’ye devrolduğu bir noktadayız.

İşçi sınıfı için 2019 yılı krizin yarattığı ağır ekonomik-sosyal yıkımların daha da görünürleştiği bir yıl oldu. İşsizlik ve özellikle genç işsizlik tarihte eşine az rastlanır bir seviyeye ulaşırken, hayat pahalılığı karşısında mevcut ücretler eridikçe eridi. İş cinayetleri, sendika düşmanlığı, hak gaspları, direnişler ve polis saldırılarıyla 2019 işçi sınıfı cephesinden biriken öfkeyi büyüterek, 2020’ye devretti!

EMEK SERMAYE ÇELİŞKİSİNDEKİ KESKİNLEŞME PERDESİZLEŞTİ!

2019 yılı, emek-sermaye çelişkisindeki keskinleşmenin, burjuvazi ve devletinin toplumsal zenginliğin bölüşümündeki fütursuzluğunun ayyuka çıktığı bir yıl oldu. Bir seçimler silsilesi içinde geçen yıllarda krizin etkisini nispeten hafifletecek kimi politik manevralardan bile vazgeçildiği bu yılın özellikle 2. yarısı, bu bölüşümde gözü dönmüş bir gaspçılığa tanıklık ettik:

Krizi inkar eden burjuva iktidar bloku, beton ve enerji patronlarını kurtarmak için milyarlar akıtırken (Sadece Ali Ağaoğlu’nun Ataşehir Finans Merkezi’ndeki yeri ‘Varlık Fonu’ tarafından 1 milyar 400 milyon TL’ye alındı, yine enerji patronlarının bankalara olan 47 milyar dolarlık borçlarına çizgi çekildi!) işçi ve emekçilere yüzde 4, en fazla 6 oranında zammı bile çok gördü.

Varlık Fonu’na devredilen işletmeler patronlara akıtılan paralar nedeniyle zarar ederken, sadece enerji ve beton patronları değil, Simit Sarayı ya da Doğa Koleji gibi yandaş patronlar da bu pervasızca kurtarma operasyonlarının (Sadece Simit Sarayı için 510 milyon TL!) konusu edildi. Bu arada asgari ücret AGİ dahil bin 324 TL oldu! Yani her gün için 10 TL’lik bir farkla “ne yaparsanız yapın” denildi!

Patronlara çekilen kıyaklar devam eder, politik gösteriş ve rant projeleri olan yerli otomobil palavrasına 22 milyar TL; ekonomik-siyasi-sosyal-ekolojik zararlarıyla ciddi bir toplumsal tepkinin simgesine dönüşen Kanal İstanbul projesine de 75 milyar TL ayırabilirken işçi ve emekçiler için gıda da sağlık da eğitim ve ulaşım da daha bir ulaşılmaz gale geldi!

Devlet, savaşa da “itibardan tasarruf olmaz” diyerek gerçekleştirilen savurganlık ve özel harcamalara da para akıtmakta hiçbir kesintiye gitmedi.

Aynı devlet, işçilerin toplu sözleşme döneminde göstermelik de olsa sergilenen hakem rolünü bile unutularak alenen patronları kolladı. Grev yasaklarını devreye soktu, kamu işçileri ve emekçilerinin toplu sözleşmelerinde yüzde 4 ya da 6 zam çıtasının aşılmaması için elinden geleni yaptı. İşçiler alamadıkları ücretleri ve diğer hakları ya da sendikalaşmaları nedeniyle işten atıldıkları için fiili direniş yoluna gitmek zorunda kaldıklarında karşılarına polisini-mahkemelerini dikti.

İşçilerin ücretlerinden kesilerek oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu alenen yağmalandı. İşçilerin bu fondan yararlanması aslanın ağzından ekmeği kapmak kadar zorken, patronlara verilen teşviklerin (Sözümona istihdam için!) hepsi buradan karşılandı!

MEVCUT SENDİKALARIN GELDİĞİ NOKTA TÜM ÇIPLAKLIĞIYLA AÇIĞA ÇIKTI!

2019 yılı işçi sınıfı için sadece daha fazla sefalet, işsizlik, güvencesiz çalışma, iş cinayetleri ya da toplumsal servetin dağılımındaki pervasız uçurumlar ve hamleler anlamına gelmedi. Mevcut sendikalar işçi sınıfı açısından kritik eşikleri oluşturan anlardaki tutumlarıyla miatlarını doldurduklarını da bir kez daha ortaya koydular.

