İşçi sınıfı taban örgütlülüğüyle inisiyatifi ele geçirmelidir!

İşçi sınıfı taban örgütlülüğüyle inisiyatifi ele geçirmelidir!

Asgari ücretin AGİ de dahil 2 bin 324 lira 70 kuruş olması işçi sınıfı ve emekçilerle dalga geçmektir. Mevcut sendikalarla bu tutuma yanıt vermek mümkün değildir, işçi sınıfı kendi taban örgütleriyle inisiyatifi ele geçirme zorunluluğuyla bir kez daha karşı karşıyadır!

2020 yılı için belirlenen asgari ücret Asgari Geçim İndirimi (AGİ) de dahil 2 bin 324 lira 70 kuruş oldu. Bizim yıllık tüketim harcamalarımızdan yapılan vergi kesintisinin bir kısmının geri ödenmesi anlamına gelen AGİ’yi katmazsak bu rakam aslında 2104 TL’dir!

Sadece doğal gaz ve elektriğe yapılan yıllık zam oranının yüzde 60 civarında olduğu, tüm tüketim kalemlerinin kontrolsüz bir fiyat artışıyla ulaşılmaz hale geldiği, mevcut ücretin değil dört kişilik bir ailenin tek bir işçinin bile temel gıda harcamalarına yetmez olduğu bu koşullarda gözümüzün içine bakıla bakıla yapılan “zam” bir kavga çağrısıdır.

İşçi sınıfının öz örgütü olan sendikaların AGİ de dahil günlük 10 TL’ye (yani aslında 5-6 ekmek parasına) tekabül eden bu “zamma” karşı Fransa’da olduğu gibi hayatı durdurmalarını beklemek anlamsız. Şu haliyle işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyinin de göstergesi olan bürokratlaşmış-kastlaşmış-kendi sınıfına yabancılaşmış bu sendikal yapıların böyle bir soluğu, dinamiği yoktur! Olmuş olsaydı gerek burjuvazinin gerekse devletinin bağıra bağıra koydukları “hedeflenen enflasyon” çıtasına karşı grev yasaklarını da fiilen delerek asgari ücret belirlenme sürecini işçi sınıfının gövdesiyle tutum aldığı bir nitelikte örgütler, o masaya da sınıfın harekete geçmiş gücünün ağırlığını taşıyarak otururlardı.

Ne bundan önceki asgari ücret belirleme süreçlerinde ne de bu sefer hiçbiri, bırakalım fiili bir grevin lafını etmeyi, tek bir kez bile grev dememeyi özel bir dikkat konusu haline getirdiler. Birkaç kere bir araya gelerek “asgari ücret vergi dışı bırakılsın” diyen miadını doldurmuş bu sendikacılık, açıklanan rakam karşısında, “Biz bu karara katılmıyoruz ve toplantıdan ayrılıyoruz” diyebilecek kadar da riyakar bir tutum içinde.

Belirlenen rakama karşı “biz toplantıdan ayrılıyoruz” diyerek işçi sınıfına yaptıkları ihaneti temizleyebileceklerini sanan bu bürokratlara “grev çağrısı yapın” demek ne kadar abesse işçi sınıfının bunlara güvenerek hareketsiz kalması da bir o kadar ölümcüldür.

DİSK, son bir aydır sokaklarda yürüttüğü ajitasyon propaganda çalışmalarıyla görevini yerine getirdiğini sanıyor ve devlete de asgari ücret belirleme sürecinin grev hakkıyla birlikte örgütlenmesinin önünü açın çağrısı yapıyor!

Türk-İş, “Biz bu karara katılmıyoruz ve toplantıdan ayrılıyoruz” diyerek işin içinden sıyrılacağını sanıyor!

Hak-İş “ama bu olmadı ki” mealine gelen bir açıklamayla görevini tamamladığını düşünüyor.

Her üçü de bu açıklamalarıyla işçi ve emekçileri ikna edeceklerini düşünüyor. Çünkü bugüne kadarki pratikleri bu sınırı geçmedi. İşçileri de o sınırlara alıştırdılar. Şimdi de gemiyi aynı biçimde yürütebileceklerini sanıyorlar.

Tablo çok açık: İşçi sınıfı bu yapılardan medet ummak yerine kendi öz gücü ve taban örgütleriyle süreçlere müdahale etmelidir! Artık kabuk haline gelen bu bürokratik örgütleri parçalayıp geçmelidir. İşyeri komiteleri, konseyleri ve meclisleriyle mevcut kölece çalışma rejimine karşı inisiyatifi, üretim alanlarından yükselen tepkisiyle ele geçirmelidir! O zaman ne bu sendika ağaları böyle bir pişkinlik içinde olabilir ne de devletiyle birlikte burjuvalar “işçimizi enflasyona ezdirmedik” diyerek gözümüzün içine bakıp, bizimle dalga geçebilir!


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar