İşçiler “Emeğin Anlatılmamış Hikayesi”ni neden okumalıdır

İşçiler “Emeğin Anlatılmamış Hikayesi”ni neden okumalıdır

İşçi sendikalarının tüm militanları okumak ve araştırma yapmak zorundadır. Amerikan sınıf mücadelesi tarihini klasik bir emek tarihi kitabı olan Labor’s Untold Story’den daha iyi anlatan ve zamana yenik düşmeyen çok az sayıda kaynak vardır

CHRIS TOWNSEND

İşçi sendikalarının tüm militanları okumak ve araştırma yapmak zorundadır. Amerikan sınıf mücadelesi tarihini klasik bir emek tarihi kitabı olan Labor’s Untold Story‘den daha iyi anlatan ve zamana yenik düşmeyen çok az sayıda kaynak vardır

Emeğin Anlatılmamış Hikayesi” onlarca yıl boyunca yurt içinde ve dışında sendika üyeleri ve öğrenciler için eksiksiz bir emek tarihi kitabı olmuştur. Gerçekten de uzun süre, ’60’lar ’70’ler ve ’80’lerde bu konuda önemli bir şeyler okumak isteyenlerin elinde bu kitap dışında çok az şey vardı. Bu kitap. 1955’teki ilk baskıdan bu yana kapağında tanıtıldığı gibi “Amerikan kadın ve erkek işçilerinin savaşlar, ihanetler ve zaferlerden oluşan macerasıdır.”

Richard Boyer ve Herbert Morais’in yazdığı bu kitap -tam da amaçladıkları gibi-, engin sınıf mücadelesinde kendilerine düşen rolü oynamaları için işçilere yaptıkları taraflı bir eylem çağrısıydı. Bu kitapta patronlar ve onların siyasi kuklaları sevilmez.

Emeğin Anlatılmayan Hikayesi işçi sınıfının tarafını tutar. Bu kitap okuyucuyu sınıf mücadelesini bir akademik uğraş dışında herşey imişcesine eğitmeyi ve motive etmeyi hedefleyen bir kitaptır. Kitabın 1955’deki orijinal kapağında, polislerin çok sayıda işçiyi öldürdüğü, yirmi üç grevciyi ağır yaraladığı 1937 Little Steel grevi saldırısından birkaç saniye önce, Chicago Republic Çelik tesisinin önünde polisler ve özel güvenliğin tehdidi altında bir araya gelmiş grevci çelik işçilerinin bir fotoğrafı bulunmaktadır.

1970’e gelindiğinde United Electric, Radio and Machine Workers of America (UE, Amerikan Birleşik Elektrik, Radyo ve Makina İşçileri) bu klasik eseri basma ve dağıtma görevini üstlenince kapak fotoğrafı değiştirildi. Son elli yıldır kapakta yer alan fotoğraf 1946 ulusal General Electric ve Westinghouse grevlerinde UE grevcisi silahsız Herb Lewin’i öldüresiye döven altı Philadelphia polisini göstermektedir. Lewin’in suçu neydi? Dev Westinghouse şirketine karşı greve gitmek.

Fakat fotoğraf UE bilgisinden fazlasını göstermektedir: Bu fotoğraf tam da sendika üyelerinin konuyu her inceleyişleri sonucu kavradıklarını veya grevlere ve gösterilere katıldıkça öğrendiklerini temsil eder: Özel görevi patronları korumak olan polis, devletin silahlı gücü olarak varlığını sürdürür.

Bu kitap ikiyüz yıllık ABD emek tarihini gözden geçirerek onun öneminin anlaşılmasını sağlar. Tek başına bu olgu sendikal örgütlenme ve mücadelede yeni olan işçiler için çoğu zaman bir aydınlanmadır. 1980’de Labor’s Untold Story‘nin bir nüshasıyla ilk defa karşılaştığımda Amalgamated Transit Union, ATU (Birleşik Taşımacılık Sendikası)’nun kampanya örgütlenmesinde çalışan sıradan bir örgütçüydüm. Emekli bir sendika üyesi kitabın elindeki eskimiş nüshasını iş arkadaşıma verdi, sonra arkadaşım da kitabı bana verdi. Sayfaları karıştırdığımda inanamadım. Gönüllü genç bir sendikacı ve bir radikal olarak bu kitap benim için beklenmedik bir sürprizdi.

O dönemlere ilişkin olarak bulunabilen emek edebiyatı çoğu zaman her sayfasında işçileri zihinsel olarak silahsızlandıran karşı-emek edebiyatıydı. Bazı istisnalar dışında patronların tacizleri karşısındaki radikal tepkilerle dalga geçiyor, sendikalara suç örgütlerinin uzantıları ya da bazı dış güçlerin ajanları diye iftira atıyor, hepsi sınıf işbirliğini, ilerlemenin yolu olarak teslimiyeti teşvik ediyordu. Bizzat işçi sendikaları emek tarihinin gelişimini üzerine çok az şey üretiyor -maalesef bugün de böyledir- hatta emek hareketinin daha derin yönlerini anlatmak bir yana kendi üyelerine bile kendi sendikalarının geçmişini tanıtmak için en ufak bir çaba göstermiyordu. McCarthy terörü sınıf meselelerinde işçileri eğitme ve harekete geçirme eğilimlerini törpülemişti.