Bu aynı zamanda işçi sınıfının kendisi için sınıf olma eşiğinden uzaklığını da bir kez daha gösterdi.

Sendikaların çürümüş bürokrasisi tam da bu zayıflıktan yola çıkarak tarihte eşine az rastlanacak satışlar gerçekleştirdi. Sınıfın çıkarlarının savunulmasında defalarca sınıfta kalan bu kastlaşmış yapılar, patronlar ve onların devletinin-siyasi temsilcilerinin her türlü araçla sefalet ve kölelik dayattıkları bu kriz koşullarında kelimenin gerçek anlamıyla yere çakıldılar.

TÜPRAŞ Sözleşmesi önemli bir eşik oldu

2019 yılının en kritik konularından biri sınıfın bütününü ilgilendiren kritik sözleşmelerde sergilenen tutumlar oldu.

Arkasından gelecek tüm sözleşmeleri belirleyecek olan Türkiye’nin en büyük işletmelerinden TÜPRAŞ sözleşmesi, bu noktada önemli bir yerde durdu. Kazanılmış hakların geriye doğru çözülmesi açısından kritik bir eşiği ifade eden bu sözleşme, ucuz-uzun-esnek ve güvencesiz çalışma açısından kolektif kazanımların geriye doğru çözülmesinde önemli bir yerde durdu. Bu sözleşme aynı zamanda ağırlıklı olarak burjuva devlet kurumlarının temsilcilerinden oluşan Yüksek Hakem Kurulu’nun; petro-kimya patronları ve özel olarak da TÜPRAŞ yönetiminin işçilere dayattıkları kölelik koşullarını bile aratacak bir içerikle bağıtlanarak, devletin “hakem rolü” oynama kaygısından da uzaklaştığı bir savaş ilanı anlamına geldi.

TÜPRAŞ’ta işçiler, esnek çalışma dayatmalarına, düşük ücretlere, çalışmakla ölümün özdeş olmasına karşı toplu sözleşme sürecinde sendikanın alacağı her kararı uygulamaya hazır olduklarını defalarca gösterdi. Örgütlü oldukları Petrol-iş Sendikası sözleşme sürecini adeta çürüterek işin Yüksek Hakem Kurulu’nda bitmesi için elinden geleni yaptı. Grev yasağını bahane eden sendika, lokal ve parça eylemlerle işçileri oyaladı. Üretimden gelen gücün etkisini hissettirecek sınırlı eylemler bile gerçekleştirmedi. Yükleme bölümünde yapılan süreli iş bırakmalarla oyalanırken, zaman doldu ve sözleşme YHK’de Koç’ların dayatmalarının bile gerisinde kalan bir içerikle bağıtlandı: Yüzde 6 zam, 40 yıllık vardiya sisteminin değiştirilmesi, 3 yıllık sözleşme!

TÜPRAŞ’taki bu yenilgi hemen arkasından gelen ve 200 binden fazla kamu işçisini ilgilendiren sözleşmeyi de doğrudan etkiledi. İşçi sınıfı cephesinden açılan gedik, sendika ağalarının aleni satışlarıyla birleşerek büyüdü ve kamu işçileri sözleşmeleri AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşme yapan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay’ın aleni katkılarıyla yüzde 8 oranında sembolik bir zamla bağıtlandı. Atalay sözleşmedeki satışını basın toplantısında gerçekleşen mikrofon kazasıyla da itiraf etti!

Kamu işçileri ve emekçileri alenen satıldı

Kamu işçileri adına masaya oturan Türk-İş Başkanı Ergün Atalay daha sonra yaptığı açıklamada bu rakamı Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan kendisinin istediğini söyledi.

Türk-İş’in bu tarihsel satışından sonrası aynı biçimde devam etti. Bağlı sendikaların birçoğu da aynı orana imza attı.

AKP’nin şef değneği Memur-Sen’in milyonlarca emekçiyi temsilen oturduğu masada da benzer süreçler tekrarlandı. Memur-Sen, Türk-İş’in satışının yarattığı toplumsla tepkilerden korkarak masada birkaç atraksiyon yaptı. Bu atraksiyonlarını sembolik eylemlerle birleştirerek “biz üzerimize düşeni yaptık ama…” profili çizmeye çalıştı. Sonuçta sözleşme Kamu Görevlileri Hakem Kurulu tarafından yüzde 4’le bitirildi.

LÜKS ARAÇLI YÜKSEK MAAŞLI SENDİKACILAR!

Memur-Sen’e bağlı Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Dursun’un piyasa değeri yaklaşık 800 bin lira olan Audi A6 aracı alması, Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı ve Özçelik-İş Sendikası Genel Başkanı Yunus Değirmenci’nin de 1.3 milyonluk süper lüks makam aracı alması sendikaların başına çöreklenen güruhun nasıl bir yozlaşma içinde olduklarını bir kez daha gösterdi. Bu güruh yüksek maaşlarını ve lüks araçlarını pişkince savundu, “ihtiyaçtan” diyebildi!

Onlar şahsında alenen dile gelen bu gerçek, hemen tüm sendikalarda farklı düzey ve biçimlerde aynı çürümenin yaşandığı gerçeğinin görünen yüzü oldu!

BELEDİYELERDE GREVLER, SENDİKALAR VE İŞÇİLER

Genel-İş üyesi Maltepe Belediyesi işçileri TİS hükümlerinin uygulanması ve işten atılan işçilerin geri alınması talebiyle fiili iş bırakma eylemine gitti. Polisin de saldırdığı grev, yayıldı ve işçilerin kazanımıyla sonlandı. İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı İZENERJİ işçileri TİS hakları için iş bıraktı, işçiler lehine bir sözleşme yapıldı.

Ataşehir Belediyesinde de işten atılan iki işçi direniş başlattı. Ataşehir Belediyesi Başkanı Battal İlgezdi eylemde olan işçileri hedefe çakan, güvenlikçilerini sendika temsilcisine saldırtan sınıf düşmanı tutumuyla belleklere kazındı.

Aydın, İzmir Aliağa, Üsküdar Belediyelerinde sendikalaştıkları ya da başka gerekçelerle işten atılan işçilerin direnişleri çeşitli biçimlerle devam ediyor.

“Ücret sendikacılığı istemiyoruz”

CHP’li belediyelerdeki işçi eylemleri CHP’nin sendika düşmanlığını da alenileştiren bir rol oynadı. Gerek Maltepe ve gerekse Ataşehir belediyeleri pratikleriyle bunun tipik ifadesi oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu rahatsızlığını, sendikalara sınır çizme pervasızlığıyla gösterdi. “Ücret sendikacılığı istemiyoruz!” diyen Kılıçdaroğlu’nun bu tutumundan sonra Genel-İş’in İstanbul 1 Nolu Şubesi’nde olağanüstü genel kurula gidildi. Genel-İş yönetimi ve CHP işbirliğiyle gerçekleşen bu genel kurulda, tasfiye edilmek istenen yönetim yeniden kazanarak, işçilerin dayatılan ve aslında alışılmış sendikal çizgiyi reddettiklerinin ifadesi oldu.

Gerek Genel-İş yönetimi gerekse CHP’nin tutumu belediyelerdeki sendikacılığın nasıl bir yozlaşma hali içinde olduğunu açıkça gösterdi.

Memur-Sen’den istifalar

Yine belediyelerdeki ibretlik durumlardan biri de 31 Mart-23 Haziran seçimlerinde AKP’den CHP’ye geçen belediyelerde çalışan emekçilerin el değiştirmeden sonra AKP’ye yakın Memur-Sen’e bağlı sendikalardan istifa ederek KESK’e bağlı sendikalara geçmeleri oldu. Memur-Sen bunun baskıyla olduğunu açıklarken emekçiler, Memur-Sen’i yalanlayarak, “Baskıdan kurtulduğumuz için” dedi.

Bu gelişmeler belediyelerdeki sendikacılığın niteliğini bir kez daha gösterdi.

2019’daki GREV KARARLARI ve GREVLER

2019’da toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca grev kararı asılan, fakat greve başlamadan bağıtlanan sözleşmelerden biri de Senfoni İlaç’ta gerçekleşti.