Daha kötüsü geçmişte bir işçinin emek yanlısı kitap ve makaleleri araştırabileceği internet de yoktu. Kitapçı zincirleri hiçbir şey sunmuyordu. Pek çok açıdan çöldeydik ve bu, genç bir işçi olarak benim Labor’s Untold Story ile tesadüfen karşılaşmamı daha da önemli kıldı.

İlk yıllarda, 1-2 adet almak için New York 51. Cadde’deki UE bürosuna düzenli olarak havale yolladığımı hatırlıyorum. Benim faydalandığım gibi faydalanacaklarını düşündüğüm işçilere dağıtır ya da onlara kendi kitabımı ödünç verirdim. Seyahate çıktığımda eski bir nüsha bulunduracaklarını düşündüğüm tozlu kitapçıları aramayı alışkanlık haline getirmiştim. Saha örgütçüsü olduktan sonra bu kitabı diğer üye örgütçülerle birlikte çok sayıda sendikal kampanyada kullandım.

Şansıma, sonunda ben de ulusal toplantılarda, politik konferanslarda ve diğer sendikal faaliyetlerde yirmi yıl boyunca kitap standlarından sorumlu bir UE üyesi ve çalışanı oldum. Bu mevkide sonsuz bir enerjiyle Labor’s Untold Story sattım. Şimdi emekli bir UE görevlisi ve ATU uluslararası elemanı olarak bu kitabın yüzlerce kopyasını işçilere ve sendika üyelerine dağıtıyorum. Bazılarını satıyor bazılarını veriyorum. Bu kitap zamana yenik düşmedi. Bu kitap bildiğim her kitap kadar işçilere ulaşıyor.

Beni kitapla ve kitabın açık ilham verici mesajıyla tanıştıran Florida’daki eski toprağa minnettarım. Pek çokları gibi hiçbir zaman üniversiteye gidemedim; emek hareketimizin gerçek tarihini ve sorunlarını okumak ve incelemek motivasyonuna sahip olmasaydım kendimi nerede bulurdum bilmiyorum.

Orta Pennsylvania’nın harap bir kasabasında doğduğum düşünülecek olursa, emek hareketi olmasaydı muhtemelen şimdi bölgemi dolduran milyonlarca kötü ve sefil Trump destekçisi gibi kendimi çöplükte bulurdum. Bu yazgıdan kurtulmuş olmam kısmen Labor’s Untold Story sayesindedir.

Her işçi sendikasının militanı okumak ve araştırmak zorundadır. Çalışmalarına yön vermek için sınıf mücadelesi ideolojisini geliştirmedikçe ve bu mücadeleyi sürdürüp hayata geçirmedikçe hiçbir sendika patronlar ve politikacılarla savaşacak ciddi bir strateji tasarlayamaz.

Florida’da yaşanandan bu yana geçen yıllarda hayat boyunca bir sendika aktivisti ve çalışanı olacağım asla aklıma gelmezdi. Ama işte buradayım.

Sınıf mücadelesi içinde geçirdiğim kırk yılda, işçi sınıfının yurtiçinde ve yurtdışında bir çok yerde yıkıma uğradığını gördüm. Bazı savaşları kazandık ama pek çoğunu da kaybettik. Bugün ABD işçi hareketi benim 1979’da katıldığım hareketin yarısı büyüklüğünde. Tüm sanayiler ve sendikalar silinmiş ve işçi sınıfının ekonomik durumu ABD tarihinde rastlanmadığı kadar hızlı bir şekilde daha da aşağı itilmiş. Patronların sendika düşmanlığı yıllar içinde yüz kat artmış ve politikacılar çoğu zaman emeğe düşman olmuşlar ya da ister örgütlü ister örgütsüz olsun işçilerin uğradığı felaket karşısında kayıtsız kalmışlardır.

Bu iç karartıcı koşullar emekçi kitlelere “Oturun ve okuyun. Gelecek çatışmalar için kendinizi eğitin,” diye öğüt veren efsanevi sendika örgütçüsü Mother Jones’a kulak vermemizi emrediyor. Bu öğüt bugün için de geçerli. Bu kitabı okuyun. Satın alın ve genç işçilere ve kitaptan haberdar olmayan emektarlara dağıtın. Gelecek çatışmalara hazırlanın. Bu çatışmalar zaten yaşanıyor ve daha fazlası gelmekte.

Makale 20 Aralık’ta ‘jacobinmag‘de yayınlanmış, Alınteri çeviri ekibi tarafından tercüme edilmiştir.


Yorum yap

E-Mail adresiniz yayımlanmayacak. İşaretli alanları doldurmanız zorunludur *

Yanıtı iptal et

İlgili yazılar