Türkiye’de 60 yıldır faaliyet gösteren, diyabet, onkoloji, kalp damar hastalıkları başta olmak üzere 16 ana dal tedavi alanında 139 tip ürün üreten ilaç devi Sanofi Aventis Fabrikası’nda 7 görüşme yapılmış, anlaşma sağlanamayınca 29 Nisan’da 28 Mayıs’ta başlayacak grev kararı asılmıştı. Fakat süreç greve gitmeden 15 Mayıs’ta yapılan anlaşmayla sonuçlandı.

Tekfen Grubu’na ait Türkiye’nin en büyük gübre üreticisi Toros Tarım’daki sözleşme süreci de grevin ilk gününde yapılan anlaşmayla sonlandı. Petrol-İş’in Adana ve Mersin şubelerinde örgütlü olduğu işletmede patronun sıfır zam dayatmasına karşı başlayan grev (28 Mart) ilk gününde yapılan anlaşmayla sonlandı.

Petrol-İş Sendikası Gebze Şubesi’nin örgütlü olduğu Trelleborg İst. Hortum Sanayi A.Ş’de toplu sözleşme görüşmeleri anlaşmazlıkla sonuçlanınca 10 Aralık’ta grev başladı. Trelleborg grevi devam ediyor.

2019’DA AKP’Lİ YILLARDA YASAKLANAN GREVLERDEN 16’INCISI DA İZBAN GREVİ OLDU

AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından beri sayısı gittikçe artan, OHAL’in ilan edildiği 2016 Temmuz’undan sonraki neredeyse her grev için uygulanan ve erteleme adı altında verilen yasak kararları 2018’in sonunda başlayıp, 2019’a devreden İZBAN grevinde de tekrarlandı. 343 işçinin katıldığı İZBAN grevi 29. gününde, Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararla yasaklandı.

Erdoğan bu karardan kısa süre önce “Şimdi grevler yok. Eğer grev olmuyorsa demek ki işçinin hakkını veriyorsun, hukukunu gözetiyorsun.” diye belirtmişti, dalga geçercesine!

İŞ CİNAYETLERİ HIZ KESMEDEN SÜRDÜ
İş cinayetleri 2019 yılında hız kesmeden devam etti. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre bu yılın ilk 11 ayında en az 1606 işçi iş cinayetlerinde yaşamı yitirdi.

Bunlar olurken, toplumsal hafızada silinmeyecek izler bırakan iş cinayetleriyle ilgili mahkemeler patronlar lehine sonuçlandı. Öne çıkan ikisi şöyle sonuçlandı:

Torunlar

İstanbul Mecidiyeköy’de bulunan Torun Center inşaatında 6 Eylül 2014 günü, asansörün 32’inci kattan zemine çakılması sonucu 10 işçi yaşamını yitirmesiyle ilgili olarak mahkemenin verdiği karar İstinaf Mahkemesi tarafından da onandı.

Dava sonucunda 2’si Torunlar, 4’ü asansör firması, 3’ü iş güvenliği firması personeli olmak üzere 9 kişiye 8 yıl 4 ay hapis cezası veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, “iyi hal” gerekçesiyle bu cezayı her bir sanık için 60 bin 800 TL adli para cezasına dönüştürdü. Torunlar, Geda Majör ve NCA iş güvenliği firmalarının bir kısmı yönetici konumdaki diğer personeliyle ilgili ise beraat kararı verilmişti. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi de mahkemenin verdiği bu kararı onadı. Torunlar patronlarınaysa takipsizlik kararı verilmişti!

Soma Katliamı davası

Patronların kar hırsıyla yaptıkları maliyet hesapları nedeniyle gerçekleşen iş cinayetlerindeki cezasızlık politikası Soma Katliamı davasında da yinelendi. 2014’te meydana gelen 301 işçinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı davasında hapis cezası alan Patron Can Gürkan 2019’da tahliye edildi.

İNŞAAT İŞKOLUNDAKİ KURALSIZLIKLAR ALIP BAŞINI GİTTİ

Krizin etkisinin en ağır haliyle hissedildiği inşaat işkolundaki kuralsızlıklar daha pervasız biçimler kazandı. İşsizliğin yaygınlaştığı işkolunda süregelen ücret ve hak gaspları ayyuka çıktı. Devletin sürekli fonladığı beton patronları işçilerin ücretlerini ve diğer haklarını ödememekteki pervasızlıklarını kolektif bir tutuma dönüştürdü. Şehir hastaneleri gibi büyük şantiyelerden orta ve küçük ölçekli şantiyelere, yurtiçinden yurt dışına kadar birçok yerde inşaat işçileri alamadıkları ücretleri ve diğer hakları için eyleme gitmek durumunda kaldı.

İnşaat patronları bu eylemler karşısında devletin gücünü de arkalarına alarak pervasız bir kayıtsızlık sergilediler. Son olarak Adem Çelik Şirketler Grubu’na bağlı olarak Beykent Üniversitesi Avalon şantiyesinde çalışan işçiler ihbar tazminatları ve geçmişe dönük diğer hakları için başlattıkları direnişle bu gerçeğin altı bir kez daha çizildi. 36 gündür süren direnişte patron işçilerin üzerine aracını sürdü, polis saldırısı ve gözaltılar gerçekleşti. Kaçak işçi çalıştıran, vergi kaçıran, işçilerin haklarını gasbeden Adem Çelik’e dokunmayan devlet, İnşaat-İş yöneticileri ve direnişçi işçiler hakkında sayısız soruşturma açtı.

MADENLERDE ÜCRET EYLEMLERİ VE HAK GASPLARI

Maden işçileri için 2019 iş cinayetleri, ödenmeyen ücretler nedeniyle gerçekleşen eylemlerle geçti. Son olarak Şırnak ve Zonguldak’taki kaçak ocaklarda meydana gelen göçük ya da patlamalar nedeniyle üç işçi hayatını kaybetti. Bursa’nın Harmancık ilçesindeki krom madeninde 8 ve 9 Aralık’ta iki işçi aynı asansörde can verdi!

Şetat Madencilik işçileri işten atıldı, ücretleri ve hakları ödenmedi

Bursa’nın Orhaneli İlçesi’nde faaliyet yürüten Şetat Madencilik A.Ş. Krom ve Olivin işletmesinde çalışan 48 işçi, 4 aylık ücretleri, fazla mesai ve normal mesaileri ödenmeden işten çıkarıldı.

Sözleşmeleri SGK’nın 29. Kod 25. Maddesi’nden feshettiği için (ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış!) işsizlik sigortasından da yararlanamayacak olan işçiler, Orhaneli’nin 9 Eylül Meydanı’nda basın açıklaması yaparak tepki gösterdi.

Hema işçileri de ücretleri için eylem yaptı

Hema A.Ş’nin Bartın Tarlaağzı köyünde devam eden galeri açma işinde çalışan işçiler, bu defa da 2 aydır alamadıkları ücretleri için eylem yaptı. Madenciler daha önce de ücretlerini alamadıkları için kuleye çıkarak eylem gerçekleştirmişti.

Sırtını sağlam yerlere dayayan ve 2005 yılından bu yana verdiği taahhütlere rağmen bir gram kömür bile çıkarmayıp, bölgede termik santral kurma ısrarını sürdüren Hattat Holding’e bağlı Hema A.Ş.’de çalışan 100 maden işçisi, 2 aylık ücretlerini alamayınca iş bırakma eylemi başlattı.

Soma madencileri Ankara’ya yürüdü

Tazminat hakları gasbedilerek işten atılan ve 5 yıldır verilen sözlere, mahkeme kararlarına rağmen sadece 3 seçim döneminde 3 taksiti yatırılan 3 bin 500 maden işçisini temsilen Bağımsız Maden İşçileri Sendikası öncülüğünde Ankara’ya yürümek isteyen işçiler Kırkağaç Çam’ında jandarma-polis barikatıyla durduruldu. Burada 33 gün boyunca direnişlerini sürdüren işçiler, Enerji Bakanlığı ve TTK’nın ödeme planını kabul etmesi üzerine direnişlerini sonlandırdılar.

Ankara’da yapılan görüşmede tazminatların Ocak ayı itibariyle hesaplara yatırılacağı ve yapılacak bir düzenlemeyle Ermenek işçileri de dahil aynı sorunu yaşayan tüm maden işçilerinin mağduriyetinin giderileceği sözü alındı.

İŞÇİ VE EMEKÇİLERDE İNTİHARLAR YAYGINLAŞTI

Kriz nedeniyle işçi sınıfı ve iflas eden orta sınırlar arasında intiharlar yaygınlaştı. Kirasını, bakkal borcunu, faturalarını ödeyemeyen 3 aile siyanürle intihar (cinayet de denilebilir) etti. Bu intiharlar dayanışma kültürünün ne kadar zayıfladığını olduğu kadar, sınıf mücadelesinin nasıl bir örgütsüzlük girdabında sürüklendiğini de açıkça ortaya koydu.

Son 6 yılda en az 351 işçinin ağır çalışma koşulları, işsizlik nedeniyle intihar ettiği Türkiye’de bu gerçek 2019’da ardı ardına gerçekleşen intiharlarla toplumsal krizin boyutlarını sarsıcı bir şekilde yüzümüze vurdu.

Fatih’teki Yetişkin kardeşler gibi birçok emekçinin ücret dışında herhangi bir sosyal güvencesi, dayanağı yoktu. Birkaç örnek bile kriz-çaresizlik döngüsüyle intihar arasındaki ilişkiyi çarpıcı şekilde anlatıyor:

Hacı Üruç, Ramazan ayında eve yiyecek götüremediği için intihar etmişti;

Kevser Abdülkadiroğlu ataması yapılmadığı için işsiz kalmış, çaresizliğiyle intihara sürüklenmişti;

Tarım işçisi olarak çalışan ve 8 aydır kirasını ödeyememiş olan Emine Akçay yoksulluk nedeniyle intiharı seçmişti,

‘Ölümümden kimse sorumlu değildir. Çocuğuma kitap ve okul önlüğü alamadım.’ notunu bırakarak kendisini asan Cemal Can aynı çıkışsızlıkla intihar etmişti.

Sadece bu birkaç örnek bile emekçilerin intihara nasıl sürüklendiklerinin açık ifadesidir. AKP’li devlet bu gerçeğe karşı siyanür satışlarını yasaklamak, intihar haberleri yapılmasını cezalandırmak ve neredeyse intihar edenleri suçlamak dışında bir adım atmadı!

SENDİKALAŞTIKLARI İÇİN İŞTEN ATILAN İŞÇİLER DİRENDİ

İşçiler anayasal hakları olan sendikalaşma haklarını kullandıklarında işçi kıyımıyla karşılaşmaya devam etti

Cargill

Tek Gıda-İş’e üye oldukları için işten atılan Cargill işçileri 600 günden fazla zamandır fabrika önünde direnmeye devam ediyor. İşçiler bu süre içinde şirketin genel merkezi önünde basın açıklamaları, günlerce süren 24 saatlik oturma eylemi, şirketin düzenlediği ya da yer aldığı çeşitli etkinliklerde yaptıkları eylemlerle seslerini duyurarak, kararlılıklarını gösterme ısrarını sürdürüyor.

Bozankaya MAN

MAN TÜRK iştiraklerinden Bozankaya AŞ’nin Kazan’daki fabrikasında çalışan ve Birleşik Metal İşçileri Sendikası’na (BMİS) üye oldukları için istifaya zorlanarak, 30’u işten çıkarılan işçilerin fabrika önünde direnişe başlamasıyla karşılarında polisi bulmaları bir oldu!

Anayasal haklarını kullanarak sendikaya üye olan ve işyerinde çoğunluğu sağlayan işçilerden çıkışı verilenlerin sayısı 30’a yükselirken, direnme haklarını kullanmaları da polis zoruyla bastırılmaya çalışıldı. İşçiler mahkeme yoluna gitmeye karar verdi.

VİP Giyim

Kocaeli Darıca’da bulunan VİP Giyim fabrikasında kötü çalışma koşullarına, mobbinge, düşük ücretlere karşı DERİTEKS Sendikası’nda örgütlendikleri için işten atılan işçilerin fabrika önünde sürdürdükleri direniş 40’lı günlerine ulaştı. İşçiler soğuk hava ve yağmura karşı direniş çadırı kurdular, önce izin veren polis 1 saat sonra çadırı kaldırmalarını dayattı, saldırıyla tehdit etti.

Koton işçileri

Kötü çalışma koşullarına karşı Koop-İş’te örgütlendikleri ya da seslerini duyurmak için açılan instagram hesabını takip ettikleri için ilk önce 25’i (25 Ekim tarihinde) işten atılan, ardından devam eden kıyımla sayıları 50’yi bulan Koton işçilerinin mücadelesi patrona geri adım attırdı. Koton yönetimi işçilerin bazı taleplerini kabul ettiğini duyururken, işten atılan işçilerle ilgiliyse tek bir kelam etmedi.

Kırşehir Petlas

Kırşehir’de kurulu PETLAS işletmesinde DİSK’e bağlı Nakliyat-İş sendikasına üye oldukları için işten atılan işçilerin yaptığı direniş başarılı oldu. PETLAS yöneticileriyle yapılan görüşme sonrası işçilerin işbaşı yapacağı, sendikal haklarına saygı duyulacağı, işten atıldıkları süre boyunca ödenmeyen ücretlerinin ödeneceği belirtildi.

TÜVTÜRK’te sendika düşmanlığı

Nakliyat-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılan işçilerin direnişleri Muğla’da, Urfa’da, Karabük ve Kastamonu’da devam ediyor.

Düzce Cam işçileri

Düzce Cam’da işçilerin Kristal-İş’te örgütlenmesi sayısız engelle baltalanmaya çalışıldı, son olarak grev kararı alındı ve patron işçi kıyımını devreye sontu. Düzce Cam işçilerinin direnişi devam ediyor.

İFLASLAR VE HAKLARI GASBEDİLEN, İŞSİZ KALAN İŞÇİLER

Siyasi iktidar krizi inkâr edip, sözünü edenleri vatan haini ilan ederken, iflaslar, konkordatolar devam etti. İflaslar yüzlece işçiyi işsiz bıraktı, ücretlerini alamayan işçiler çeşitli biçimlerle seslerini duyurmaya çalıştı:

Yörsan

Balıkesir Susurluk’taki Yörsan fabrikası iflas başvurusunda bulundu. Kendilerine hiçbir açıklama yapılmadığını belirten 300 işçiyse sosyal medyadan video paylaşım yaparak milletvekillerinden yardım istedi. Fabrikaya son olarak kayyum atandı, nasıl bir kurtarma operasyonu yapıldığı ve işçilerin durumunun ne olacağı henüz net değil!

Eskişehir Zeytinoğlu Grup

Eskişehir’de kurulu bulunan Zeytinoğlu grubu bünyesindeki Entil Endüstri, Hapalki Döküm ve Tarkon Makine işyerlerinde çalışırken iflas gerekçesiyle işlerinden oldukları gibi tazminat hakları ve ücretleri de gasbedilmek istenen Birleşik Metal İşçileri Sendikası üyesi 500 işçi, direnişlerini sürdürüyor. İşçiler Ankara’ya yürümek isterken polis saldırısına uğramış, daha sonra yürüme ısrarlarını sürdürmüş, Ankara  TMSF önünde kitlesel basın açıklaması gerçekleştirmişti.

İşçilerin Entil fabrikası önündeki direnişleri devam ediyor.

EYT MÜCADELESİ DEVAM ETTİ

Emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) gasbedilen hakları için mücadelelerini sürdürdü. EYT’liler dernekler, lokaller oluşturarak örgütlenirken, düzenledikleri mitinglerle seslerini duyurmaya devam etti.

EYT’lilerin mücadelesi AKP’li devletin sınıf düşmanlığını en pervasız şekilde dile getirmesinin vesilesi oldu. Bizzat Erdoğan’ın tehdit ve hakaretlerine maruz kalan EYT’liler örgütlenmeye devam ederken, mücadelelerinin zayıf noktalarını da ortaya koydular.

KHK’lılar

KHK’larla ihraç edilen on binlerce emekçi 2019’da da örgütlü, toplumsal bir güç yaratamadı. Ankara Yüksel Caddedi’ndeki direniş devam ederken, KHK’lıların oluşturmaya çalıştıkları Meclisler de çeşitli eylemler gerçekleştirdiler, polis saldırısı eksik olmadı!

GÖÇMEN İŞÇİLER

Patronların işçi sınıfına dönük hoyratlıkları en çarpıcı biçimleriyle göçmen işçilere karşı dile gelir. Göçmen işçiler; dilini-kültürün-hakkını aramayı bilmedikleri ülkelerde hele bir de oturumları, tutunacak bir dalları yoksa gerçek bir köle muamelesi görürler. Düşük ücretlerle, posaları çıkıncaya kadar çalıştırılan göçmen işçiler, en doğal hakları olan ücretlerini istemeye kalkıştıklarında bile en hafifinden hakaretle karşılaşır, “vay sen misin hakkını isteyen” muamelesi görürler.

-Sultangazi’de ödenmeyen 1 aylık ücretini isteyen işçi, diğer işçilerin gözü önünde patronları tarafından feci şekilde dövüldü.

-İsmi Mustafa El Recep olan işçinin cesedi 17 Aralık tarihinde battaniyeye sarılı olarak Adana’nın Seyhan İlçesi’ndeki bir portakal bahçesine bırakılmıştı. Polisin incelemeleri sonucu oraya, çalıştığı fabrikanın sahibi ve üç çalışanı tarafından getirilmişti.

-2019’un Ocak ayında Ankara’nın Altındağ ilçesindeki mobilyacılar sitesinde 4 katlı bir işyerinde çıkan yangında 5 Suriyeli işçi yaşamını yitirdi. Koltuk üretimi yapılan fabrikada çıkan yangının sebebi ilk belirlemelere göre elektrikli ısıtıcının yanındaki süngerlerin yanması olduğu belirtilmişti. Yangından kaçan işçiler üst kata kaçmasına rağmen yargın merdiveni olmadığı için binadan çıkamadı. Sünger, tahta vb. maddelerin yanmasıyla yoğun dumana maruz kalan işçiler, itfaiye ekiplerinin camı kırmasıyla kurtulabildiler.

Ancak yangının olduğu işyerinde incelemelerde bulunan Elektrik Mühendisleri Odasından uzmanlar, elektrik tesisatındaki sorunların yangına sebep olduğunu aktardılar.

-2019’da kalacak yerleri olmadığı için işyerinde yatan işçiler benzer şekillerde çıkan yangınlar nedeniyle ölmeye devam etti!

2020’YE METAL İŞÇİLERİNİN TOPLU SÖZLEŞMELERİYLE GİRİYORUZ

Türk Metal, Birleşik Metal-İş ve Çelik-İş’te örgütlü yaklaşık 140 bin işçiyi ilgilendiren ve aslında tüm işçi sınıfı için belirleyici önemde olan MESS Grup sözleşmeleri görüşmeleri Ekim ayının ilk haftasında başladı. Patronlar masaya; 3 yıllık sözleşme, düşük ücret, esnek çalışmanın önünü açacak dayatmalar ve kazanılmış sosyal hakların tırpanlanması gibi bir saldırganlıkla oturdu. Görüşmelerde anlaşma sağlanamadı, arabulucu aşaması da sona ermek üzere.

2020’yi metal işçilerin muhtemel grev kararıyla ve yine muhtemel grev yasağı pervasızlığıyla karşılayacağız!

TÜPRAŞ sözleşmesinde yaşanan kırılmanın kamu işçi ve emekçilerinin sözleşmelerinde devam etmesinin metal patronlarına güç verdiği ortada. Yaklaşık 110 bin işçiyi bünyesinde toplayan TM başta olmak üzere sendikaların süreci üretimden gelen gücü devreye sokarak sınıf lehine baskılamaları sözkonusu değil, BMİS’in bu yönde yaptığı kimi çıkışları saymazsak MESS vampirlerinin önü açık görünüyor. TM’nin 3 yıllık sözleşmeye karşı yüzde 16 oranında bir zamma olur dediği söylentilerinin yayıldığı bu koşullarda sürecin greve gitse bile yasakla ve nihayet YHK’da sonlanmasını beklemek abes olmayacaktır. Ya da TM’nin sınıfa dönük grev yasağı ve YHK şantajıyla el altından sürdürdüğü görüşmeler kapsamında tarihsel bir satışa imza atması da…

Fakat nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın metal işçilerinin bunu kolay kolay sineye çekmeyeceklerini, MESS’e de TM’ye de yeni bir metal fırtına yaşatmalarının uzak bir ihtimal olmadığını biliyoruz.

İşsizlik, düşük ücretler, hayat pahalılığı, patronların pervasızlığı, ücret ve hak gaspları, devlet gücünün sınıfın üzerine salınması, iş cinayetleri, sendika düşmanlığıyla geçen 2019’un yarattığı toplumsal öfke birikiminin 2020’ye devrolduğu bir noktadayız.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar